• 4.10.2011 00:00
  • (2119)

 

Meclis'in açılışı, BDP'li milletvekillerin yemin etmesi ilse başlayan süreç gözleri yeniden anayasa tartışmasına çevirdi. Geçen hafta AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik ve Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in başlattıkları görüşmeler olumlu sonuçların alınmasına yol açtı.

Açık söylemeliyim ki, seçimler öncesinde oluşan aşırı siyasi kutuplaşma; seçimlerin AK Parti ve karşıtları şeklinde geçmesi beni yeni anayasa konusunda ürkütmüştü. Bütün iyimserliğime rağmen içimde 'acaba' kuşkusu hep var oldu. Son gelişmeler var olan iyimserliğimi daha da arttırdı.

İKİ BÜYÜK DEĞİŞİM DALGASI

İçimdeki küçük acabaya rağmen, iyimserliğimin arkasında birbirini besleyen iki değişim dalgasının üst üste oturması var.

İlki Türkiye'nin 1990'larda başlayan değişim dalgasının demokrasi ile buluşması ve Türkiye'nin normalleşme sürecine girmesi.

İkincisi 1960'larda Batı'da ortaya çıkan 'modernliğin krizleri'nin aşılması konusunda dünyanın farklı yerlerinde gelişen alternatif değişim dalgalarının birbirini etkilemesi ile yaşanan daha büyük değişim dalgası.

Bu iki değişim dalgası birbirini besliyor. Dünyada yaşanan bu değişim, toplumsal taleplerin kamusal alanda daha fazla yansıması, kamusal çoğulculuk, açıklık, şeffaflık demek; kısaca daha fazla demokratlık demek. Türkiye'nin değişimi, dünyada yaşanan değişime bazen paralel bazen daha hızlı oluyor.

Bu büyük tabloya baktığımızda Türkiye için tek bir sonuç çıkarmak mümkün; Türkiye, dünyada yaşanan değişimin parçası olmak için daha fazla demokratikleşmek ve normalleşmek zorundadır.

Bugün AK Parti güçlü bir iktidardır, çünkü bu değişim dalgasının en iyi okuyan ve ona uyum sağlayan siyaseti üretmektedir. Ve bu yüzden AK Parti, yeni anayasadan vazgeçemez, Kürt sorununu çözme iradesinden vazgeçemez, normalleşme sürecinden vazgeçemez.

Aslında öyle bir değişim dalgası yaşıyoruz ki, muhalefet partileri bile siyaseten bunu reddetseler bile pratik olarak karşı çıkamıyorlar. Çünkü bu karşı çıkışın maliyeti onlar için çok ağır olabilir. Yeni anayasa konusunda uzlaşma komisyonuna ön şartsız gelişleri bundan.

Muhalefet konusunda daha genel bir değerlendirme ile şu tespit yapılabilir: Siyasete baktıklarında karşılarında siyaseten yenemeyecekleri bir AK Parti, anlama çabaları olmadıkları için uyum sağlayamadıkları bir değişim süreci var. Bu süreçte ayakta kalmak için 'mış' gibi yaparak AK Parti'den rahatsız olanların oylarına talip olacaklar.

BDP'NİN OKUYAMADIĞI TABLO

Bu büyük değişim tablosunu Kürt sorunu bağlamında BDP ne yazık ki okuyamıyor. Sıkça 'AK Parti çözüm istemiyor' argümanına sarılıyorlar. Oysa bu temelsiz bir tezdir. AK Parti nasıl ki, yeni anayasadan kaçamıyorsa, Kürt sorununda çözümün kaçınılmazlığının farkında. Elbette süreci olabildiği ölçüde kendi kontrolünde götürmek istiyor olabilir. AK parti'yi bu yüzden eleştirebilirsiniz. Ama bu süreçte de BDP'ye düşen AK Parti çözüm yolunda adım attıracak muhalefet yapmak, bugüne kadar yaptığı gibi siyaseti reddetmek değil.

Dün Söyleşi-Yorum'da röportajını okuduğunuz Osman Can, BDP ile ilgili olarak şunları söyledi; "Eğer BDP, geçtiğimiz yıl anayasa değişiklik sürecinde boykot yerine daha aktif bir tutum alsa ve sürece katkı verseydi; inanın bugün Kürt meselesinde bambaşka bir yerde olabilirdik. Hadi bırakalım geçen yılı, 12 Haziran seçimlerinden sonra Meclis'e gelseydi ve kriz üretmeseydi yine şu an içinde bulunduğumuz şiddet sarmalının içinde olmazdık. Bu çok açık."

Can çok haklı bir noktaya işaret ediyor. Eğer BDP geçtiğimiz yıldan itibaren gerek anayasa değişikliği gerekse seçimlerden sonra boykot yerine siyaseti tercih etse idi hem anayasa konusunda hem de Kürt sorununun çözümü konusunda çok daha fazla mesafe almış olabilirdik. Can'ın dediği gibi; "zararın neresinde dönülse kârdır".

Yazıya anayasa ile başladık onunla bitirelim. Yeni anayasa, son dönemde çokça kullandığımız ve sembolik olarak değeri olan 'Yeni Türkiye'ye geçişin metni olacaktır. Yeni anayasa süreci daha derinde büyük bir zihniyet değişiminin hayat bulmasıdır. Yeni anayasa, tek doğruya dayanan, homojen bir toplum varsayan otoriter zihniyetin mahkum edilmesi; toplumsal karar süreçlerini çoğalması, ölçek bağlamında katılımcı siyaset, eşitsizlikler karşısında pozitif ayrımcılık, adem-i merkeziyet, şeffaflık gibi ilkeleri temel alan demokrat zihniyete geçişi ima eder.