• 15.10.2011 00:00
  • (2553)

 Son günlerde Kandil'de konuşlanmış olan PKK konusunda önemli gelişmeler oluyor. Irak Başbakanı Nuri El Maliki'nin PKK'ya yönelik açıklamaları, ardından Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari'nin Ankara'da yaptığı görüşmeler PKK'nın artık Kandil ve Kuzey Irak'ta geleceğinin çok parlak olmadığını gösteriyor. Özetle PKK için çember giderek daralıyor.

'PKK için Kuzey Irak'ta çember daralırken, İran PKK'ya yeni bir çember mi açıyor' sorusuna Murat Karayılan'ın İran'da yakalandığına ilişkin gazetemizin Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi'nin yazıları somut cevaplar verir nitelikte. Selvi'yi tanıyanlar yazdıklarının kolay kolay yabana atılmayacağını bilirler. Nitekim konunun gündeme gelmesi üzerine gerek İçişleri Bakanı İdris Nami Şahin'in gerekse Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın açıklamaları, konunun kolayca yalanlanmayacağını gösteriyor.

Karayılan tartışması aslında bir kez daha gözleri Ortadoğu'da yaşanmakta olan değişimlere göz atmamızı zorunlu kılıyor. Bölgeye bakarken elimizdeki bir kaç ipucunu göz önüne alalım. Bunlardan ilki, Türkiye-ABD ve Irak yönetiminin PKK ve şiddetin sona erdirilmesi konusunda ortak bir iradeye sahip olması. İkincisi ABD'nin 2011 sonunda Irak'tan çekilecek olması.

Aslında bu iki ipucunun bize söylediği şey, Türkiye'nin 2009'da başlattığı Demokratik Açılım sürecinin bir parçasının da PKK konusunda ABD ve Irak yönetimi ile birlikte atıldığıdır. Türkiye-ABD-Irak arasındaki işbirliğinin hedefinin ise örgütün silahsızlandırılması olduğu açık. Nitekim açılım sürecinde Türkiye'nin sadece İmralı ile değil, Kandil'le de hem de PKK'nın silahsızlandırılmasının bile görüşüldüğünü artık biliyoruz. Ayrıca Türkiye-Irak arasındaki ilişkiler ve Irak'tan son günlerde gelen açıklamalar bunu teyit ediyor.

Bugün içinde olduğumuz şiddet sarmalının yükselmesine ve Demokratik Açılım sürecini de sekteye uğratan gelişme 2011'in başından itibaren yaşanmaya başlandı. Tunus'ta başlayan Arap Baharı'nın Mısır ve Libya'da yönetimlerin değişmesine yol açması; devamında Suriye'de yaşananlar bölgedeki bazı aktörlerin konumlarını yeniden gözden geçirmesine yol açtı. Bunlardan birisi İmralı-Kandil hattında PKK, diğeri de İran oldu.

Arap Baharı'nın Tahrir Meydanı'nda yarattığı heyecan önce Abdullah Öcalan'ı etkiledi. Öcalan, 4 Şubat 2011'de Öcalan avukatları ile görüşmesinde dile getirdiği; 'Ben burada ancak sorunun çözümünde kolaylaştırıcı bir rol oynayabilirim. Devlet de bu süreçte üzerine düşen rolü oynamalıdır. Yok eğer bu çabalarımızdan sonuç alamazsak, çözüm gerçekleşmezse bu benim bu durumda rol almamın bir önemi kalmaz ve böylesi bir durumda Mart'la birlikte aradan çekilebilirim. ... Mart'a ilişkin yaptığım açıklamalar da bir savaş çağrısı değildir. ... Bundan sonra geliştirilecek olan özsavunma anlayışı, halkın her türlü örgütlenmesidir, halkın içinde yer aldığı bir özsavunma anlayışı geliştirilmelidir. Bir de ben özsavunma derken hep silah anlaşılıyor. En demokratik toplumların bile kendisini savunmaya ihtiyacı vardır. Bu silah demek değildir. Demokratik kitle gösterileri de bir özsavunma biçimidir. Örneğin Diyarbakır'da halk, Mısır'daki gibi günlerce sokaklardan ayrılmazsa, taleplerini dile getirirse, işte o zaman barış gelir, bakın bakalım o zaman AKP kalır mı kalmaz mı, işte o zaman Erdoğan'ın kendisi bu sorunun çözümünü talep edecektir. ... Kürt sorunun demokratik-barışçıl çözümünün yollarını arıyorum. Yeri gelmişken belirteyim; bu Tunus ve Mısır'daki gelişmeler de şunu gösterdi; Ben yıllar önce ve savunmalarımda 2000'li yılların halkların baharı olacağını belirtmiştim. Gelişmeler bu öngörümü doğruluyor.' sözleri Kandil tarafından sahiplendi ve Mart ayından itibaren 'sivil itaatsizlik' adı altında 'demokratik çözüm çadırları', 'sivil Cuma' gibi eylemler devreye sokuldu. Buna paralel olarak şiddet hızla tırmandı. ANF'de yayınlanan Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Yusuf Ziyad gibi kalemlerin yaptıkları analizler aslında bu resmin içine oturmaktadır.

Arap Baharı'ndan olumsuz anlamda etkilenen ve strateji değiştiren ikinci bölge aktörü İran oldu. İran'ın, Suriye, Lübnan ve kısmen de Irak'taki nüfuzu Arap Baharı ile büyük ölçüde yıpranmıştır. Bu süreçte İran'ı en fazla rahatsız eden Suriye'deki gelişmeler ve Türkiye'nin göreli olarak öne çıkması, süreçte öncü olmasıdır. Çünkü İran, Arap Baharı esas olarak bir özgürlük ve demokratikleşme hareketi olduğunun ve kendisinin de bu süreçten etkileneceğinin farkında.

Karayılan tartışması tam bu aşamada devreye girmektedir. PKK'nın İran'daki kolu olan PJAK, İran'ı rahatsız edecek bir terör eylemi gerçekleştirmemesine rağmen hedef oldu. İran kandil2e operasyon başlattı. Sonra Karayılan yakalandı haberi ortaya çıktı. Karayılan, yakalandı haberlerinden yaklaşık bir-iki hafta sonra ortaya çıktı. İşte işin sırrı ve Abdülkadir Selvi'nin işaret ettiği gelişmeler bu süreç içinde gerçekleşti. Sonra PJAK ateşkes ilan etti ve çatışmalar sona erdi. İnsan burada şu soruya cevap arıyor; 'PJAK İran'da ne yaptı da, İran PJAK'a saldırdı?' ve başka bir soru; 'Karayılan yakalandı haberi neden bu arada çıktı?'

Aslında ANF'de Yusuf Ziyad'ın yaptığı bir analiz bu soruya cevap niteliğinde. Şöyle yazmış Ziyad; 'AKP devletinin dış politikadaki yanlışlıkları PKK'ye yeni alanlar açmıştır. PKK'nin manevra alanını genişletmiştir. Her şeyden önce İran, Irak, Suriye ve Lübnan'a kadar olan saha hem genişlemesine hem de uzunlamasına PKK'ye açılmıştır. Bu durumu ileriki günlerde daha açık bir biçimde görmek mümkün olabilir. Bu durumu geçici ittifaklar ya da Türkiye'yi girdiği yoldan geriye çevirmek için yapılan geçici ittifaklar olarak değerlendirmemek gerekir. Bu ittifakların kalıcı ve ileriye yönelik oldukça stratejik ittifaklar olacağını düşünüyorum. Bunun böyle olmasının en önemli sebebi ise bu ittifaklarda bulunan tüm güçlerin tek çıkış yolu olmasıdır. Onun için başta yavaş yavaş karşılıklı güven adımları atılacak, ondan sonra ise çok somut ve kalıcı adımların atılacağını düşünüyorum.'

Ziyad'ın burada bahsettiği İttifak İran-PKK (ve Suriye) ittifakından başka bir şey olmasa gerek. Ziyad'ın 'Bunun böyle olmasının en önemli sebebi ise bu ittifaklarda bulunan tüm güçlerin tek çıkış yolu olmasıdır' ifadesi de PKK ve İran'ın Türkiye'den ve Arap Baharı'nın yol açacağı gelişmelerden duydukları rahatsızlığın ortak noktasıdır.

Suriye'de Kürt muhalefet lideri Maşel Temo'nun öldürülmesine bu resim içinde bakmakta fayda var.

Karayılan'ın yakalanmasının kilit olduğu Iran-PKK işbirliği geleceği olmayan bir ortaklıktır. Bu ortaklık, bölgedeki değişimleri okuyamadığı gibi, dünyadaki değişimleri de ıskalayan bir bakıştır. Hele hele PKK'nın değişen dünyada bir ulus-devlet ile ittifak kurarak ömrünü uzatacağına dair analizler, şiddetin sadece insanı değil de entelektüel birikimi de yok ettiğini gösteriyor. Ortadoğu her şeye rağmen ulus-devletlerin birbiriyle daha fazla muhatap olacağı bir döneme giriyor. Bu resmin içinde PKK'ya yer yok. İran ve Suriye çok istese de.

O yüzden Ahmet Altan üzerinden Türkiye'ye seslenen Murat Karayılan'ın yapması gereken yeni bir eylemsizlik süreci başlatarak 'Savaşa ve silaha âşık değiliz' sözünü hayata geçirmesidir.