• 30.10.2011 00:00
  • (4168)

 İki gündür Van ve Erciş'teyim. Van'daki yoğun hava trafiği yüzünden THY'nın tarifeli uçağı yaklaşık 1 saat rötar ile kalktı. Uçak, Van'ın üzerine geldiğinde depremin vurduğu değil de bambaşka bir şehir gibi görünüyor. Uçak Van Gölü'nün üzerinde süzülerek indiğinde havaalınındaki yoğun uçak trafiği size umut veriyor. Farklı ülkelerden gelen ve yardım taşıyan uçaklar yüklerini boşaltıyor. Kargo bölümünün çıkışında uzun kamyon ve tır kuyruğu bu yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak üzere bekliyor.

Saat 7'den sonra Van'ın merkezinde herhangi bir caddeye baktığınızda şehrin bir hayalet şehir olduğunu düşünebilirsiniz. Yan yana dizikmiş 5-6-7 katlı binaların sadece alt katlatında tek tük açık dükkanların ışıklarını görebilirsiniz. Binaların üst katları neredeyse ışıksız. Sanki terk edilmiş bir şehir. Bunun nedeni insanların evlerine girememeleri.

Van'da yaşanan çadır sıkıntısının nedeni de bu. Görüştüğümüz depremzedeler, depremin asıl zararı evlerin içine verdiğini ve evlerin yüzde 50-60'nın kullanılamayacak durumda olduğunu söyledi.

Çadırlarda kalanların çoğu kiracı. Van merkezde nuüfus yaklaşık 500 bin. Bunun 3'te 2'si son yıllarda çevre illerden özellikle komşu il Hakkari'den gelmiş. Van'a göç edenler şimdi Hakkari'ye de dönemedikleri için çadırlara sığınmış durumdalar.

Geceyi Van'da Valiliği'nin talebi ile henüz açılmamış bir otelde konakladım. Otel'in duvar ve kirişlerinde çatlaklar vardı. Otelden önce gördüğümüz çadır kenti, sokak aralarındaki çadırları düşündüğümüzde bu çatlaklar önemini kaybediyordu.

Geceyi sanıyorum iki sarsıntı (4,0 ve 4,2) ile geçirdik. Sabah erkenden Erciş'e gitmek üzere yola çıktık. Erciş'e yaklaştıkça depremin acı yüzünün Van'dan daha ağır olduğunu gördüm. Yolun solunda kalan Norşin Petrol istasyonunda tavan kaplaması ana binadan kopmuş ve otomobilin üzerine düşmüş. Yolda oluşan yarıklar şimdilik asfalt ile doldurulmuş.

Erciş'in hemen girişindeki kapalı spor salonu hastaneye dönüştürülmüş. İlk müdahale burada yapılıyor. Ancak hastaneden çıkıp Vanyolu Caddesi'nde yürüdükçe iki şey hemen göz çarpıyor. İlki depremin acı resmi, ikincisi depreme inat, depremi yenmek için kurulan kardeşlik. Erciş'te 80'e yakın bina çömüş ve 500'ün üzerinde can kaybı var. Bunun yanında depremin ilk günden itibaren çöken binaların altında kalanları hayata döndürmek içinde seferber olmuş Türkiye var. Sokaklarda âdeta plaka kardeşliği var. 26 plakalı, 24 plakalı, 16 plakalı, 66 plakalı, 35 plakalı, 34 plakalı, 58 plakalı ve neredeyse bütün Türkiye'den gelmiş 112 Ambulanslar, Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) ve sivil savunma kurtarma ekipleri var. Birbirlerini hiç tanımıyorlar, farklı illerden gelmişler ama aynı amaç için uyum içinde çalışıyorlar: "bir can daha fazla kurtarmak" bütün hedefleri bu.

Van ve Erciş'te geçirdiğim iki gün, daha önce bölgede gittiğim Diyarbakır'da, Mardin'de, Hakkari'de hissettiğim bir gözlemi yeniden test etmem imkan tanıdı. Gerçekten Türkiye'nin Batısı ile Doğusu arasında var olan büyük uçurumu ve bu uçurumda terör yüzünden, Kürt sorunu yüzünden konuşamadığımız çok fazla şey olduğunu gösterdi. Elbette Kürt sorunu ve terör bölge insanının gündelik hayatının bir parçası. Ancak Kürt sorunu ve terör aynı zamanda bölge insansının gündelik hayattaki sorunların üzerini de örten büyük bir örtü. Artık o örtüyü yırtma zamanı geldi. Deprem bize o fırsatı verdi.

Van'da Erciş'te amacı bir can daha kurtarmak olanlara PKK'nın verdiği cevap gerçekten insani ve ahlaki değil. Hedefin bir can daha fazla kurtarmak olduğu, Kürt-Türk ayrımının her açıdan ortadan kalktığı Erciş ve Van'ın aksine PKK, Osmaniye'de polise saldırarak, Bingöl'de canlı bomba eylemiyle adeta bir can daha fazla almak için terör eylemlerinde devam etti. PKK, Türkiye ile Van-Erciş arasında var olan ve depremle birlikte kenetlenen kardeşlik köprüsünü hedef aldı.

Oysa depremin yeni bir eylemsizlik için fırsat olabileceğini düşünmüş ve yazmıştım. Son saldırılar PKK'nın derdinin çözüm olmadığını gösterdi. Onlar insanların yas tutmasına bile dayanamıyorlar. Onlar savaşmak istiyorlar. Onlar depremin yarattığı kardeşlikten rahatsızlar.

Onlara artık dur deme zamanı gelmedi mi?

Bunu Kürtler yapabilir bir de BDP.

Kürtlere düşen "PKK'ya durun", tüm Türkiye'ye düşen de "hükümete daha çok demokrasi" demek olur.

 

Mülteciler için deprem daha zor

Van'daki Et ve Balık Kurumu'nun bahçesinde kurulan çadır kentin biraz uzağında iki sarı çadır dikkami çekyor. Çadırlara yaklaştıkça bunların çadır değil, sarı naylondan yapılmaya çalışan bir çadır olduğunu görüyorum. Yan yana duran iki çadırda üç Afgan mülteci aile yaşıyor. Toplam 11 kişiler ve 3'i çocuk. Ali (13), Nejmi (8) Davazza dışarda, küçük kardeşleri çadırda uyuyor. Mülteci depremzedelerin yardım alması da zor. Hem iletişim sorunları var hem de kimseyle şikayette bulunamıyorlar. Yemek ve ekmek dağıtan araba geldiğinde sıraya girip yemek alıyorlar. Kimseden birşey isteme ve şikayet etme lüksleri yok. Van'da yaklaşık 3 binin üzerinde mülteci yaşadığını düşünürseniz durumun daha acı olduğunu görebilirsiniz.