• 1.11.2011 00:00
  • (2513)

Bu yılın başından itibaren sistematik olarak artan ve 14 Temmuz'dan sonra da PKK açısından artık geri dönülmez yol olan şiddetin; öne sürülen hiçbir gerekçesi haklı ve meşru olamaz. Ne "protokoller" ne "oyalama" ne de başka bir gerekçe. Üstelik bu şiddet, Kürt sorunu bağlamında Kürtlerin doğuştan gelen hakların hayata geçirilmesini ertelemekte ve şiddete karşı çıkan Kürtleri de zora düşürmektedir. Kürtlerin haklı ve meşru taleplerini savunmak herkes için giderek zorlaşmaktadır.

Son günlerde medyada PKK'nın yeni geliştirdiği şiddet stratejisine karşı, devletin geliştirdiği yeni stratejiler üzerine tartışmalar var.

Taraf'tan Emre Uslu'nın kaynaklardan elde ettiği bilgiye göre devletin PKK'ya karşı yeni stratejisi 3 ayaktan oluşuyor.

İlk ayak, "PKK'nın üstünlük kurduğu alanı yok etmeye çalışıyor. Bu alan PKK'nın psikolojik üstünlük alanı"nın yok edilmesi. İkinci aşama, "Kuzey Irak'a yönelik kısmı. Burada da yine PKK kendisinin mutlak hâkim olduğunu, devletin buraya girerse çıkamayacağı mitini" yıkılması. Yani askeri başarı elde etme. Üçüncü ayak ise "PKK yenilmez, Kuzey Irak girilmez değildir mesajını anlaşıldıktan sonra, PKK'nın ateşkes ilan edip sınır dışına çekilmesi çağırısını bekle"mek. Tabii bunun içinde PKK'nın büyük kayıp yaşayıp silah bırakmaya mecbur kalması varsayımı var.

Bu strateji üzerine gazetemizden Ali Bayramoğlu, Radikal'den Cengiz Çandar ve başka cevap yazanlar oldu.

Uslu tarafından ifade edilen bu strateji, PKK'yı silah bırakmaya ikna etme açısından, terörle mücadele açısından iç tutarlılığa sahip olabilir. Ancak önemli bir eksiği vardır. Bu strateji, PKK ile Türkiye içinde PKK'ya sempati duyan, 30 yıllık yaşanmışlığın geride bıraktığı ilişkileri yok saymaktadır. Bölgede yaşayan ve ailesinden birileri dağda olan, hapiste olan ya da ölmüş aileler, Öcalan'a mistik ve dogmatik nosyonlar atfeden genç kuşağı yok sayan bir stratejidir. Bu açıdan eksik ayaklıdır. Örgüt ile taban arasındaki bu ilişkiyi yok sayarak üretilen varsayım üzerine kurulan strateji, temel varsayımın yanlışlanması ile çökebilir.

Bu stratejinin temel eksiği ilk üç maddenin önünde olması gereken ve muhatabı Türkiye'deki bütün Kürtler olan; aracı da sadece demokrasi olan, demokratik adımlar olan ayaktır.

Devlet, hükümet PKK'ya karşı, teröre karşı mücadelesinde yeni stratejiler geliştirebilir ve yukarıdaki strateji bu açıdan başarılı sonuçlar da verebilir ama bunun temel şartı bu sürece paralel olarak geliştirilmesi gereken yeni bir demokratikleşme hamlesidir.

Bu aşamada bütün demokratikleşme sürecini yeni anayasayla sınırlı tutmak ve yeni anayasanın Kürt sorunu dahil bütün sorunları çözeceğine olan inanç "anayasa fetişizm"den başka bir şey değildir. Unutmamak gerekiyor ki, anayasa sonuç itibariyle bir metindir ve toplumun zihniyetinden bağımsız değildir.

Bugün hükümetin terör eylemlerinden ve PKK'nın arttırdığı şiddetten bağımsız olarak demokratikleşme konusunda adımlar atması gerekmektedir.

Kabul edelim AK Parti, 1 Ağustos 2009'dan itibaren kamusallaştırdığı "Demokratik açılımı", çok daha önce Abdullah Öcalan ile görüşerek başlatmış. 2002'den bu yana 40'ın üzerinde yasal değişiklik yapılmıştır. Ancak aynı AK Parti, bu kadar büyük adımlar attıktan sonra atabileceği küçük adımları atmakta aynı cesareti göstermemektedir.

Oysa atılacak bu küçük adımlar bölgede PKK'nın kendisine yakın olsun olmasın tüm Kürtler üzerinde yürüttüğü propagandanın geçersiz hale gelmesine yol açacaktır. Bu küçük adımlar, PKK'nın toplumsal zemininin daraltacak, PKK şiddetinin haklı gören tabanı da kazanmak açısından önemlidir.

Ve atılması gereken adımlar, başlatılan demokratik açılımın yanında çok küçük adımlardır. Bu adımların başında Kürtçe eğitim konusunda bir formül üretmek gelmektedir. Kürtçenin ilköğretim de seçmeli ders olarak okutulabilmesi, kamusal alanda ikinci dil olarak kullanılması gelebilir.

İkinci olarak başta Terörle Mücadele Kanunu'nun (TCK) 6-7 maddesi, TCK'nın bazı maddeleri olmak üzere yapılacak değişikler ile düşünce ve ifade özgürlüğünün alanı biraz daha genişletilebilir.

Hükümetin atacağı demokratikleşme adımları sadece Kürtler için değil tüm Türkiye için daha çok özgürlük ve demokrasi demektir ve bunlar AK Parti'nin başlattığı demokratikleşme ve sivilleşme sürecine aykırı da değildir. Eğer devletin/hükümetin PKK'ya karşı terörle mücadele konusunda, silah bıraktırma konusunda yeni bir stratejisi varsa; bu stratejinin başına kayıtsız şartsız demokratikleşme sürecinin hızlanması ve derinleştirilmesi konulmalıdır. Çünkü PKK'yı toplum nezdinde mahkûm etmenin, toplumsal zeminini daraltmanın ve silah bırakmaya mecbur bırakmanın ilk yolu budur.

Elbette PKK'nın bir an önce yapması gerek de; kayıtsız şartsız silahları susturması ve hızla sınır dışına çekilmesidir.