• 25.11.2011 00:00
  • (2436)

 Önceki gün Türkiye önemli bir ilki yaşadı. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Dersim'de yaşananlar konusunda tarihi bir açılım yaptı ve devlet adına özür diledi. Başbakan'ın bu özrü sıradan değil, büyük bir sıçramadır.

Başbakan'ın yaptığı sıçramanın önemini anlamak için CHP'nin ve onun Dersimli Genel Başkanı'nın yaptığı açıklamalara bakmak yeterlidir.

Dersimli Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Başbakan'ın devlet adına dilediği özrün ardından yaptığı açıklamada; 'açıklamaları samimi bulmadığını' söylemiş. Bunun ilk tepki olarak bir yere not edelim.

Sonra, CHP Diyarbakır İl Başkanı, il yönetimi adına çıkıp gayet medeni biçimde Dersimlilerden ve Alevilerden özür diledi. İl Başkanı Muzaffer Değer, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'den sonra ikinci bir cesaret örneği gösterip; '... Biz CHP olarak geçmişimizle hesaplaşmamız gerekirken, yüzleşmemiz gerekirken, özür dilememiz gerekirken, Cumhuriyet Halk Partisi'nin yapması gerekeni bir başka partinin yapması ve devlet adına özür dilemesini gördük. Dersim faciası karşısında Dersimli, Tuncelili, yurtaşlarımızdan CHP Diyarbakır İl Başkanı olarak, il örgütüm adına Dersim'de yaşanan olaylardan dolayı Dersim ve Tunceli halkından özür diliyorum.'

Değer dilediği özrün karşılığını kısa sürede aldı. CHP'nin web sitesinde buram buram 'Alicengiz oyunu' kokan bir açıklama konuldu. O açıklamada; "CHP Diyarbakır İl Başkanı olarak açıklama yapan Muzaffer Değer, Dersim konusunda özür dilediğini açıklamadan önce il başkanlığından alınmıştır. Değer açıklama yaptığında CHP İl Başkanı değildir. Bilgilerinize sunarız."

Neymiş, Değer o açıklamayı yaparken yani özür dilerken İl Başkanı değilmiş. Peki Değer CHP'li değil mi?

Günün ilerleyen saatlerinde Kılıçdaroğlu; "... Sayın Başbakan topluma kin ve nefret tohumları ekti. Çok ağır ifadeler. Ben kendisini dinlerken 'acaba Türkiye Cumhuriyetine düşman bir kişiyi mi dinliyorum?' diye kaygıya kapıldım. Nasıl olur da bir ülkenin başbakanı kendi yurttaşları arasında ayrım yapar. Kin ve nefret tohumları eker. Ben merak ediyorum. Bundan sonraki adımı ne olacak acaba. ...'

Çarşambanın kronolojisi bu.

Perşembe gunü ise Kılıçdaroğlu'dan gelen tek açıklama "özür yetmez" oldu.

Somut olay ortada. Sunni gelenekten gelen Başbakan Erdoğan Dersim'de yaşanan acılar üzerine çıkıp devlet adına özdür dilerken; ailesinden 40 kişiyi bu katliamda kaybetmiş, kamusal alanda Aleviliğinden ve Kürtlüğünden utanan Kemal Kılıçdaroğlu, özür dileyen İl Başkanını görevden alıyor, "özür yetmez" diyor.

Yazık gerçekten yazık

Peki yapılması gereken ne, bunu yapacak kim?

Bu sorulara sanırım en açık yüreklilikle cevap vermesi gereken Aleviler.

Ben, bu satırları yazarken utanıyorken, Kılıçdaroğlu Dersim'e nasıl bu kadar duyarsız olabiliyor; hem anlamakta hem de inanmakta zorluk çekiyorum.

Eğer Kılıçdaroğlu'da birazcık vicdan varsa ya istifa eder ya da Diyarbakır İl Başkanı'nı yeniden göreve atar ve ondan özür diler.

Dün yazdım Aleviler tarihte olmamış ama kendi benliklerinde kurguladıkları bir 'altın çağ'da yaşıyorlar. Bugün yaşadıkları 'gerçeklik korkusu' ve 'gerçeklikten kaçış'. Alevilerin bunu aşmadan siyaseten normalleşebilmeleri zor görünüyor.

Alevilerin, CHP ve Atatürk'le kurduğu bu patalojik ilişkiyi sorgulamları şart. Bunu sağlayacak olan ise 'güven' duygusudur. Bu devletin ve rejimin Alevilere daha fazla güven vermesi gerekiyor. Bunun yolu da kamusal alanda Alevileri eşit vatandaş olarak kabul etmek ve her türlü ayrımcılıktan vazgeçmek.

Bu adımı atacak olan ise Başbakan Erdoğan ve AK Parti'dir. "Özür dileyerek" büyük bir adım atan Erdoğan için bunlar küçük adımlar olsa gerek.

 

* * *

Not:

Peki bugüne kadar siyaseten Alevilerin üzerine söylenmedik söz bırakmayan dernek ve vakıflar nerde? Onların sesini duydunuz mu?

Mesela İzzettin Doğan, mesela Ali Balkiz, mesela Fermani Altun. Duydunuz mu Dersim konusunda bir şey dediklerini?

Kaçırdıysam özür diliyorum ama sessiz kalmalarından mutlu oluyorum. Çünkü sessizlikleri aslında olanların ne olduklarını gösteriyor.