• 13.12.2011 00:00
  • (2330)

 Kamuoyunda şike yasası olarak bilinen ve 14 Nisan'da yürürlüğe giren Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'da 12 Haziran'da yenilenen yeni Meclis, ceza süreleri kısaltma ve bu tür suçları "özel yetkili" mahkemelerden alarak "normal" mahkemelerine devredilmesi konusunda düzenleme yaptı.

Yeniden düzenlenen yasada "şike ve teşvik primi alanında" işlenen suçlar için getirilen "beş yıldan on iki yıla kadar" hapis cezası "bir yıldan üç yıla kadar" indirildi.

Aynı değişiklikte daha önceden sadece "spor kulübünün yönetim kurulu başkan ve üyeleri" şike suçlarından sorumlu tutulurken; bu sorumluluk menajerlere kadar genişletilmiştir. Son olarak yeni yasada, indirilen cezaların paraya çevrilemeyeceği ve ertelenemeyeceği hükmü getirilmiştir.

Görüldüğü gibi iki değişiklik arasında olumlu/olumsuz olarak algılanabilecek düzenlemeler söz konusudur.

14 Nisan'da yürürlüğe giren yasaya ilgi göstermeyenler bu dönemde yasanın değişmemesi için adeta bir kampanya yürüttüler.

Bu düzenlemenin bu kadar tartışılmasını ve tüm Türkiye gündemini meşgul etmesini neye bağlamalıyız?

Neden bu yasa düzenlemesi etrafında bu kadar sert bir fırtına estiriliyor?

Bu değişikliğin Ergenekon ve Balyoz için emsal teşkil etmeyeceği, üstelik AK Parti'nin de bu davalar konusundaki tutumları açıkken, neden bu geniş savunma hattı?

Tek başına Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe mi?

Her zaman aslolanın siyaset olduğunu düşünen birisi olarak, 12 Haziran'da yenilenen Meclis'in daha önce yapılmış olan bir kanunu değiştirme hakkının olduğunu düşünüyorum. Şike yasasında da, başörtüsü düzenlemesinde de.

Yapılan düzenlemeyi eleştirmek başka, siyasi iradeye karşı olmak ve düzenlemeyi politik amaçlar için manipüle etmek başka bir şeydir. Bugün şike yasasının değişmesine karşı olanlar değişikliğe itiraz etmiyorlar. Yaptıkları, yasa üzerinden siyasi pozisyon almaktır. Üstelik bunu açık değil, gizli yapıyorlar. Bu tartışmanın gösterdiği şudur; birileri siyaseti dizayn etmek istiyor. Ve bu yasayı bir tür gövde gösterisi aracına dönüştürdüler.

Ancak bunu yapanların unuttukları bir şey var; siyaset, siyasetin gücü. İşte o siyasi güç, kendini Meclis'te ortaya koydu.

YASA DEĞİL ZİHNİYET DEĞİŞMELİ

Yeni düzenlemenin eleştirilmesinde öne çıkan ceza sürelerinin kısaltılması ve bu tür davaların özel yetkili değil de normal mahkemelerde görülecek olması; şike ve teşvikin önlenmesine engel mi? Yapılan değişiklik ile şike ve teşvik suç olmaktan çıktı mı?

Hayır.

Ortada suç varsa ve bu yargıya intikal etmişse esas olan mahkemelerin kararıdır.

Sanki yasa değiştiği için şike ve teşvik suç olmaktan çıkarılıyormuş gibi bir hava yaratmak elbette ki ahlaki değil.

Değil çünkü şike ve teşviki tek başına yasa ile önlemek mümkün değildir.

Şike yasasının değişmesine karşı olanlar nedense futbolun içinde olduğu kirliliğin temizlenmesi için yeni bir şey önemiyorlar. Onlara göre iddianamesi kabul edilen dava ile suçlular cezalandırılacak ve futbol temizlenmiş olacak.

Oysa futbolu değiştirecek olan tek başına yasa değil daha derindeki "futbol kültürü"dür. Kültür değişmediği sürece isimler farklı olsa da aynı çark dönmeye devam edecek. Önemli olan bu çarkın kırılmasıdır.

Yasadışı para kaynaklarının kurutulması bu çarkın dönmesini zorlaştıracaktır ama futbol kültürünü değiştirecek olan sıradan futbol izleyicisinin, futbolcuların futbol yönetimin içine girmesidir. Bu aynı zamanda futbolun da demokratikleşmesidir.

1990'ların sonundan itibaren Futbol, eski Türkiye suç örgütü olan Ergenekon artıklarının arka bahçesi oldu. Futbol elbette bu karanlık ilişkilerden temislenmelidir ama bunu yapacak olan tek başına yasa değildir. Kültürü değiştirmeden, futbolu temizleyemeyiz.

TARAFTARIN KÜÇÜMSENEN GÜCÜ

Şike operasyonun başladığı günlerde Fenerbahça Teknik Direktörü Aykut Kocaman güzel bir açıklama yaptı. Aykut; "Daha önce de söyledim, Türk futbolu her alanda çökmeli ve yeniden inşa edilmelidir. Yapısı itibariyle futbolumuz yanlış zemindedir. Bunu son olaylarla bağdaştırarak söylemiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Büyük Türk futboluna baktığınız zaman zemin hakikaten bataklık".

Gerçekten Türkiye'de futbol bataklık ama bunun sorumlusu tek başına sistemi ele geçirenler değil. Onlar kadar suçlu olan bizleriz yani taraftarlar.Artık çok açık ki, futbol, kulüp yöneticilerine bırakılmayacak kadar önemlidir.

Tek bir yasa ile futbolun temizleneceğini sanmak, yeni anayasanın Türkiye'nin bütün meselelerini çözmesini beklemek gibi birşey. Oysa futbolu da, Türkiye'yi de değiştirecek olan zihniyetin değişmesidir.

Fenerbahçe'yi ve futbolu sadece özel alanlarımızda saatlerce konuşarak ya da mail atarak değil bizatihi sistemin değişmesi için kamusallaşarak katkıda bulunabiliriz.

Unutmayalım futbolu demokratikleştirecek olan yasalar değil taraftarlardır.

Ve yasanın değişmesine karşı çıkanlar ne yazık ki, bu gizli gücü farkedemediler.