• 20.12.2011 00:00
  • (2061)

 Üç dönem üst üste seçim kazanan AK Parti 2015'te yapılacak seçimlerin de şimdiden en büyük favorisi. 12 Haziran seçimlerinden sonra yapılan anketlerde AK Parti yüzde 55'e kadar çıktı. Buna karşı ana muhalefet partisi CHP yüzde 20'lerde.

Üç dönem üst üste oylarını arttırarak seçim kazanan AK Parti -iktidar yorgunluğuna rağmen- dördüncü dönem hükümet olma olasılığı çok uzak değil.

Bu durumu nasıl açıklayacağız?

Nasıl oluyor da iktidar partisi iktidar yorgunluğuna rağmen bunu başarabiliyor?

AK Parti'nin bunu başarmasının ana sebebi, Türkiye'de ilk defa toplumu referans alan siyasetin kurumsallaşmasıdır. Bu süreçte AK Parti'ye yönelik bütün açık ve örtük darbe planları esas hedefi iktidar olsa da siyasetin kendisidir, toplumdur.

2002'de başlayan iktidar dönemi Türkiye açısından sadece siyasetin keşfedilmesi değil aynı zamanda 2009'dan itibaren de "Yeni Türkiye"nin adım adım kurulmaya başladığı dönemdir. 12 Eylül 2010'da yapılan Anayasa değişikliği referandumu büyük önem taşıyor. Şu anda devam eden yeni anayasa süreci aynı zamanda toplumsal mutabakat metni olacağı için bu sürecin katılımcı yürümesi önemlidir.

Türkiye'nin siyasetin keşfi ile başlayan süreçte sıkça duyduğumuz bir tekrar var; "bundan önce olmadı", "ilk defa oluyor". Bu sözleri çeşitli durumlarda duymak mümkün; muvazzaf askerlerin tutuklanmasından, dokunulmaz olanın dokunulmasına kadar. Bunların hepsi doğru. Çünkü, yaşananların geçmişte neredeyse örneği yok ve ilk defa oluyor.

Bu yüzden bugünden sonra yaşanacak bazı gelişmelerde geçmişin referans alınması hakkaniyetli olmaz.

Bugün AK Parti ve Başbakan Erdoğan hakkında sıkça dile getirilen partinin ANAP'laşması ve Erdoğan'ın da Özal'laşması bu açıdan gerçekçi değil. Ne AK Parti'nin ANAP'laşma olasılığı ne de Erdoğan'ın Özal'laşması.

Son dönemde AK Parti ekseninde sıkça dile getirilen "otoriterleşme" eğilimleri ya da "güvenlik" eksenli siyasal okuma parti açısından da Türkiye açısından da sıkıntılıdır. Özellikle hukuk alanında ortaya çıkan ve neredeyse keyfiliğe varan kararlar gerçekten sorundur. Faili meçhullerle ilgili onca delile rağmen zanlılar şartsız serbest bırakılırken; boynundaki puşi yüzünden üniversite öğrencisi Cihan Kırmızıgül'ün tutuklu yargılanması hukuk devleti açısından vicdan yaralayıcıdır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Bu durumun ortaya çıkmasında iktidar olmanın doğası kadar, muhalefetin de siyasetsizliğinin payı büyüktür. İçinde bulunduğumuz kuruluş süreci tek bacaklı yürüyor.

AK Parti'nin siyasal yalnızlığı, iktidarın otoriter özünün kendini göstermesine fırsat veriyor. Bu otoriter öz, partiden değil bürokrasiden kaynaklanmaktadır. Siyasetin inisiyatif almadığı noktada devreye giren bürokrasi boşlukları doldurarak inisiyatif alıyor. Özellikle yargı alanında ortaya çıkan sorunların artması yargı bürokrasinin siyasetin atamadığı adımlardan doğan boşlukları doldurmasından ibarettir. Bürokrasinin bu kadar öne çıkması siyaset için ölümcüldür. Elbette AK Parti için de.

Bu durumun önüne geçecek olan AK Parti kadar demokratik muhalefetin kendisidir. CHP ne yazık ki ne yaşandığının farkında değil. Anketlerdeki oy oranları bunu açık biçimde gösteriyor. BDP ve kendine sol demeyi tercih edenlerin büyük bir kısmı "AK Parti karşıtlığı" hastalığına tutulmuşlar. Bunların toplamı muhalefetsizlik ve karşıtlık siyasetidir ki, ülkenin demokratikleşmesine katkısı yoktur.

Wallerstein ve Hopkins'in modern dünya sistemi için Geçiş Çağı (1945-2025) diye tanımladıkları dönemin küçük ölçekli bir benzerini şu anda Türkiye yaşamaktadır. Yaşanan süreç şu anda eski Türkiye'den yeni Türkiye'ye geçiştir. Ve bu geçiş süreci en az bir-iki dönem daha devam edecektir.

Siyasi muhalefetin olmadığı bir geçiş sürecinin en büyük sigortası toplumsal meşruiyeti güçlü bir siyasal iktidardır. Şike yasası sırasında Başbakan Erdoğan'ın sessizliğinde ortaya çıkan çok seslilik ne kadar kritik bir dönemde olduğumuzu gösterdi. Çünkü gördük ki yaşanan süreci kendi lehlerine çevirmek isteyen birden çok toplumsal grup var.

Bu gözlemden dolayı geçtiğimiz gün AK Parti tüzüğünde var olan "üç dönem" şartının esnetilmesini önerdim. Hemen ifade etmek gerekiyor ki, böyle bir değişiklik yapılması üç dönem milletvekili olanların dördüncü dönem seçileceği anlamına gelmiyor. Üç dönem milletvekilliği seçilmiş olmak pekala seçilmeme gerekçesi de olabilir. Çünkü kimlerin aday olacağına çeşitli kademelerden sonra Başbakan Erdoğan karar veriyor.

AK Parti ilçe kongrelerinde yapılan uygulama ve parti çevresinden gelen açıklamalar tüzüğün değişmeyeceği yönünde. Bu durumda hemen akla gelen 2015 sonrası için B Planı'nın varlığıdır.

Bu planın ne olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz.