• 6.01.2012 00:00
  • (2512)

 Türkiye'de yaşanan değişim artık daha gözle görülür halde. Eskiden olmayan pek çok şey "ilk defa" oluyor. Olması gerekenler ilk defa olduğu için bize "anormal" geliyor. Anormal olan normalleştikçe, çıtayı daha da yükseltiyoruz. Değişimin taşıyıcısı ise siyaset. Siyasetle olmaya değişimler görünürde sonuç verse de, kalıcı olmuyor.

Yaşadığımızı değişim somut örneklerin son on gün içinde tartıştıklarımızdan görebiliriz.

Bundan 31 sene önce 1978'de Çorum'da yaşananları uzun uzun ilk defa konuştuk. 1980'da Çorum'da yaşananların kapağını açtık. Uludere'de yaşanan acının siyasi sorumlularından hesap sorup, özür bekliyoruz. Ve 12 Eylül darbecilerinin yargılanması için iddianame hazırlandı.

Maraş'tan başlayalım. Birkaç yıl öncesine kadar tarihin kara sayfalarından birisiydi Maraş'ta yaşananlar. 1980 darbesine adım adım giden süreçte 1 Mayıs 1977 ile sürecin bir başka sayfası idi. Maraş'ta Aleviler 20 Aralık sabahı uyandıklarında komşularının saldırısına uğramadılar. Onlar devletin kontrgerillalarının yönlendirdiği saldırılara maruz kaldılar.

Türkiye yıllarca Maraş'ta ne olduğunu konuş/a/madı. Son iki yıldır zorla da olsa anmaya izin veriliyor. Bu yıl ilk defa yazılı ve görsel basında Maraş'ta o karanlık altı günde ne çok şey olduğunu öğrendik; tanıklardan, sanıklardan, hakimden. Aynı şekilde Çorum'u da bir parça konuştuk. 2012'de bu iki olayı daha çok konuşacağız. Ve sorumluların bir kez daha yargılanmasını, o karanlık sayfalar aydınlansın isteyeceğiz.

2010'un son günlerinde Uludere'de yaşanan talihsiz olay üzerine yaşanan tartışmalara bir bakın. Ben dahil pek çok insan, AK Parti'yi, TSK'yı nasıl eleştiriyoruz. Tazminatı beğenmiyor, özür de bekliyoruz. TSK'dan, MİT'ten olayda ihmali olanların kellesini istiyoruz. AK Parti'nin siyasi sorumlu olduğunu hatırlatıyoruz.

Geçmişte bu türden olan olayları neredeyse hatırlamıyoruz bile. Çünkü konuşulamıyordu bile. 1990'lar boyunca yaşanan hukuk dışılıkların hiçbiri karşısında toplum bu kadar yüksek ses vermedi, veremedi. Çünkü siyaset değil askeri vesayet vardı, demokrasi çıtamız düşüktü. Yaşananları eleştirenleri andıçlayıp işlerinden eden bir vesayet vardı.

Fakat şimdi AK Parti'yi Uludere'de yaşananlardan dolayı eleştiriyoruz. Eğer Uludere kamuoyunda bu kadar açık tartışılıyor, oradan TV'ler canlı yayın yapıyor, hata ve eksileri bu kadar konuşup, siyasi sorumlulardan hesap sorabiliyorsak yaşanan değişimin sonucudur bu.

Son olarak 12 Eylül darbesi için iddianame hazırlandı. Bunun ne kadar tarihi bir olay olduğunun farkında mıyız acaba? Referanduma "evet" diyenlerin savunduğu darbe ile yüzleşilecek tezi gerçek oldu. 1982 Anayasası'nın kaldırılan Geçici 15. Maddesi sonucu, darbeciler hakkında iddianame hazırlandı. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul ederse darbeyi yapanlar "zorla anayasal düzeni değiştirmek"ten müebbet istemiyle yargılanacaklar.

Evren'in yargılanamayacağını düşünen "hayır"cılar şimdi de "darbeyi sadece onlar mı yaptı?" diye soruyor gayri samimi biçimde. Aradan geçen 31 yıl sonra darbecilerin yargılanması ile tatmin olmuyorsak, yaşanan demokratikleşmeyi de görmek durumundayız.

Bütün bunlar, bugün otoriteleştiği eleştirilerinin yapıldığı AK Parti döneminde oldu.

"Bunlar zaten olacaktı" diyebilirsiniz ama "bunların hiç biri geçmişte olmadı". Geçmişte olmayıp şimdi olanda AK Parti'nin hakkını teslim etmeliyiz.

Daha İnternet Andıcı Davası'nda hakim karşısına çıkacak eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un yargılanmasını saymadık bile.

Yeterli mi?

Elbette değil.

Yetmez, yetmemeli.

Ama demokrasinin çıtasını yükseltmenin yolu demokratik siyasetten geçiyor. Ötekileştirip, yok saydığımız siyaset, siyasetin ana öznesi AK Parti herşeye rağmen demokrasinin tek sigortası. Bu yüzden muhalefete çok büyük sorumluluk düşüyor. AK Parti'yi daha demokratik adımlar attırmak onların sorumluluğu. Unutmayalım siyaseti öğrendikçe daha çok demokratikleşeceğiz. Sonuçta siyaset ilk defa yaptığımız ve yeni öğrendiğimiz bir şey. İlk defa yürümek, ilk defa sevmek, ilk defa keşfetmek gibi...