• 10.01.2012 00:00
  • (2613)

 

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un hakim karşısına çıkması ardından da tutuklanması Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından dönüm noktalarından birisi.

Başbuğ'un tutuklanması birçok gazete tarafından "Türkiye'de bir ilk", "Ve tutuklandı" manşet ve sürmanşetleri ile verildi. Oysa bu tutuklama hukuk devletinde olması gereken ama son yıllara kadar "olmadığı" için "ilk" olarak okunuyor.

Sadece Başbuğ'un yargılanması değil, darbe girişimlerinin yargılama konusu olması dahil geçmişte olmayan şey son yıllarda oluyor. 23 yıl önce Maraş'ta yaşananları ancak geçen haftalarda bütün açıklığı ile tartışmaya başladık. Uludere'de olanlardan dolayı hükümeti ve TSK'yı eleştirmeye devam ediyoruz. 12 Eylül darbecileri için 32 yıl sonra iddianame hazırlandı.

Yaşanan bütün bu gelişmeler Türkiye'nin demokratikleşmesinin doğal bir sonucu. Demokratikleşme, kaçınılmaz olarak daha fazla hesap sorulmasına, daha çok talep edilmesine, kısaca özgürlük çıtasının yükselmesine yol açıyor. Elbette demokratikleşme AK Parti için de özgürlüklerin sınırlarının yükselmesi anlamını taşıyor. AK Parti'nin bu çıtanın altında kalması kendisi için tehlike çanlarının da çalması demek.

AK Parti'ye ve hükümete yönelik son zamanlarda giderek artan eleştirilerin temelinde de yükselen bu çıta var.

AK Parti'ye yönelik eleştirilerin temelinde; Türkiye'nin askeri vesayetten sivil vesayete geçtiği, statükoyu sahiplendiği var. Uzun tutukluluk süreleri, KCK operasyonları gibi pek çok sorun da örnek olarak gösteriliyor.

AK PARTİ NEDEN ELEŞTİRİLİYOR?

Karşımızda birbirine neredeyse 180 derece zıt iki tablo var.

Peki bu nasıl olabiliyor? Birbirine bu kadar zıt iki düşünce, iki Türkiye okuması aynı anda nasıl olabiliyor?

Bir ülke, aynı anda hem demokratikleşip hem de otoriterleşebilir mi?

Teorik olarak bu mümkün değil.

Türkiye makro düzeyde büyük bir değişim yaşıyor ve demokratikleşiyor. AK Parti'ye yönelen eleştiriler ise mikro düzeyde. Ancak bu sorunların da önemli olduğunu da kabul etmek ve çözüm üretmek gereklidir.

Fakat bizim cevabını aramamız gereken asıl soru, AK Parti'ye yönelen eleştirilerin arkasında yatan neden/ler ne/ler/dir?

AK Parti'ye yapılan eleştirileri iki kategoride toplamak mümkün; "ideolojik" ve "siyasi".

Bu ikisinin zaman zaman birleşiği durumlar olsa da esas ayrım bu.

İdeolojik eleştiriler daha çok sosyalist, komünist soldan gelmekte ve özünde Ergenekon, Balyoz, Kafes, KCK, "tutuklu gazeteciler" bulunmaktadır. Uzun tutukluluk süreleri, gazetecilerin tutuklu yargılanamayacağı ayrıca pek çok liberal, demokrat köşe yazarı tarafından da dile getirilmektedir.

Siyasi eleştirilerin temelinde ise siyaseten yenemeyecekleri AK Parti'yi zora düşürecek her tartışmanın siyasi malzeme yapılması yatıyor. Tutuklu gazetecileri, Ergenekon, Bolyoz gibi davalarını CHP; KCK tutuklularını BDP; Kürt sorununun çözümü için başlatılan demokratik açılımı da MHP AK Parti'ye karşı siyaseten kullanmaktadır. Bu partilerin hiç biri AK Parti'ye karşı siyasi bir mücadeleye girişmeden "karşıtlık" üzerinden pozisyon üretiyorlar.

Ancak gerek ideolojik gerekse siyasi eleştirilerin ortak noktası; "AK Parti karşıtlığı" ve "ötekileştirme" dir. Bu durumun diğer bir adı da "apolitikleşme"dir.

Siyaseten yaşanan bu apolitikleşmenin en basit sonucu; siyasi alanın daralması ve AK Parti'nin bu alanda yalnız kalmasıdır.

Siyasi alanda AK Parti'nin yalnız kalması, onun siyasi olarak kapladığı alanın büyümesine yol açıyor. Son araştırmalarda AK Parti'nin oyunun yüzde 55'lere çıkmasının temel nedeni budur. Bu siyasi yalnızlık, AK Parti'nin daha çok hata yapmasına yol açabilecek de bir durumdur. Kabul edelim bu bir sorun hem de önemli bir sorun.

Oysa AK Parti'ye hem ideolojik hem de siyasi olarak rakip olmanın, onu eleştirmenin tek alanı "siyaset". O yüzden AK Parti'den ideolojik ve siyasi olarak hazzetmeyenlerin yapmaları gereken tek şey kendilerini hapsettikleri "apolitikleşme"den kurtarmalarıdır.

Çünkü artık şunu görmeleri gerekiyor; AK Parti'yi siyaset dışı yollardan devirme dönemi bitti.

Şimdi siyaset zamanı. Muhalefet için de, AK Parti için de.