• 13.01.2012 00:00
  • (3013)

Uludere, Kürt sorununda milat olabilir mi? Bu konuda hükümet kanadından gelen sinyaller, olumlu gelişmelerin olacağını ve bazı hazırlıkların olduğunu gösteriyor.

Ancak Kürt siyasetinde ne yazık ki herhangi bir ışık yok. BDP, özellikle 12 Haziran seçimlerinden sonra PKK ile mesafeyi "sıfır"a indirerek kendini siyaseten kapatmıştır. Ve bu durumdan kurtulmak için herhangi bir ışık da görülmemektedir.

Bir çok konuda olduğu gibi AK Parti Kürt sorununun çözümünde de yalnız kalmıştır. Şunu kabul etmeliyiz ki, AK Parti, kuruluş tüzüğü ve programından, hükümet programlarına kadar bir çok metinde Kürt sorununun demokratik çözümünü hedefledi. 1 Ağustos 2009'da hayata geçen Demokratik Açılım'dan önce başta TRT Şeş olmak üzere pek çok adım atıldı.

Ve AK Parti, bu demokratikleşme adımlarını, muhalefet baskısı ile değil neredeyse muhalefete rağmen atmıştır. Bu açıdan AK Parti, genel demokratikleşme sürecinde diğer siyasi aktörlerden daha önde. Bu yeterli mi, elbette değil. Daha fazla özgürlük ve demokrasi istiyoruz.

AK Parti'nin diğer partilerden önde olması ona daha fazla sorumluluk yüklüyor. Şu anda herkesin AK Parti'yi eleştirmesinin tek nedeni de bu. AK Parti bugün başta Kürtçe eğitim, öğrenim konusunda, yer isimlerinin iadesi yönünde adımlar atabilir. Hatta TMK ve TCK'da yapılacak bazi değişiklikler bile şu aşamada yeterli olabilir. AK Parti'nin 12 Haziran seçimlerinden sonra değiştirmek zorunda kaldığı terörle mücadele stratejisinin eksiği bu demokratik adımlardır. PKK'ya karşı kazanılan askeri başarılar, atılmayan demokratik adımlar yüzünden "halkın kaybedilmesine yol açıyorsa" bu strateji gözden geçirilmelidir.

ÇÖZÜMÜ KİM İSTEMEDİ?

AK Parti 1 Ağustos 2009'da başlattığı Demokratik Açılım çerçevesinde Kürt siyasi hareketinin neredeyse bütün tarafları ile görüştü. 5 Ağustos 2009'da dönemin DTP Eş Başkanları Ahmet Türk ve Emine Ayna ile başladı bu trafik. İmralı'da Abdullah Öcalan ile uzun süre görüşüldü. MİT üzerinden Kandil, Avrupa ve KCK temsilcileri ile de uzun soluklu bir görüşme trafiğinin sürdüğü basına yansıyan görüşme notlarından ortaya çıktı.

Bütün bu süreç içinde AK Parti'yi eleştireceğimiz tek nokta BDP (ve kapatılmadan önce DTP) ile daha az görüşmesidir. AK Parti bu süreçte BDP'yi daha fazla muhatap alıp, çözümün ortağı yapabilirdi. Bu süreçte BDP'nin de sürekli olarak "Muhatap biz değiliz İmralı'dır, Kandil'dir" tavrı, partinin çözümün parçası olmaya çok da niyetli olmadığının işaretidir. Kısaca AK Parti'nin çözüm konusunda siyasi olarak hem risk aldığını hem de çaba harcadığı bir gerçektir. AK Parti'ye daha fazla demokratik adım attırmanın yolu, hükümeti siyasi olarak sıkıştırmaktan yani siyasetten geçiyor.

Ancak bu süreci izleyeceği siyasetle daha da derinleştirmesini beklediğimiz BDP ise ne yazık ki siyaseten hiçbir varlık göstermemiştir. Kandil'in stratejisini zaten biliyoruz, çözüme hiç inanmadılar. Oyalandıklarını düşündüler. Onlar Diyarbakır'da, Hakkari'de "Arap Baharı" hayalini kurdular. Atladıkları şey; Arap Baharı'nın sadece meydana çıkmak olmadığıydı. Başarısızlıklarını daha fazla silah sarılarak gidermeye çalıştılar ve çözüm süreci koptu.

Uludere eğer bir milat olacaksa; Aysel Tuğluk'un Kurtuluş Tayiz'e yazdığı mektupta "Devlet ve siyasi iktidarı" esas sorumlu ilan ettikten sonra küçük bir "cümle" olarak ifade ettiği; "... demokratik Kürt siyasetinin ve Kürt hareketinin yanlışları da oldu" özeleştirisinin gereğinin yapılmasıdır.

Tuğluk mektubunda ifade ettiği; "Çözüm devletin ve siyasi iktidarın karar almasına bakar. TMK-TCK ve antidemokratik yasaların değiştirilmesi çözümün başlangıcı, hatta yarısıdır. Vatandaşlık, yerel yönetim hakkı ve anadilde eğitimin anayasal güvencesi diğer yarısıdır" önerileri haklı olabilir. Ama bu haklılık barış için yeterli değildir.

Barışın yolunu açacak, Uludere'yi milat yapacak olan BDP'nin ve Kürt siyasi hareketinin siyasete sahip çıkması, şiddete, silaha ve bunları kullananlara açıkça mesafe alması olacaktır.

Tuğluk mektubunda sürece katkıda bulunmayan medyayı, STK'ları, aydınları "imza almak dışında bir risk, bir rol üstlenmedikleri" için eleştiriyor. Peki sormazlar mı; "Siz Kürt siyasi hareketini temsil eden milletvekilleri; sizler barışa somut katkısı olmayan, siyasi risk almayan mektup ve yazılar yazmak dışında ne yapıyorsunuz?"

Uludere'den sonra Tuğluk ve onun gibilerin daha fazla risk alıp siyasete sahip çıkması gerekiyor. Bunun yolu mektup siyasetinden geçmiyor.

Tuğluk unutmamalı ki, Kürt sorununun çözümü sadece Erdoğan'ı değil, çözüme katkı veren Kürt siyasetçileri de tarihe geçirecek. Tarihe geçmenin yolu "siyasetten" geçiyor, şiddeti haklı görmekten değil.