• 31.01.2012 00:00
  • (2735)

Önder Sav, Deniz Baykal CHP'sinde ikinci adamdı. Kaset skandalı yüzünden siyaseti bırakmak zorunda kalınca ani bir manevra ile Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekledi ve onun ikinci adamı oldu. Kılıçdaroğlu'nun yanındaki ikinci adamlık kısa sürdü. 18 Aralık 2010'daki kurultayda ikinci adamlıktan, kurultay delegeliğe düştü.

Sav, 1937 doğumlu yani 75 yaşında. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkanlığı'ndan rahatsız olacak ki, başını çektiği "Yeniden CHP Taban Hareketi" tüzük kurultayına yetecek kadar imza toplamış. CHP 26 Şubat'ta tüzük kurultayını toplayacak.

75 yaşında CHP'de gelebileceği en iyi yere gelmiş, yıllarca milletvekilliği, bakanlık yapmış bir insan başka ne ister? Bu yaşta bu motivasyonun "amacı" ne olabilir?

Şunu da çok iyi hatırlıyorum. O zaman 73 yaşındaydı. Baykal istifa ettikten sonra 22-23 Mayıs 201'da yapılan kurultayda da, 23 Mayıs'ta oylanacak Parti Meclisi (PM) listesi konusunda anlaşmazlık çıktığında gece yarısı saat 1 ya da 2'de evinden çıkıp parti merkezine gelmişti. O zaman içimde şunları geçirdiğimi çok iyi hatırlıyorum; "73 yaşındaki bir adam, yorgun bir günün ardından, gece yarısı yatağından çıkıp parti merkezine gittiğinde; evde kalan karısı ne düşünmüştür, içinden neler geçirmiştir? Kocasına mı acımıştır yoksa kendine mi?"

Sanıyorum Sav'a eşine ve torunların vakit ayırmak, yaşlılığın keyfini çıkarmak çok ağır geliyordur. O bu dünyadaki gerçeğin peşinde. Onun her türlü çılgınlığı göze aldığı gerçek, "yönlendirebildiği bir liderin arkasında ikinci adam olmak".

Ufku bu kadar dar Sav'ın. Eğer öyle olmasaydı, 75 yaşında sahip olduğu bu motivasyonu, yıllardır arkasında ikinci adam olarak durduğu Baykal'ın ve partisi CHP'nin iktidar olabilmesi için harcardı. Oysa o tüm enerjisini ikinci adamlığını korumak için "delegeyi elde tutma" operasyonlarına harcadı.

Ufku dar olan sadece Sav değil. CHP de aynı ufuksuzluğa sahip. Çünkü CHP halkın, toplumun verdiği iktidarı değil, zihniyet olarak taşıyıcısı olduğu devletin iktidarıyla yetindi. Adında "Halk" olsa da, halkın değin "Cumhuriyet"in partisi oldu.

ATAMAYLA GELEN YENİ ATAMAYI BEKLER

CHP'nin siyasal hedefi hiçbir zaman toplumun, halkın seçtiği iktidar olmak olmadı. O, zihnen uzlaşabileceği devletin partisi ve ideolojik ortağı olmayı tercih etti. Fazlasını istemedi.

Bu açıdan Kılıçdaroğlu CHP'sinin Baykal CHP'sinden farkı yok. Çünkü Kılıçdaroğlu, CHP'nin başına seçilmedi, atandı. Onu atayanlar yerine yeni birini bulana kadar da CHP Genel Başkanı olmaya devam edecek. Başbakan Erdoğan'ın "manşetle gelen, manşetle gider"i tam da buna uygun bir aforizma.

Siz bakmayın CHP'de toplanan imzalara. Eğer Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı devam ediyorsa, bu, toplanamamış imzalardan dolayı değil, yerine biri henüz "ikna edilemediği" içindir. 29 Mart 2009 yerel seçimlerin gecesinde "Kılıçdaroğlu-Tekin" ikilisine yatırım yapan ve o gece düğmeye basanlar şimdi çok pişman. Çünkü AK Parti karşısında bir kez daha mağlup oldular.

Toplumdan uzak oldukları için, yerli olmadıkları için giderek küçülecekler ve küçüldükçe de daha çok hata yapacaklar. 26 Şubat günü başka bir hatada pekala mümkün.

Bu yüzden CHP'nin siyaseten iktidar olması için oy veren, gerçekten laik ve demokratik bir Türkiye hedefleyen seçmenlerin yaşananlara bir kez daha bakması gerekiyor. Çünkü partileri gibi kendileri de giderek marjinalleşebilirler.

CHP, giderek marjinalleşen bir ideoloji-sermaye eklemleşmesinin partisi haline geliyor. Bu süreç devam ettikçe, CHP'nin oyu giderek düşecektir.

26 Şubat'taki kurultayda CHP'de "hiçbir şey" değişmeyecek. Değişmesinin koşulu, CHP'nin içinde ya da kenarında duran, gerçekten siyaset yapmak isteyen insanların varlığına ve cesaretine bağlı. Bu ilk adım, "CHP'yi sahiden dönüştürmek, olmuyorsa da kapatmayı ajandasına almış liderlik" girişimidir. CHP'yi kurtaracak olan tüzük kurultayı değil, kendini feshetmeyi de gündeme alabilmiş bir dönüşüm ve yenilenme kurultayıdır. Yok CHP, özeleştiri ve reddi miras yapmayacaksa, CHP'nin küçülmekten ve marjinalleşmeden başka bir geleceği yoktur.