• 3.02.2012 00:00
  • (2669)

Eskiden bu yana CHP'nin kurultaylar konusunda uzman olduğunu bilirdik. CHP'nin kurultay konusundaki uzmanlığı Kemal Kılıçdaroğlu ile yeni bir boyut kazandı. Nasıl derler, "boynuz kulağı geçti".

Üstelik Kemal Kılıçdaroğlu ile Deniz Baykal arasında temel bir fark daha var. Deniz Baykal CHP'nin (ve SHP'nin) genel başkanı olmak için kurultaylar topladı. 1992'ye kadar SHP'de İnönü karşısında bunu başaramayınca CHP'yi yeniden hayata geçirdi. Yani Baykal parti başkanı olmak için kurultaylar topladı. Kılıçdaroğlu'nun hedefini tam anlayamadık.

22-23 Mayıs 2010'da Genel Başkan seçildiği kurultaydan sonra 18 Aralık 2010'da bir olağanüstü kurultay gerçekleşti ve PM değişti. Başını 75'lik "genç delikanlı" Önder Sav'ın çektiği "Yeniden CHP Taban Hareketi"nin olağanüstü kurultay çağrısına karşılık Kılıçdaroğlu, kurultayı kendisi çağırarak "demokratlık" havası atmaya tevessül etti. Sormazlar mı; "362 imzalı dilekçe gelmeden önce aklın neredeydi?" Sonuçta CHP'de 26 Şubat'ta ikinci ve muhtemelen Mart başında da üçüncü kurultay toplanacak. İki kurultayın gündemi de tüzük değişikliği.

İKİ YILDA CHP'DE NE DEĞİŞTİ?

Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkanlıkta iki yılını doldurmak üzere. Bu süreçte 1) CHP'de nasıl bir değişim yaşandı? 2) Oyları artışta mı? 3) Artık "Yeni CHP" mi?" 4) Büyük umutlarla Bilim Kurulu'nun başına getirilen Sencer Ayata hangi projelerle kamuoyunun karşısına çıktı?

Ve kısa cevaplar: 1) İki yılda CHP'de hiçbir değişim yaşanmadı. Üstelik kötüye gidiş var. 2) CHP'nin oyu yüzde 23.3'ten genel seçimlerde yüzde 25,9'a çıktı. Son araştırmalar yüzde 20'lerde olduğunu gösteriyor. 3) CHP hâlâ eski CHP. 4) Ayata'nın cafelerde AK Parti üzerine yazılmış kitaplar okuması da işe yaramadı, hazırladığı raporlar da. Son projeleri: Politika notları. O kadar "endişe" de işe yaramadı. Yazık.

Üstelik CHP hangi ortamda bir atılım yapamadı?

Neredeyse herkesin hükümeti eleştirdiği bir dönemde... En çok gazetecinin içerde olduğu dönemde... Kürt sorununun güvenlikçi politikalara bırakıldığı dönemde... Türkiye'nin otoriterleştiği dönemde... Ekonominin iyi gitmediği dönemde...

Eğer bütün bunlar gerçek olsaydı, bu ortamın "sorumlusu" olan iktidarın kamuoyu araştırmalarında oyunun düşmesini beklenir değil mi?

Ve muhalefetin de oylarını yükseltmesi.

Heyhat. Tam tersi oluyor. İktidar yüzde 50'lerden 55'lere yükseliyor, ana muhalefet yüzde 25'lerden yüzde 20'lere geriliyor.

Burada bir terslik olmalı, değil mi?

İşte bu tersliğin muhafazakâr medyada analiz edilmesi, CHP'nin sorumluluğunun hatırlatılması ana akım medyada rahatsızlık yaratıyor.

Geçtimiz günlerde Hrant Dink'in anmasına katılıp, 12 Eylül referandumunda "yetmez ama evet" diyenlerin yüzündeki pişmanlığı görüp sevinen Mehmet Tezkan önceki gün de muhafazakâr medyada çıkan CHP analizlerini, "muhalafete muhalefet etmek" başlığıyla eleştirmiş. Ama ne yazık ki, köşesinin başlığıyla söylersek; bu analizlerin niye yazıldığını "aslında hiç anlamamış".

Anlamamış çünkü; hedefi "açıklamak" değil "anlamak" olan CHP analizleri, "muhalefete muhalefet etmek" için değil, Türkiye'deki siyaseten temel sorunlardan birinin "muhalefet yetersizliği" olduğuna vurgu yapmaktadır. Bu analizler, yıpratma değil etkili muhalefet için ipuçları sunmaktadır. Ne yazık ki, medyada olduğu gibi CHP'de de bunu kavrayacak bir vizyon yok.

Tezkan'ın gördüğü pişman olan "yetmez ama evet"çi(ler) kim(ler) bilmiyorum ama; bir "yetmez ama evet"çi olarak ben, "pişman değilim". Çünkü, "evet", siyasete, siyasetin sınırını genişletmek, darbecilerin yargılanması için verildi. Ve "evet"in esas muhatabı, iktidar değil muhalefetin tamamıydı. CHP "hayır"cı olduğu için siyaset beklentimiz yoktu. Ama "boykot"çu BDP ve küçük BDP'cikler referandumdan sonra gösterdiler ki; siyasete de, barışı da boykota devam ediyorlar. Üstelik laik kesimdeki "evet"çileri "sağdıç" ilan eden Sırrı Süreyya Önder, bugün siyaseti şiddetle daraltan BDP'nin sağdıçlığından rahatsız değil. Olsa yazar ya da istifa ederdi.

Tezkan ve onun gibiler bugüne kadar "anlamak" için yazmadıkları için çok görmemek lazım.

Ama biz anlatmaya devam edelim.

Bugün Türkiye'de siyaseten temel problem iktidardan daha fazla muhalefettir. İktidar doğası bütün demokratik hedefine rağmen, "hedefleri zamana yayar", "yozlaşır" ve "muhafazakârlaşır". İktidarı demokratlaştıracak olan siyasal ve toplumsal muhalefettir. Ancak Türkiye'de muhaliflik salt "AK Parti karşıtlığına" indirgenince iktidarın yüzde 55'lerde ana muhalefetin ise yüzde 20'lere inmesi pek sürpriz olmuyor.

KILIÇDAROĞLU TAZMİNAT DAVASINI KAYBETTİ

Geçtiğimiz yıl 10 Mart'ta çıkan "İKLİM RİCA ETTİ KEMAL BEY ŞAK DİYE YAPTI" başlıklı haber ve 11 Mart'ta yayınlanan "CHP'DE İKLİM ZİRVESİ" başlıklı haberlerle ilgili olarak Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Ankara Temsilcimiz Abdülkadir Selvi, muhabirimiz İlhan Toprak ve benim hakkımda toplam 50.000 TL manevi tazminat davası açmıştı. Kılıçdaroğlu'nun avukatları dava dilekçesinde haberlerin yalan olduğunu ve saldırı niteliğinde olduğunu iddia ettiler. Gazetemizin avukatı Mustafa Doğan İnal, haberin gerçek olduğunu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yapmış olduğu soruşturmada ve İklim Kaleli'nin beyanlarından haberin doğru olduğunu ve haberin haber verme sınırları içinde ve basın özgürlüğü kapsamında olduğu savundu.

Mahkeme Kemal Kılıçdaroğlu'nun açtığı bu tazminat davasını reddetti. Yani haberlerimizin gerçek olduğuna ve basın özgürlüğü kapsamında haber verme hakkı sınırları içinde kalındığına karar verdi.