• 7.02.2012 00:00
  • (3643)

 

CHP'yi eleştirilerinden rahatsız olan kesimler var. Bunların başında CHP'liler geliyor doğal olarak. Onların rahatsızlığını anlamak mümkün. Bir de sıkça "neden iktidarı değil muhalefeti eleştiriyorsun?" sorusunu soranlar var.

Hele Hrant Dink Davası'nda mahkemenin Hrant'ı ikinci kez öldürdüğü karardan sonra bu tepkiler, pik noktasına ulaştı. Kabul etmeliyim ki hükümet Hrant Dink Davası konusunda iyi sınav vermedi. Beş yıllık dava süresince hükümet, davanın daha etkin soruşturulması konusunda yapabileceği pek çok şeyi ne yazık ki yapmadı. Bu davanın siyasi sorumlusu hükümettir. Diğer taraftan Dink Davası yeni bir gerçeği ortaya çıkardı: Hükümet çevresinde oluşmaya başlayan yeni bürokrasi elitinin iktidarı kontrol altına alma girişimini. Bu yüzden Başbakan, "Bu dava Ankara dehlizlerinde kaybolmayacak" sözünün gereğini yapmak durumundadır.

Gelelim yukarıdaki soruya. Neden eleştiri önceliğini iktidara değil, muhalefete veriyorum. Muhalefet eleştirisini daha anlamlı buluyorum: Çünkü, iktidar doğası gereği hangi parti(ler) olursa olsun hükümeti muhafazakârlaştırır ve yozlaştırır. Bunu engelleyecek olan hükümeti değişime ve demokratikleşmeye zorlayacak asıl güç muhalefettir. Ve bu anlamda Türkiye'nin asıl siyasal sorunu siyasi ve toplumsal muhalefetsizliktir.

Türkiye'de temel eksiklik bu alandadır.

Elbette Türkiye'de siyasi ve toplumsal muhalefet var. Muhalefette olan partiler, iktidara muhalefet eden kurumlar, insanlar var. Ancak istisnaları bir kenara bırakırsak; bu siyasal ve toplumsal muhalefeti kuşatmış temel bir sorun var: AK Parti karşıtlığı. Hatta daha açık konuşalım ve ismini koyalım: AK Parti düşmanlığı. Siyaseti "karşıtlık/düşmanlık" üzerinden tanımladığınız anda yaptığınız "apolitikleşme" yani "siyasetsizlik" oluyor.

Apolitizasyon ve siyasetsizlik 2009 yılına kadar dar bir toplumsal kesimin sorunuydu. Kendini "Kemalist, laik, ulusalcı" tanımlayan kitleler için AK Parti karşıtı olmak varoluşsal bir durumdu. 2009 yılından itibaren AK Parti'nin başlattığı yeni açılım süreçleri (Kürt, Alevi, gayrimüslim, Roman açılımı) hükümete zımni destek veren laik kesimde önemli bir kırılmaya yol açtı. Bunun iki nedeni var. İlki AK Parti'nin siyaseten göreli olarak her alanı kapsaması, ikincisi de; bu süreçte siyasi aktör olamayan laik kesimdeki kanaat önderlerinin BDP ve CHP'yi etkisi altına almaları. Özellikle siyasi varlığını "STK"cılık üzerine inşa eden kişi ve kurumların bu süreçte akut hale gelmesi, bu kişi ve kurumları BDP ve CHP'ye yönlendirdi. Yani onlar BDP ve CHP üzerinden apolitik siyasete soyundular.

Bu durumun doğal bir sonucu; AK Parti'nin siyasal alanda yalnız kalması ve iktidar yozlaşmasına daha açık hale gelmesi oldu. Demokratik adımlar tavsadı, süreç yavaşladı. AK Parti'ye yönelik eleştirilerin temelinde muhalefetsizliğin önemli bir rolü var.

AK Parti'nin içine düştüğü ataletin muhalefetsizlik yanında başka bir sorumlusu daha var: Çoğunluğu AK Parti döneminde atanmış olan "yeni bürokrasi eliti". Onlar yeni devleti, kendi iktidarlarına göre tahkim etmeye çalışıyorlar. Yani iktidarı yozlaştıran, hükümet değil, bürokrasinin parti üzerinde tahakküm arayışıdır.

Dink Davası ile başladık, onunla bitirelim diyecektim ama sona Kemal Kılıçdaroğlu eklendi.

19 Ocak'ta Taksim'den Agos'un önüne kadar yürüyen onbinlerin içinde kaç kişi zihnen "Hrant'ın arkadaşı?". Kamusal varoluşunu AK Parti düşmanlığına bağlayanların Hrant'ın arkadaşı olabilme şansı var mı? Olması mümkün mü?

Onlar Taksim'de Agos'a Hrant'ın anısından çok, AK Parti karşıtlığını kamusallaştırmak için yürüdüler. Ve şimdi de Türkiye'de bulamadıkları itibarı Avrupa, ABD medyasında ve AB kurumlarında arıyorlar. Meğer bunu yapan sadece Hrant'ın arkadaşları değilmiş. Kemal Kılıçdaroğlu da apolitikleşmesinin zirvesine The Washington Post'taki "Türkiye'de muhalefet susturuluyor" başlıklı yazısıyla ulaştı. O da kendi kendisini mahkum ettiği siyasetsizleşmeyi dünya medyasıyla paylaşıyor, kendi siyasetsizliğini şikayet ediyor. Yazık, çok yazık.

AK Parti eleştirisi karşıtlık ve düşmanlıktan kurtulmadıkça muhalefetsizlik hali devam edecektir. Muhalefetin olmadığı bir siyaset yelpazesinde AK Parti eleştirisi boşluğa atılmış çığlıktan öte anlam taşımayacaktır.

Türkiye'de temel sorun iktidar değil muhalefetsizliktir. Bu yüzden eleştirimizin önceliği muhalefet olmaya devam edecektir.