• 10.02.2012 00:00
  • (2582)

Salı yazısının bir paragrafı; "AK Parti'nin içine düştüğü ataletin muhalefetsizlik yanında başka bir sorumlusu daha var: Çoğunluğu AK Parti döneminde atanmış olan 'yeni bürokrasi eliti'. Onlar yeni devleti, kendi iktidarlarına göre tahkim etmeye çalışıyorlar. Yani iktidarı yozlaştıran, hükümet değil, bürokrasinin parti üzerinde tahakküm arayışıdır" tespiti yapıyordu.

Bu tespitin basit bir gerekçesi var. Bütün demokratik kurumlarına, demokratik işleyişlerine rağmen ulus-devletler özünde otoriter zihniyet içinde şekillenmişlerdir. Ulus-devleti otoriterlik ile demokratiklik sarkacında bir yerde tutan devlet-toplum ilişkisinin niteliğidir. Siyasetin alanı ne kadar geniş, sivil toplum kuruluşları ne kadar etkili ise ülkede demokratiklik, tersinde ise otoriterlik daha baskındır.

Ulus-devletlerin özündeki otoriter zihniyetin meşruiyetini sağlayan ise büyük ölçüde bürokrasidir. Sivillerden askerlere geniş bir yelpazeye yayılan bürokratik kurumlar, kuruldukları andan itibaren öncelikle kendilerini var eden yapıyı konsolide etmeye çalışırlar. Tek doğrusu olan, homojen bir toplum tasavvuruna dayanan, toplumu yukarıdan aşağıya şekillendiren ulus-devletlerin bütün bürokratik kurumları da bu zihniyete göre şekillenmiştir.

Toplumu oluşturan bireylerin, katılım mekanizmalarını azaltarak yetkilerini devralan kurumların toplamı olan bürokrasi, bu gücünü ulus-devletlerin rekabetçi sistematiği içinde kurumlaştırıp kendini vazgeçilmez kılar. Örtülü yapıların, gizli yapıların hikmeti buradan gelir. Türkiye bu açıdan tipik bir örnektir.

DEĞİŞEN KADROLAR DEĞİŞMEYEN ZİHNİYET

Kuruluşundan itibaren son yıllara kadar tek doğrusu olan, toplumu o doğrulara göre yöneten, toplumsal farklılıkları bastırarak yok sayan sivil ve askeri bürokratik kurumlar varlığını sürdürmekteydi.

AK Parti ile birlikte bu kurumların bazılarında yapısal değişiklikler yapılmakla birlikte bürokrasinin tamamına yeni kadrolar atanmaya başlanmıştır.

Görünen o ki, atanan yeni kadrolar hükümetle yeterince uyumlu çalışmıyor. Bunun iki nedeni olabilir. İlki bürokratik kurumların yapısal dirençleri. İkincisi ise yeni atanan kadrolarda ortaya çıkan "devlet ve kurumlar iyidir, ama bugüne kadar yönetenler kötüydü, biz daha iyi yönetiriz" duygusudur.

Bugün özellikle sivil bürokraside karşımıza çıkan durum tam da budur. Atanan yeni bürokratik kadrolar kendisini atayanlardan daha çok kendi zihinsel formasyonlarına göre davranıyorlar. Öncelikleri ise bizatihi iyi ve gerekli olduklarına inandıkları "kurumları" ele geçirmek. Memurluklarını unutup, demokrasi hedefi ile sahipliğe soyunuyorlar. Yeni bürokratik elit sınıfını üretiyorlar.

KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ve iki MİT mensubu "şüpheli" sıfatı ile ifade vermeye davet edildi ve ortalık karıştı.

Yargı bağımsız. Savcılık herhangi bir soruşturma kapsamında herkesin ifadesine başvurabilir.

Bu somut olayda soruşturma konusu ve ifadeye çağrılanlar çağrılanları düşündüğümüz zaman yargının "başka bir yol izlemesi mümkün olabilir mi?" sorusu aklımıza geliyor. Nitekim geçmişte Ergenekon Davası kapsamında eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün bir öğle yemeği sırasında ifadesinin alındığını biliyoruz.

Bu somut olayda temel sorun Hakan Fidan ve diğer isimlerin sorgulanması değil, savcının adeta hükümete meydan okuyan tavrıdır. Bu tavır, hükümete rağmen devleti ve iktidarı sahiplenme duygusunun tipik bir göstergesidir. Hükümeti atalete düşüren işte bu tür tavırlardır.

Aslında son olay birçok şeyi açığa çıkardı ve AK Parti'nin siyasi sorumluluğunun büyüklüğünü bir kez daha gözler önüne serdi.

- Kürt sorununda hızla demokratik adımların atılmasının gerekliliği,

- Kürt sorununda içinde olunan çözüm sürecinde kurumlar arası eşgüdüm sağlanması,

- Bürokrasi ve bürokratik kurumlar sadece yeni kadrolarla değişmeyeceği; yapısal değişimi destekleyecek zihinsel değişim de zorunludur.

Son olarak; Bütün yapılar dönüşüp şeffaflaşırken MİT'in bundan âzâde kalması mümkün değildir. MİT'in de yeniden yapılanması, denetim ve şeffaflığı zorunludur.

Türkiye'nin sadece muhalefet sorunu yok. Türkiye'nin eskiden olduğu gibi ciddi bir bürokrasi sorunu var. Üstelik kadrolarının yeni olmasına rağmen.

Son kriz bunun en açık kanıtı...