• 21.02.2012 00:00
  • (2733)

KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve diğer MİT görevlilerinin, "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağrılma esas nedenlerinin "Oslo görüşmeleri" olduğu açık. Bu ise yargının siyasi bir tasarrufa müdahalesinden başka bir şey değildir.

Peki kriz bitti mi? Bence bitmedi. Şimdilik atılan adımlarla savuşturuldu ancak ileride yeniden ortaya çıkması kaçınılmazdır. Türkiye'de siyaset "AK Parti karşıtlığı" üzerinden devam ettikçe bu tür krizler, hükümetin ve Başbakan'ın her zor anında yeniden ortaya çıkacaktır.

Bu kriz konusunda birkaç noktayı not düşmekte, kayda geçirmekte fayda var.

1. Soruşturma hükümete ve siyasete karşı yapılmış bir yarı darbesi girişimidir.

2. Hükümet demokrasi ve siyasete sahip çıkmıştır.

3. Muhalefet bir kez daha sınıfta kalmıştır.

4. Bu krizin parçası olduğu iddia edilen cemaat, bu girişime açık biçimde karşı çıkmadıkça, bu krizin parçası olarak anılmaya devam edecektir.

5. Krizin kazananı seçilmişler yani demokrasi olmuştur.

Hükümet, siyaseten tercih ettiği bir tasarrufun yargı konusu yapılması karşısında çok önemli adımlar attı. Gerek savcılıkta, gerek Emniyet'te yapılan görevden alma ve yani atamalar, gerekse MİT Kanunu'nda yapılan ek düzenleme "yargının sınırını aştığının" açık resmidir. Buradaki her üç adımda da AK Parti, aslında karşı karşıya kaldığı "yarı darbe girişimi" karşısında tıpkı '27 Nisan e-muhtırası' karşısında verdiğine benzer tepki verdi. AK Parti, '27 Nisan e-muhtırası' karşısından nasıl siyasete sahip çıktıysa, 7 Şubat "yargı darbesi girişimi" karşısında da siyasete sahip çıktı.

AK Parti'nin attığı bu adımlar sadece kendi iktidarına ve demokrasiye sahip çıkmasının dışında anlamlar da taşıyor. Elbette AK Parti'nin iktidarına ve demokrasiye sahip çıkması son kertede en önemlisi ama bu adımların ima ettiği başka ve önemli bir gerçek var; Kürt sorunun çözümü konusunda da siyasi kararlılık.

Zaman gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan'la yaptığım ve dün yayınlanan söyleşide hükümetin attığı adımlar konusundaki şu satırlar çok önemli: "Fidan'a sahip çıkmakla ve diğer görevden almalarla geriye dönük değil, ileriye dönük büyük bir adım atmıştır. Kürt siyaseti ile konuşmayı mümkün kılacak ve çözüm iradesini sahiplenen bir hamle yapıyor şu anda. Önemli olan bu. AK Parti Türkiye'ye ve dünyaya 'Ben görüşme kanalını açık bırakıyorum, ben bunu kullanacağım ve bunun aktörlerine de sahip çıkıyorum' demiş oldu".

Bu sözlerin ardından Mahçupyan'ın "Hükümetin bu kararından sonra önemli nokta BDP'nin buna ne kadar sahip çıkacağı" ifadesi, Kürt sorununun çözümü açısından hayati önem taşıyor.

Hükümetin Hakan Fidan-Emre Taner ikilisine sahip çıkması esas olarak Kürt sorununda demokratik çözümü hedeflemesinden ve buna olan inancından kaynaklanmaktadır. MİT'in Emre Taner'in müsteşarlığı ile başlayan süreçte Abdullah Öcalan ile yürüttüğü görüşmelerin bir adımı da Kandil ve Avrupa'daki PKK temsilcileri ile görüşülmesi. Bu, hükümetin çözüm iradesinin samimiyetini gösteriyor.

MİT krizi sonrasında CHP ve MHP'nin siyasete ve Kürt sorununun demokratik çözümüne katkı sunmadıkları ortada. Peki ya BDP?

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın Hakan Fidan'a sahip çıkan tavrı olumludur ama yeterli değildir. Keza Aysel Tuğluk'un Hakan Fidan'a sahip çıktığı açıklamada sarf ettiği "iç savaş çıkar" tehdidi ne yazık ki, Kürt siyasi hareketinin "apolitik" tavrının devamını gösteriyor.

Aslında son krizi Türkiye için siyasetin ne kadar önemli olduğunu ve her şeye rağmen AK Parti'nin bu siyaseti tek başına savunduğuna şahit olduk.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in "gerekirse Oslo benzeri görüşmeler olur" açıklaması aslında çok şey anlatıyor.

Ancak ne yazık ki, AK Parti'nin siyasete ve demokratik çözüme sahip çıkması, Ergin'in 'süreç yeniden başlayabilir' açıklaması BDP'de yeterince karşılık bulmuş değil.

BDP'nin görmediği, AK Parti'nin demokratik adımlar atması, görüşmelerin yeniden başlamasının koşulu "siyasete" sahip çıkma ve AK Parti'ye bu yolda siyasetle adım attırmada sıranın kendisine geldiğidir. PKK da, BDP'yi siyaseten sindirmek yerine koşulsuz silahları bırakarak AK Parti'nin demokratik süreci hızlandırmasının yolunu açabilir.

Unutmamak gerekiyor ki, sorumluluk artık legal ve illegal Kürt siyasetindedir.