• 28.02.2012 00:00
  • (2496)

 

Peş peşe iki kurultay toplayan CHP'de, 22 Mayıs 2010'da genel başkan seçilen Kemal Kılıçdaroğlu artık partinin tek hakimi. Önceki gün bunu açık olarak gördük. Dün muhalefetin, kendi çağrısını yaptıkları kurultaya katıl(a)mamaları bunun en açık göstergesi.

CHP bu sürece adım adım geldi. Önce Önder Sav geleneğini tasfiye edildi. Son iki kurultayda ise hem Sav'ın başını çektiği muhalefet hem de Baykal'ın gölge lideri olduğu potansiyel muhalefet pes etti. CHP'de artık ne Sav'ın ne de Baykal'ın adı anılacak.

Bu sonuç, partinin her kademesindeki (PM, Meclis grubu, delege ve taban) muhalifler için yol ayrımı demek. Ya partideki değişim arayışına ayak uyduracaklar ya sessizce görev sürelerinin bitmesini bekleyecekler ya da partiden kopacaklar. CHP'nin önde gelen il başkanlarından birisi "Muhalifler partiden ayrılamaz, ayrılırlarsa gidecekleri parti İşçi Partisi'dir olur ki, buna cesaret edemezler. CHP her şeye rağmen onlar için en iyi bir şemsiyedir" dedi. Yine parti yönetiminden konuştuklarımız, muhaliflerin partide kalmaya devam edeceklerini söylediler.

Tüzük değişikliği elbette partinin demokratikleşmesi açısından büyük önem taşıyor. Bu açıkça CHP'nin "sol'a açılması"nın ilk adımıdır. Bunun aynı zamanda bir arayış olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Bu değişim ve arayışını üzerini örtemediği bir gerçek var; "kafa karışıklığı". Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere parti yönetiminin ve delegenen kafası karışık. Emin oldukları şey "CHP'nin baştan aşağı yenilenmesi". Kafa karışıklığı, bunu "nasıl" yapacaklarını bilmemelerinde.

O yüzden değişim tabandan değil, tavandan başlıyor. Belki de CHP'nin kaderi bu.

Bu değişim partinin anayasası olan tüzük ile başladı. Tüzükte yapılan değişimler elbette parti işleyişinin demokratikleşmesi açısından çok olumlu. Ama yeterli değil. Çünkü demokratik tüzükten daha önemli olan o tüzüğü uygulayacakların zihniyetlerinin demokratlığıdır.

CHP lideri, parti yönetimi ve salondaki delegelerin demokratlığından söz edebilir miyiz? Kaba bir genelleme ile "hayır". Ne Kılıçdaroğlu, ne parti yönetimi ne de delege ağırlıklı olarak demokrat değil. Üzerlerinde ağır bir yük var; "geçmiş". Geçmişin ağır yükü, CHP'nın geleceğinin en büyük ayakbağı.

Bu yüzden demokratlığın asgari gereği olan "farklı olanla konuşmayı, diyalog kurmayı değil, karşıtlık içinde suçlamayı, ötekileştirmeyi siyasi dil, söylemi" sahipleniyorlar. Bu ruh hali korkunç bir AK Parti karşıtlığı olarak ortaya çıkıyor.

Delegesinden milletvekiline sahiplenilen bu politik dilin en sarih halini Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında gördük. Kurultaydaki en önemli istisna, Ercan Karakaş'ın konuşması oldu. Ki bu konuşma CHP için çok öğreticiydi.

Kılıçdaroğlu ilk kurultayda yaklaşık 1,5 saat konuştu. Konuşmasında parti politikaları konusunda ne dedi, hiç.

Tüzük konusunda demokratik adımlar atabilen partinin başkanının konuşmasının bu kadar "apolitik" olması şaşırtıcı. Konuşmada partisinin politikalarından, demokratikleşmeden, sivilleşmeden hiç bahsetmedi. Kürt sorununu diyemeden, sorunu biz çözeriz dedi. "Nasıl" sorusuna cevap vermedi. Alevileri, onların sorunlarını anmadı, AB'ye değinmedi. Konuşma boyunca, AK Parti'yi ötekileştirme üzerine inşa edilmiş "eski dil, eski CHP" söylemi dinledik. Bu kafa karışıklığının bir sonucudur. Bu söylem, değişen CHP'yi değil, "popülizme savrulan CHP"yi resmeder. Deniz Baykal'ın "laiklik" söylemi ne kadar apolitikse, Kılıçdaroğlu'nun AK Parti karşıtlığı üzerine kurmuş olduğu söylem o kadar apolitik.

Bu söylemi terketmek, Kılıçdaroğlu ve CHP'sinin önümüzdeki dönem en büyük sorunu olacak.

Bunu aşmak için yapılması gereken Türkiye'nin temel sorunlarına genel ilkeleri belli olan çözümler sunmak, onların siyasetini yapmaktır. Mesela Kürt sorununu CHP nasıl çözecektir? Alevilerin sorunları karşısında ne yapacaktır? Sağlık konusunda izleyeceği politika nedir? Yargı alanında gördüğü sorunlar neler? Bunların çözülmesi için politikaları var mı? Bu örnekler çoğaltılabilir.

Bu olumsuzluğa rağmen tüzük değişikliği CHP'nin "sola açılması" için önemli bir ilk adımdır. Bunun ikinci adımı "sol"la, "demokrat"larla barışma olabilir.

Bu konuda Kılıçdaroğlu, yönetim ve delegeler çok umut vermese de; insan umutlu olmak istiyor. Bu belki de, "solculuk"tan gelen temenni. Çünkü, Türkiye'nin iktidara siyasal rakip olacak, Türkiye'ye daha fazla özgürlük ve demokrasi için siyaset yapacak bin anamuhalefet partisine ihtiyaç var.

Kurultayların sonucu iki farklı CHP'yi gösteriyor. İki CHP'den biri galip gelecek. Gönlümüz tabii ki sola açılan CHP'de. Hem Türkiye hem de CHP için.