• 2.03.2012 00:00
  • (2655)

Geçtiğimiz hafta sonu yaptığı iki olağanüstü kurultay CHP'yi artık bir yol ayrımına getirdi. Artık partinin tek hâkimi olan Kemal Kılıçdaroğlu ya CHP'yi söyleminden yapısına kadar tamamen yenileyecek ya da eski siyasi alışkanlıklar devam edecek. Bu CHP'nin tercihi olacak. Ama sonuçları CHP kadar Türkiye için de önemli olacak.

Partinin anayasası olan tüzüğün değişmesi daha demokratik, daha katılımcı CHP için elbette bir umut. Ancak tek başına tüzük değişikliği, parti içi demokrasiyi garanti altına alacağını söylemek de mümkün değil. Çünkü tüzükten daha önemli olan zihniyettir. CHP'de zihniyet değişikliğine ilişkin bir ışık görmedik. Bu konuda şunu söylemek mümkün. Gerek Kemal Kılıçdaroğlu'nun gerekse yakın çevresinin bu konuda kafası fazlasıyla karışık.

Bu kafa karışıklığının temizlenmesi için yapılması gerekenler bellidir.

Peki neler yapmalı CHP?

CHP'nin bu süreçte yapması gereken iki temel şey var; "eleştirel bakış" ve "redd-i miras".

CHP bu geçmişine eleştirel bakmadığı ve onunla hesaplaşmadığı sürece "devlet kurucu parti" olmanın ağır yükü altında ezilmeye devam edecektir. Redd-i miras, Mustafa Kemal Atatürk'ü, Cumhuriyeti, laikliği reddetmek değil, bunlara eleştirel bir bakış getirmek, hatalı kabul etmek, bu hataların telafisi için adım atmaktır. Aksi halde CHP'nin geçmişi, CHP'nin geleceğinin prangası olacaktır.

Diğer taraftan bu iki adımın nispeten kolay atabilecek adımlar olduğunu kabul etmeliyiz.

Kılıçdaroğu'nun önünde bir de kısa vadede atması daha zor ama önemli bir adım var; Kendisinin merkezinde olduğu koalisyonla yüzleşmek ve bu koalisyonu tasfiye etmek.

Kendisini CHP Genel Başkanlığı'na taşıyan süreç ve olağanüstü kurultaylarda yaşananlar; 12 Haziran seçimlerinde CHP listelerinin oluşmasında etkili oldu. CHP, AK Parti karşısında kurulması hedeflenen "merkez koalisyonu"nun adresi CHP oldu. Baykal'ın gidişi ve Kılıçdaroğu'nun gelişi bunu sağlama "operasyon"uydu. Başarıya ulaştı.

Aradan geçen iki yılda yaşanan üç olağanüstü kurultayda sadece Sav ve Baykal tasfiye olmadı, CHP'de oluşan koalisyonun da ömrünün uzun olmadığını gösterdi.

Bu koalisyonla yüzleşmek Kılıçdaroğlu ve CHP'nin geleceğini açısından hayati önem taşıyor. Bu koalisyonun en somut göstergesi partinin "Meclis Grubu"dur. Kılıçdaroğlu'na yakın pek çok isim, Kılıçdaroğlu'nun gruptan rahatsızlığını ifade ediyor. CHP'nin Meclis grubu siyaset okuması, dünya algısı, topluma bakış açısından birbirine 180 derece zıt isimlerden oluşuyor. Sezgin Tanrıkulu, Hüseyin Aygün, Gürsel Tekin, Mehmet Haberal, Süheyl Batum, Nur Serter, Haluk Koç, Sinan Aygün, Turhan Tayan bu farklılıklar açısından akla gelen ilk isimler. Bu farklılaşmanın siyasi değil ideolojik olduğuna kuşku yok. İdeolojik olarak birbirinden bu kadar farklı ismin aynı listede yer bulması Kılıçdaroğlu üzerinde kurulan koalisyon sayesinde oldu.

Kurultayların hemen ardından Meclis grubundaki merkez sağdan gelen isimlerin tartışılmaya başlanması tesadüf değil. Eğer Kemal Kılıçdaroğlu'nun dediği gibi CHP değişecek ve demokratikleşecekse bunun bir parçası da Meclis grubunun demokratikleşmesi olacaktır.

İste CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu için zor olan bunun nasıl olacağı.

Şunu biliyoruz ki, bu konuda Kemal Kılıçdaroğlu'nun kafası hayli karışık. Aldığımız bilgilere göre yakın çevresine paylaştığı görüş, özellikle merkez sağa yakın (Mehmet Haberal, Sinan Aygün, Turhan Tayan gibi), Kemalist-ulusalcı (Süheyl Batum, Nur Serter, Haluk Koç, İsa Gök gibi) isimlerin partiden ayrılmalarını temenni ediyor. Ayrılmıyorlarsa da pasifize edilmeleri yönünde. Bu aynı zamanda kendisinin merkezinde olduğu koalisyonun da işlevsiz kılması demek.

İşte tam bu noktada Kılıçdaroğlu'nun kamusal alana yansıyan söylemi, konuşmaları tam ters yönde. AK Parti karşıtlığının, siyasetsizlik ve apolitikleşmenin yoğun olduğu konuşmalar tam da bu isimlerin istediği türden.

Burada karar vermek ve bu kararı bir an önce vermek gerek. Çünkü eğer CHP değişecek ve demokratikleşecekse, bu ancak sola açılmakla mümkün olacak. Bunun için Haziran'daki olağan kurultaya kadar bazı adımlar atmak gerekiyor. CHP'nin sola açılması ancak kendi içindeki "sağcı"ları tasfiye ederek toplumun farklı kesimlerindeki özgürlükçü, sosyal demokrat, sol tanımlayan parti, kurum ve insanlarla bir araya gelmesi, onlara açılması ile mümkün. Sinan Aygünleri, Turhan Tayanları, Süheyl Batumları tasfiye edip Hüseyin Aygünleri, Sezgin Tanrıkulularını çoğaltması demektir.

Tabi bütün bunları yapabilmesi için siyasi irade ve kendisi üzerine inşa edilmiş "merkez koalisyonu"na mesafe almak gerekiyor.

Yaparsa kazanır, yapamazsa...