• 6.03.2012 00:00
  • (2773)

Geçtiğimiz hafta Ankara'da Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) tarafından düzenlenen 'Alevi Çalıştaylarının Değerlendirilmesi' başlıklı önemli bir toplantı gerçekleştirildi. Son yıllarda Batı'daki muadillerine benzer çalışmalar yapan düşünce kuruluşlarından biri olan SDE'nin başkanı gazetemizin yazarlarından Yasin Aktay. Katıldığım toplantıyı organize eden de enstitünün İç Politika ve Demokratikleşme Programı Direktörü Murat Yılmaz.

Toplantıya Alevi vakıf ve derneklerinin temsilcileri, dedeler, Alevilik üzerine çalışan yazarlar ve dönemin açılım koordinatörü ve nihai raporu hazırlayan Necdet Subaşı katıldı. Toplantının amacı, 2009'da başlayan Alevi açılımı ve çalıştaylarının değerlendirilmesini yapmaktı. Umarım SDE toplantıda edinilen görüşlerden sonra hazırlayacağı rapor ile duraksayan açılım sürecini yeniden hızlandırır.

AK Parti, 2009'dan itibaren farklı toplumsal kesimlerin sorunlarını çözmek için bir dizi açılım başlattı. Demokratik açılım, Roman açılımı, Gayrimüslim açılımı gibi. Alevi açılımı da bunlardan biri oldu. Bütün açılımların hedefi Türkiye'nin demokratikleşmesine katkı sağlamak olduğuna şüphe yok. Her bir açılım, büyük bir ilk adımın atılması demek. Ancak AK Parti, attığı büyük adımın arkasından çok kolay atabileceği küçük adımları ne yazık ki yeterince hızlı biçimde at/a/madı. Alevi açılımında da durum böyle oldu.

Bu Alevi açılımının hiçbir olumlu sonucu olmadı anlamına gelmiyor. Bizatihi Aleviliğin bu kadar tartışılması, Alevilerin devlet katında resmi olarak kabulü, toplumsal düzlemde daha meşru hale gelmelerine yol açmıştır. Kaldı ki, çalıştayların bunun dışında da kazanımları da yok değil.

Açılımın ilk kazanımı, varlığı ve içeriği tartışmalı olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) kitaplarına Aleviliğin dahil edilmesidir. Elbette yeterliliği iddia edilemez ama önemlidir. Buradaki önemli konu dersin algılanışı ile ilgilidir. Ders, AK Parti tarafından DKAB dersi olarak tanımlanırken, Aleviler tarafından zorunlu din dersi olarak algılanmakta ve kaldırılması istenmektedir.

AK Parti ve Alevilerin temel duruş farklılığını gösteren bir başka konu da Madımak'tır. AK Parti'nin Madımak konusunda atacağı adımlar konusunda ildeki toplumsal hassasiyetleri dikkate alması çok doğaldır. Ancak bu dikkatin orada yakınlarını kaybedenlere de gösterilmesi, onların taleplerinin de dikkate alınmasına engel değil. Madımak "acıların ortaklaştırıldığı" bir mekan olabilirdi, olmadı.

Çalıştayların en açık kazanımı Alevi klasiklerinin yayınlanması ve kamusallaşmasıdır. Fiyatlarının yüksekliği nedeniyle sınırlı sayıda insana ulaşsa da önemlidir.

Çalıştaylarda Aleviler, nüanslarda farklılaşsalar da 4 konuda ortak talebe sahiptirler. Bunlar; 1. Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, 2. DKAB derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, 3. Madımak'ın müze olması, 4. Dergah ve tekkelerin sahiplerine iadesi.

Bunun yayında Alevilerin üzerinde uzlaşamadığı konu, Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) ile ilgilidir. Burada da DİB'in kaldırılmasından, Alevilerin pay almasına kadar çeşitli görüşler söz konusudur.

Alevilerin genel hatlarıyla ortak olduğu talepler karşısında AK Parti'nin tavrı ise "devletçi" olmuştur. O dönem Alevi Açılımından Sorumlu Bakan Faruk Çelik, Alevilerin talepleri karşısına Anayasa ve 'Devrim Kanunları'ndaki değişmez maddeleri öne sürmüş, cemevleri konusunda ise teolojik bir tartışma önermişti. Bakanın bu savunması esas olarak AK Parti'nin varlığına kast eden zihniyetin savunulmasından başka bir şey değildir.

Peki Alevilerin temel sorunları yukarıdaki talepler midir?

Bence bu talepler önemlidir ama daha önemli olan Alevilerin kamuda uğradıkları ayrımcılıktır. Bir devlet bankasına uzmanlık sınavını geçen akrabama mülakatta sorulan "Alevi misin, Sünni misin" sorusu yeterince açık.

Gariptir, toplantının yapıldığı saatlerde, sosyal medyada CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün Adıyaman'da Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları mahallede işaretlenen evleri gündeme getirdi. Geçmişte 12 Eylül Darbesi'ne giden yolda birer ara durak olan Maraş, Çorum'da benzer şeyler olmuş ve büyük acılar yaşanmıştı. Bu konuda hükümet adına Alevi Açılımından Sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'dan gelen; "soruşturma devam ediyor" açıklaması, İçişleri Bakanı'nın "yapanlar çocuk" açıklamasından daha sorumludur.

Bugün Alevilerin AK Parti'den gelen olumlu adıma rağmen CHP'de yoğunlaşmaları konusunda hükümetin ciddi ciddi düşünmesi gerekiyor. Açılımın bir süreç olduğunu düşünürsek, AK Parti'nin Alevilerin yaşadıkları sorunların çözülmesinde yapacağı en büyük katkı, kamuda ve yerel yönetimlerde uygulanan ayrımcılık konusunda adım atmasıdır. AK Parti, Alevilerin kendileri hakkındaki önyargıları kırmak, yaşadıkları ayrımcılığı ortadan kaldırmak için hala pek çok şansa sahip. Mesele bunların fark edilmesi ya da fark edilmemesinde. Çünkü bütün yaşananlar gösteriyor ki; sorun geçmişe dayanan "güven bunalımının" aşılamamasında. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın bir şans olup olmadığını önümüzdeki aylarda göreceğiz.