• 9.03.2012 00:00
  • (2776)

Türkiye'de siyaset tek bacaklı. Kitle partisi olarak toplumsal talepleri, değişimi kuşatan ve siyasete taşıyabilen tek bir parti var: AK Parti. AK Parti'ye yönelik sıralayabileceğimiz pek çok eleştiriye rağmen bu böyle.

Mesela Uludere'yi aydınlatamadı. Mesela TMK 7., 8., 9.; TCK'nın 226., 257., 285., 286., 288. ve 301.; SPY'nın 86. ve 88 maddelerini içeren mini demokrasi paketini gündeme almıyor. Mesela ana dil/le eğitim gündeme gelmiyor. Mesela Alevilerin talepleri konusunda duyarsız. Bu "mesela"ları çoğaltmak mümkün. Ama aynı AK Parti bu zamana kadar attığı pek çok siyasi adım ile de Türkiye'de değişim ve dönüşüme büyük katkı sağladı. Yani AK Parti'yi yaptıkları ve yapmadıkları ile değerlendirdiğimiz zaman yaptıklarının, yapmadıklarından çok daha fazla ve önemli olduğunu görürsünüz. Bu, AK Parti'yi Türkiye'de siyaseti önemseyen, değişimi siyasette arayan ve bu konuda adım atmaya açık tek siyasi parti yapmaktadır.

AK Parti'nin en büyük sorunu siyasi alandaki yalnızlığı ve siyaseten muhalefetsiz olmasıdır. Bu, AK Parti'nin büyük siyasi yalnızlığıdır. Türkiye'de kendilerini muhalefet olarak tanımlayan siyasi partiler, STK'lar hatta kanaat önderlerinin temel açmazı siyasetlerini AK Parti düşmanlığı ve/veya karşıtlığı üzerine inşa etmeleridir. Bu durumun adı "apolitikleşme"dir.

Siyasal başarısını AK Parti politikalarının eleştirisine, alternatif siyasal söylem ve projeler yerine; AK Parti karşıtlığına, başarısızlığına bağlayan bu anlayış, siyaset değil siyasetsizlik üretir, AK Parti'yi büyütür. Elbette siyasal söylemi, sayısal gücünden daha büyük olan siyasi partiler, siyasi hareketler yok değil. 12 Eylül referandumunda "evet" diyen Has Parti, EDP, DSİP ve "Yetmez ama evet" koalisyonu, AK Parti karşısında siyaseten en önemli güç ve odak olma şansını yakaladılar. Ancak aradan geçen süre içinde bu şansı ne yazık ki, kullanamadılar.

Has Parti AK Parti'nin gölgesinde kalırken; sol muhalefet için umut olabilecek EDP ve DSİP, başını BDP'nin çektiği bloku destekleyerek siyasal intiharlarını gerçekleştirdiler. Çünkü bu tercih Halil Berktay'ın uzun süredir dile getirdiği "haklı şiddet"in desteklenmesi yani siyasetsizlik tercihinden başka bir şey olmadı.

Yeni muhalefetin koordinatları

Bugün Türkiye'de AK Parti'ye karşı bu kadar şikâyet varken, politikaları bu kadar eleştirilirken, kamuoyu araştırmalarında oylarının düşmemesinin iki nedeni olabilir. Ya eleştiriler haksız ya da bu eleştirileri ve şikâyetleri siyasete taşıyacak siyasi aktörün olmaması.

AK Parti'ye yönelik eleştirilerin abartılı olduğunu söylesek bile bazı eleştirilerin haklılığı var. Sorun bu eleştirilerin siyasetin yapacak muhalefet parti/hareketinin olmamasıdır.

O zaman şu soruyu sorabiliriz. AK Parti'nin siyasal rakibi olmanın parametreleri nelerdir?

Bunun için bazı sorular sormalı ve bunlara cevap vermeliyiz.

İlk soru; kimin için siyaset? Cevap: Toplum.

Siyaseten savunulacak değerler nelerdir? Cevap: Temel hak ve özgürlükler, azınlık haklarını garantiye alan yeni bir anayasa, toplumsal değerlere saygılı, farklı ve öteki ile yaşamayı iradi bir tercih olarak sahiplenmiş bir siyasal anlayış.

Nasıl bir ekonomi? Cevap: Toplumsal adaleti, gelir dağılımını eşitlemeyi hedefleyen, devletin ekonomideki rolünü önemseyen, ekonomik rekabet ve devletin düzenleyici rolünü dışlamayan bir piyasa ekonomisi.

AK Parti toplum için siyaset yapan ve yukarıdaki bazı siyasal hedefleri sahiplenmiş bir parti. AK Parti'nin siyasal rakibi olmanın ilk koşulu toplumu referans alan bir siyaset. AK Parti'nin siyasal rakibi olmak temsil edilen değerler sistemi, ekonomik model, kadın, eğitim ve gençlik gibi alanlarda farklı siyasal duruşlarda ortaya çıkacaktır.

AK Parti'nin siyasal rakibi olmanın ikinci koşulu ise; bu parti/hareketin siyasal taşıyıcılarının kimliğidir. Bu muhalif siyasi parti/hareketin taşıyıcıların temel keseni "demokratlık" olmak zorundadır. Ahlaki ve vicdani olarak kendisini "insan" gören, siyasal, toplumsal, ekonomik mağdurları sahiplenen, kısaca devletin ötekilerinin hak ve özgürlüklerini savunan laik ve muhafazakâr bir kültürel kimlikten gelen ve göreli olarak yaşça genç insanlar olacaktır. Bu insanların şu anda bulundukları siyasal yerin, kültürel kimliklerinin bir anlamı yoktur. Onları buluşturacak olan "demokrat" üst kimlik olacaktır. Türk- Kürt, laik-muhafazakâr, Alevi- Sünni, ikincil kimliklerdir.

AK Parti'ye demokratik adımlar attırmanın yolu siyasetten geçmektedir. Sahip olunan hiçbir demokratik iddia ve söylem, bunu dillendirenleri demokrat kılmaz. Yeni Türkiye'de demokratikleşmenin, değişimin ve sivilleşmenin yolu siyasetten geçer. Çünkü siyaset dışı her arayış özü itibarıyla anti-demokratik olduğu için vesayetten başka bir şey üretmez.