• 23.03.2012 00:00
  • (2409)

Pazar gününden itibaren yaşananlar, Türkiye'nin Kürt sorununun çözümü konusunda bütün çabalara rağmen mesafe alamadığını gösteriyor. Pazar günü İstanbul ve Diyarbakır'da, Salı günü Cizre'de yaşananlar, dün Cudi'de gerçekleşen operasyon kabul edelim ki iç açıcı değil. Son dört günde yaşananlar pek çok yazar tarafından "psikolojik kopuş"un hızlanması olarak okundu.

Haksız sayılmazlar. Ama ben, bunun geç yapılmış bir tespit olduğunu düşünüyorum. Çünkü bugün başta büyükşehirler olmak üzere Anadolu'nun pek çok şehrinde iki toplum arasında oluşan kopuşu daha canlı gözlemlemek mümkün. 2009'da başlayan Demokratik Açılım'dan sonra yaşanan her terör ve şiddet eylemi, bu kopuşu biraz daha görünür hale getirmekten başka bir işe yaramıyor.

Bu açıdan Türkiye'nin Kürt ve terör sorunu dışında artık başka bir sorunu daha gündemine alması gerektiğini düşünüyorum; "toplumsal entegrasyon".

Toplumsal entegrasyon sorunu daha uzun vadeli bir çözüm perspektifi istiyor. Bu, 1990'ların ortasında bölgeden Batı'ya yaşanan göçün büyükşehirlerde ve Anadolu'da ortaya çıkan gettolaşmanın adıdır. Yani Türklerle Kürtlerin birlikte değil yan yana yaşama halinin ortaya çıkardığı sorunlardır. Ötekileştirme, evini kiraya vermeme, Kürtlerin işlettiği dükkanlardan alışveriş yapmama halidir. Kürt gençlerinin asgari ücretin de altında zor şartlarda çalışmasının adıdır.

Demokratik açılım, Türklerle Kürtler arasındaki kopuşu daha görünür hale getirmiştir.

Çünkü bir çözüm süreci olarak başlayan açılımdan sonraki her ölüm, Batı'daki Türklerin yanı başlarında yaşayan Kürtlere bakışını olumsuz etkiler hale gelmiştir. Çünkü açılım, Türklerin terör ve şiddete bakışındaki algı eşiğini düşürmüştür. Başta Mersin, Sakarya, İzmir, İstanbul'un varoşlarında bu durumun yarattığı sorunları izlemek mümkün. Bu süreçte gerçekleşen her terör ve şiddet eylemi farklılığı, ötekileştirmeye dönüştürdüğü için tehlikelidir.

Bugün Türkiye'nin sadece Kürt ve terör sorunu yok. Giderek onları da içine alan bir toplumsal entegrasyon sorunu var. Psikolojik kopuşu görünür hale getiren de toplumsal entegrasyon sorunudur.

Kürt sorununun çözümü, Kürtlerin hak ve özgürlüklerin kamusal alanda tanınması ve Kürtlerin kendilerini birinci sınıf vatandaş hissetmesini sağlanması ile çözümlenebilir.

Terör sorunu, Kürt sorununun çözüm sürecine bağlı olarak Kürtlerin hakları için mücadele ettiğini söyleyen PKK'nın silah bırakmasını sağlamak ve PKK'lıların af da dahil olmak üzere çeşitli formüllerle topluma kazandırılması ile çözülebilir. Tabi birde Kürt sorunu çözüm sürecine girse dahi silah bırakmaya yanaşmayan ve terör örgütü olarak bölgesel aktör olmayı hayal eden bir PKK var ki, onunla silahla mücadele etme dışında seçenek görünmüyor.

AK Parti hükümeti, hem Kürt sorununun hem de terörle mücadele konusunda son yıllarda eksikliklerine rağmen önemli adımlar attı. 1 Ağustos 2009'da başlayan demokratik açılımdan bu yana yaşanan süreç, Kürt sorununun çözümü sürecinde tarihsel bir eşiği ifade ediyor.

Devletin Öcalan'la ve PKK'nın Kandil ve Avrupa kanadı ile yapılan görüşmelerin kamuoyuna yansımasına rağmen, toplumun sağduyulu tavrı bur sorunun çözülmesi isteğinin bir ifadesi.

Demokratik açılımın başlaması ile Kürt sorunun kamuoyunda her yönüyle konuşulur ve tartışılır olması, toplumun bir anlamda Kürt sorunu ile yüzleşmesini sağladı.

KÜRTLERİN PKK İLE SINAVI

Türkiye'nin Kürt sorunu ile yüzleştiği dönem, aynı zamanda Kürt sorununun bir sonucu olarak ortaya çıkan PKK'nın dönüşmesine denk geldi. Ve PKK üst yönetimindeki koalisyon dağıldı. Demokratik açılım başlayana kadar Kürtlerin hakları için mücadele ettiğini söyleyen PKK, açılımdan sonra tam tersi yönde adımlar atmaya başladı.

Arap Baharı ile başlayan ve bölgede bir tür belirsizliği ima eden süreçte kendi varlığına vehmettiği değer peş peşe hata yapmasına yol açtı. Öcalan'ın çözüme yaklaştık dediği noktada Devrimci Halk Savaşı başlattı ve başarısız oldu.

Nevruz'da ortaya çıkan görüntüler PKK'nın istediği görüntülerdi. Hedefi, kaos yaratarak, son bir çıkış sağlamaktı. Ancak olmadı.

PKK'nın ve Kandil'deki hiçbir figürün artık çözümün bir parçası olamayacağı çok açık. Bu gerçek, Türkiye'nin çözmek için yapması gerekenleri, atması gereken adımları ortadan kaldırmıyor.

Artık yeni bir süreçteyiz ve bu süreçte AK Parti kadar BDP'ye ve demokrat Kürtlere sorumluluk düşmektedir. AK Parti, bugüne kadar BDP'ye rağmen BDP'yi muhatap almayarak hata yapmıştır. Ama BDP'nin de kendini muhatap kabul etmediği gerçeğini hatırlamak gerekmektedir.

Fırat Anlı, "Biz Kürt sorununu çözebilecek son kuşağız", Osman Baydemir, "Biz tokalaşabilecek son kuşağız" derken haklılar. Bugün BDP içinde siyaset yapan pek çok isim Anlı ve Baydemir gibi düşünüyor. Ama böyle düşünenler, çözüm için üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirme konusunda ne yazık ki, yeterince cesur değiller. PKK'nın artık sorunların çözümünün önünde bir engele dönüştüğü yeni süreçte sorumluluk BDP'li siyasilere ve tek tek demokrat Kürtlere düşüyor. AK Parti'nin yapması gereken onların elini güçlendirmesi. Onların da yapması gereken PKK'ya rağmen çözüm sürecine sahip çıkması.