• 27.03.2012 00:00
  • (2908)

Geçen hafta Nevruz olayları ve hükümetin Kürt sorununun çözümü için yeni stratejisi tartışıldı. Nevruz, olumsuz olaylara rağmen PKK'nın istediği biçimde kanlı geçmemiştir ama yaşananlar sorunun tüm sıcaklığı ile ortada durduğunu göstermektedir.

Bunun farkında olan hükümet çözüm sürecinde yeni bir yol haritası ortaya koydu. Kabul edelim ki 2009'da başlatılan "Demokratik Açılım"dan sonra gelen ve pek de yeni olmayan strateji bardağın boş kısmından bakarsak başarısızlığın kabulü ve zaman kaybının kabul edilmesi, dolu kısmından bakarsan da AK Parti'nin çözüm iradesinin devamını gösteriyor.

Kürt sorununda hükümetin izleyeceği 10 maddelik yeni stratejide öne çıkan unsurlar şunlar; 1) Terörle mücadele sonuna kadar devam edecek. 2) PKK ve Kandil çözüm sürecinde muhatap alınmayacak. 3) Bunun yerine BDP ve Kürtler muhatap alınacak. 4) PKK'nın silah bırakması konusunda Barzani devreye girecek. Ve 5) içerde demokratik standartlar yükseltilecek.

Bu strateji işlevsel olacak mı yoksa çözüm sürecinde zaman kaybına mı yol açacak?

Bu soruya, bazı sorular daha sorup, bunlara cevap vererek yanıt arayalım. İlk soru AK Parti çözüm istiyor mu?

AK Parti, kuruluş beyannamesinden, hükümet programına kadar pek çok metinde Kürt sorununu çözme iradesini ortaya koyuyor. Ancak bu iradenin varlığı çözüm için tek başına yeterli olmuyor. AK Parti'nin devlet değil, siyasi bir parti oluşu, başlattığı politikayı sonuna kadar devam ettirmesine engel oluyor. Bunda parti içindeki dengeler kadar, diğer siyasi partilerin pozisyonları ve PKK'nın süreç içinde adımlarının da büyük rolü var. Mesela demokratik açılımın başlamasından sonra şiddet olaylarının arttığı, şehit cenazelerinin çoğaldığı bir ortamda süreci devam ettirmek mümkün olmuyor. Ya da Habur görüntülerinin medya tarafından veriliş tarzı, Avrupa'dan gelecek barış grubunun gelmesinin veto edilmesine yol açtı.

Eğer bugün AK Parti güvenlikçi politikalara teslim olmuşsa, bunda PKK'nın 2011'in başından itibaren sistematik olarak yükselttiği ve 14 Temmuz'da başka bir evreye taşıdığı şiddetin büyük rolü vardır.

Yeni stratejide AK Parti, çözüm iradesini ortaya koymasına koyuyor ama bu irade tek başına çözüm için ne yazık ki yeterli değil.

AK Parti'ye karşıtlık olarak konumlanmak haksızlık olsa da bir başka soru "PKK çözüm istiyor mu?" sorusudur.

Bu soruya özellikle son üç yıl yaşanan olaylara bakarak "evet" cevabını vermek zor görülüyor. 2005-2006'dan itibaren İmralı ile başlayan görüşmeler ve demokratik açılım süreci ile birlikte PKK'nın yönetim kadrosunda var olan koalisyon dağılmıştır. Bu dağılmanın nedeni "çözüm"ün olasılık olarak belirdiği süreçte, Ortadoğu'da yaşananlardır. Çözüm, PKK'nın silahlı bir güç olarak sona ermesi anlamını taşırken, Ortadoğu'da yaşanan belirsizlik PKK'nın bölgesel bir aktör olarak sahneye çıkabileceği varsayımıdır.

One Minute sürecinden itibaren Türkiye-İsrail gerilimi PKK'yı umutlanmıştır. İkinci olarak Tunus'ta başlayan Arap aydınlanmasının Suriye'ye ulaşması ve burada doğan belirsizlik PKK tarafından fırsat olarak değerlendirilmiştir. PKK son 4-5 ay içinde 2 bine yakın militanını Suriye'ye göndererek orada Esat sonrası için plan yapmıştır. Esad, bunun farkında olmasına rağmen, PKK'yı Türkiye'ye karşı kullanma ihtimaline karşı PKK ile ittifak içine girmiştir.

2011 başından itibaren artan PKK şiddetinin arkasında bunlar vardır. PKK bu süreci Öcalan'a rağmen başlatmış ve ona rağmen uygulamıştır. PKK üst yönetiminde Öcalan ile aynı çizgide olanlar olabilir ama PKK'da şu an Suriye-İran hattı inisiyatifi elinde tutmaktadır.

Son olarak da şu soruyu soralım BDP çözüm istiyor mu?

Bu soruya torik olarak evet cevabının vermek en kolayı. Ancak BDP'nin sorunu, siyasi parti olarak rüşt sorunu yaşamasıdır. Bu şartlarda BDP'nin çözümün parçası olma şansı yoktur. Bunda BDP kadar AK Parti'nin de payı vardı. Eğer AK Parti, demokratik açılım sürecinde BDP'yi daha çok muhatap alsaydı bambaşka bir süreç yaşayabilirdik. Başlayan süreç BDP için büyük bir şans olabilir. Bu, BDP'nin bu şansı nasıl kullanacaklarına bağlıdır. BDP bu süreçte siyaseti tercih ederek Kandil ve İmralı ile diyalogun anahtarı da olabilir. Ama sorun BDP'nin bunun farkında olup, olmamasında.

Bu stratejinin en önemli parçası şüphesiz demokratik standartların yükseltilmesidir. Gerçekten bunun yapılması çözüm sürecinde pek çok sorunun kendiliğinden ortadan kalkması demektir. Mesele bu sürecin hızlı ilerlemesindedir. Çünkü zamanında atılmayan her demokratik adım, çıtanın biraz daha yükselmesini göstermekten başka bir şey ifade etmemektedir. Mesela önceki gün yargının Özgür Gündem gazetesi hakkında verdiği karar demokratik standartlar açısından iç açıcı değildir. Yeni olmayan yeni stratejiyi tartışırken gelen bu karar, yargı tasarrufu olsa da, siyasi sorumluluğu AK Parti'ye yazılmaktadır.

Son olarak çözüm eğer siyasette ise AK Parti ve BDP başta olmak üzere tüm siyasilere, STK'lara ve Kürt kanaat önderlerine görev düşmektedir. Çünkü çözümü tek başına AK Parti ve BDP'nin omuzuna yüklemek haksızlıktır.

Aktörleri kim olursa olsun, çözüm siyaset ve müzakereden geçiyor. Herkes bunu kabul etmek zorunda.