• 3.04.2012 00:00
  • (2520)

 

Hükümetin Kürt sorunu konusunda önceki hafta açıkladığı "yeni starteji" konusunda BDP-DTK cephesinden özünde aynı söylemi farklı tepkiler geliyor. Tepkilerin ortak tarafı stratejinin "yeni" olmadığı konusunda. Bu tür açıklamalar haklı olabilir ama "eksik". Çünkü temelde edilgen ve çözüm konusunda bir şey söylemiyor. Diyelim ki, strateji "yeni " değil. Buna karşı bir çözüm öneriniz, yeni bir sözünüz, söyleminiz var mı, yok.

Bunun yerine ne söylüyorlar? Siyaset üretmeden siyasete dahil olmadan, çözüm için yine topu Öcalan'a, Kandil'e atıyorlar. Oysa BDP-DTK çizgisi Kandil, Öcalan'ı çözüm sürecinde devre dışı bırakırken, hiç ses çıkarmadı ve sürecin bir parçası oldu. Şimdi yeniden Öcalan'ı referans gösteriyorlar ve Öcalan'ı ve Kandil'i ziyaret etmek istiyorlar.

Bu tabloya rağmen insan yine de umudunu kaybetmek istemiyor.

Dün Taraf gazetesinde Aysel Tuğluk'un bir açıklaması vardı. Gazete manşetten verdiği açıklamaya "PKK Türklere güven vermeli" başlığını vererek, kendi temennisini ifade etmiş açıkçası.

Tuğluk, Burhan Ekinci'ye yaptığı açıklamada karşılıklı güven sorununa dikkat çekerek; "Hükümet Kürtlere, PKK de Türklere güven vermeli. Karşılıklı birbirine güven verici jestler, pratik adımlar atılmalı. Her iki taraf illa benim dediğim olsun diyemez. Karşılıklı güven oluşursa uzlaşı noktası yaratılır" demiş.

Tuğluk'un açıklamasının bu kısmı göreli olarak olumlu bir açıklama olarak okunabilir. BDP'nin bu süreçte üzerine düşeni yapacağını söyleyen Tuğluk ardından şunları söylüyor; "Ama bu, çözüm için yetmez. Kandil ve İmralı'nın kendi zemininde oynayacağı roller var. Sadece bir zemin üzerinden sorun çözülemez. BDP, Kandil ve Öcalan denklemi kuramadığınızda sonuç alınacağını düşünmüyorum.".

Aysel Tuğluk aynı açıklamada iki farklı görüşü serdebiliyor. Oysa bu iki görüş arasında temelde zıtlık var. Karşılıklı güven verici jestleri ifade ettikten sonra kurduğu "BDP, Kandil, Öcalan" denklemi jesti sadece devletten bekleyen bir açıklama.

Birbirine neredeyse zıt iki görüşün dillendirilmesi sadece kafa karışıklığı değilse, açık bir acz'in işaretidir. Ki, Kürt siyasi hareketinin Kandil ve Öcalan karşısındaki sorunu da budur.

Burada dönüp dolaşıp, BDP'nin "siyasi bir parti olup olmadığı", "siyasi parti olmayı istemeyip istemediği" sorularına geliyoruz.

Bunu söylerken, i) BDP, Kandil ve Öcalan'a rağmen siyaset yapamıyor, ii) BDP'den PKK'ya mesafe alma çağrısını da gerçekçi bulmadığımı kabul ediyorum. Burada "ama" diyerek, BDP'den "daha yapıcı siyasete sahip çık, hatta böyle bir sürecin başlatılmasında ön alıcı bir rol üstlen, bütün olumsuzluklarına rağmen bunu yap" demek, hükümet yandaşlığı mıdır?

Yeni strateji açıklamasına bardağın boş tarafından bakıldığında, bir anlamda açılımın başarısızlığının ve yaklaşık iki yılın siyaseten kaybedilmesinin kabul edilmesi olarak okuyabiliriz. Ancak bardağın bir dolu tarafı yok mu? Var ve umutlu olmanın gerekçesi de bu. Bu da yeni stratejinin her şeye rağmen Kürt sorununu çözme konusunda AK Parti'nin hala irade sabi olduğudur.

Ve siyaset de burada devreye giriyor.

ÖRGÜT SINIRDIŞINA ÇEKİLMELİ

Aysel Tuğluk, "Karşılıklı birbirine güven verici jestler, pratik adımlar atılmalı. Her iki taraf illa benim dediğim olsun diyemez. Karşılıklı güven oluşursa uzlaşı noktası yaratılır" şeklindeki kendi sözlerine sahiden inanıyorsa, bunun gereğini yapma konusunda adım atmalılar.

BDP-DTK'nın bu süreçte yapması gereken, yeniden diyalog zemini yaratma konusunda adım/lar atmaktır. AK Parti'ye çözüm konusunda adımlar attırmanın yolu siyasettir. BDP-DTK'nın yapması gereken budur. Keşke AK Parti, BDP'yi açılım sürecinde daha çok muhatap alsaydı. Belki BDP'nin eli PKK ve Kandil'e karşı daha güçlü olabilirdi: Ama hala geç değil. Bunun için BDP'nin hala şansı var.

Kürt sorununu çözme konusunda inisiyatif nasıl AK Parti'nin elinde ise terör konusunda eylemsizlik süreci başlatmak da PKK'nın elindedir. Ve BDP'ye düşen bu süreçte devreye girmektir. Tuğluk, Taraf'a yaptığı açıklamada bunun nasıl olabileceğini söylüyor ama denklemi gene yanlış kuruyor. Tuğluk denklemi, "Hükümet Kürtlere, PKK de Türklere güven vermeli" şeklinde kuruyor. Oysa denklem tam ters olmalı. Yani bu süreçte artık adım atması gereken PKK'dır, hükümet değil.

Taraf, haberi verirken temenni olsa da "PKK Türklere güven vermeli" manşeti ile kullanmış. Ancak ne Tuğluk ne de BDP ve DTK henüz orada değil.

Bugün hem Kürt sorununun çözüm sürecinin hızlanması hem de terör sorunun çözülmesinde örgüte büyük sorumluluk düşmektedir. Bu sorumluluk örgütün şartsız ve süresiz olarak eylemsizlik ilan etmesi ve sınır dışına çekilmesidir. Örgüte bu çağrı "karşısında hükümetten beklenti olmaksızın", BDP-DTK çizgisi, onlara destek veren STK ve aydınlardan gelmelidir.