• 27.04.2012 00:00
  • (2569)

 Bundan tam 5 yıl önce 27 Nisan gecesi TSK web sitesine konulan açıklama tarihe "e-muhtıra" olarak geçti. 27 Nisan e-mutırası, 2005'de başlayan süreçte bir ara duraktı. Hedeflenen önce AK Parti'li bir Cumhurbaşkanı'nın önünü kesmekti. Bu başarılamayınca hedef büyüdü ve AK Parti siyasi sahnenin dışına çıkarılmak istendi. Planı yapanlar başarılı olamadılar.

12 Nisan 2007'de Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanlığı ile ilgili soruya "laiklik ve demokrasiye sözde değil özde bağlılık" vurgusu yaptıktan sonra "sözde değil, özde Cumhurbaşkanı" profilini ifade etmişti.

İki gün sonra 14 Nisan'da Tandoğan'da "Cumhuriyet Mitingleri"nin ilki, 29 Nisan'da Çağlayan'da ikincisi gerçekleşti.

Ne Büyükanıt'ın çıkışı ne de Cumhuriyet Mitingleri işe yaramadı. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı adayı oldu. Meclis'te ilk tur seçimleri yapıldı.

CHP seçim sürecini durdurmak için AYM'ne başvurdu.

27 Nisan gece saat 23:15 sularında e-muhtıra geldi. Muhtırayı 1 Mayıs'ta AYM'nin bir hukuk katliamı olan "367 kararı" izledi. Cumhurbaşkanlığı seçim süreci durdu.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşananlar, birden bire değil, adım adım, göstere göstere geldi. Nitekim o günlerde CHP Genel Başkanı olan Deniz Baykal, 2005 yılında Mayıs ayındaki Cumhuriyet Gazetesi'nin bombalanmasından sonra başlattığı "Cumhurbaşkanını bu Meclis seçmesin" tartışmasında gelinen noktayı "başarıya ulaştık" diye açıklamıştı.

Baykal'ın 2005-2007 arasında sıkça vurguladığı; "olmaz, olamaz, olmamalı, oldurmayız" söylemi; kişisel bir temenniden, organize bir yapının yaptırımına kadar giden bir sürece işaret etmektedir.

"Olmaz"; kişisel bir beklentiyi ima ederken, "olamaz" bu temenninin bir adım daha ileri gitmesi demektir. "Olmamalı", kurumsal bir beklenti, "oldurmayız" ise daha kurumsal bir direnci ve gerekirse yaptırımı işaret eder.

Baykal'ın AYM kararından önce mahkemeye yönelik tehditvari açıklamalarını hatırlarsak, karşımızdaki organize yapının varlını daha açık görme şansımız olur. İşte bu süreçte AYM'nin 367 kararı, bu son noktayı yani "oldurmayız"ı gösterdi.

27 NİSAN SORUŞTURULACAK MI?

Bütün bu süteçte, 27 Nisan gecesi TSK'nın web sitesine konan o açıklamaya ne ad vereceğiz?

28 Şubat, darbenin "post" hali ise, 27 Nisan da, darbenin "e" halidir.

Bu oyunu 28 Nisan'da bozdu. Demokrasiye sahip çıkan bu açıklama "askeri vesayet"in kırılmasında dönüm noktası oldu.

AYM kararı ardından başlayan yeni süreç, seçimlerin 22 Temmuz'a alınmasına ve AK Parti'nin yüzde 47'lik zaferi ile sonuçlanmasına yol açtı.

Nihayet Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesi 2005'te başlatılan projenin ilk hedefinin sonu oldu. Plan sahipleri ikinci aşamaya geçti. Bu aşamada hedef, AK Parti'nin siyasi denklemin dışına itilmesiydi.

Çok vakit kaybetmeden Meclis'te 411 oy ile kabul edilen başörtüsü düzenlemesini ve google'dan üretilen diğer "deliller"le 14 Mart 2008'de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AK Parti'nin kapatılması için dava açtı. AYM'si 10/11'e AK Parti'nin "laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna" hükmederken, 6/11'de partinin kapatılması yönünde oy kullandı. AK Parti, mahkeninin nitelikli çoğunluk olan 7/11 oy çıkmadığı için kapanmaktan kurtuldu.

Dava sürecinde dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un AYM'si ikinci Başkanı Osman Paksüt ile gizli görüşmesini vs. de hatırlatmaya gerek yok sanırım.

ÖZEL BİR İSİM: DEMİREL

Beş yıl önce verilen 27 Nisan e-muhtırada da, soruşturması süren 28 Şubat post-modern darbesinde de arka planda ortak bir isim göze çarpıyor: Süleyman Demirel.

Kılıçdaroğlu'nun bile "Haberal için aramadı ama arasaydı onu kırmazdım" dediği Demirel'in bu gücü nereden geliyor.

Siyasetin sağından soluna, AK Parti dışındaki neredeyse tüm partilerin Demirel ismi üzerinde konsesüse varmaları, bir biçimde ona dokunmaları tesadüf olabilir mi?

Tesadüfse, tesadüfün "baba"sı olduğunu kabul etmek gerek.

Bugün 27 Nisan, savcılara duyurulur.