• 8.05.2012 00:00
  • (2325)

ERMENİSTAN

Başlık Hrant Dink'in ölümünden sonra Hrant Dink Vakfı tarafından yayınlanan kitabının adı. Vakfın davetlisi olarak bir grup gazeteci ile Ermenistan'dayız. Burada bulunduğumuz süre içinde hem siyasilere hem de sivil toplum ve medya temsilcileri ile görüştük. Siyasilerle gündem önceki gün yapılan seçimler; STK ve medya mensupları ile Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi oldu.

Siyasilerle yaptığımız görüşmelerde ilişkilerin normalleşmesi konusunda zihinlerindeki ön koşulları yıkabilmiş değiller. 2009 yılında iki ülke arasında imzalanan protokollerde hiçbir ön koşul yer almamasına rağmen hayata geçmedi? Görünürdeki cevap iki ülkenin zihinlerdeki önkoşullar olan "soykırım" ve "Karabağ" hala canlılığını koruması.

Bana öyle geliyor ki, gerek soykırım gerekse Karabağ her iki ülke için sığındıkları birer "gerekçe". Her iki ülke de protokollerin dondurulmasını iradi olarak tercih ediyor. Her iki ülke de bölgede yaşananlardan dolayı "bekle gör" politikasını izliyor.

Ermenistan'ın Türkiye'nin protokolleri dondurmasına karşı tepki dozunun düşük olmasının temel nedeni yaklaşan 2015 yılı. Yani 1915'in 100. yılı. Ermenistan bu durumun kendisi açısından psikolojik üstünlük olduğunu düşünerek acele etmiyor. Türkiye'nin eninde sonunda soykırımı tanıyacağını, tanımak zorunda kalacağını düşünüyor.

Türkiye ise Azerbeycan'ın hassasiyetlerini dikkate alıyor görünse de, protokolleri dondurmasının sebebi Ortadoğu ve Kafkaslar başta olmak bölgede yaşanan değişimler. Türkiye kendini bu bölgede "oyun kurucu ülke" olarak görüyor. Türkiye, bölgelerde yaşanacak gelişmelerin Ermenistan'ı Batı'yla daha fazla temas kurmak için Türkiye ile ilişkileri normalleştirmek zorunda kalacağı varsayıyor.

Bu okuma, fazlasıyla reelpolitik ve ulus-devletlerin kararlarında geçmişte ya da bugün yaşanan ne kadar acı olsa da "insani" olanının "ülke çıkarları" karşısında "ikincil" olacağını söylüyor.

SOKAĞA ÇIKMA SIRASI DEMOKRAT ERMENİLERDE

Ülkeler arası ilişkilerde ulusal çıkarlar ne kadar belirleyici olursa olsun, insanlık adına yaşanan acıların gelecekte yaşanmaması için de mutlaka ülkeler ve uluslararası sistemin devrede olması kaçınılmazdır. Bu açıdan Türkiye hele hele bölgede oyun kurucu olmaya aday bir ülke, geçmişiyle mutlaka yüzleşmelidir. Ermenistan'la ilişkilerde temel sorun alanı olan 1915'te yaşananlar bu yüzleşme alanlarından birisidir. İttihatçı geleneğin bütün pratikleri ile yüzleşebilen bir Türkiye'nin 1915'te yaşananlarla yüzleşmeyi başaramaması bölgesinde "oyun kurucu olma" iddiasındaki ülkeye uygun bir profil değildir. Üstelik zaman şu anda Türkiye'nin lehine işlese dahi, bu gerçek değişmeyecektir.

Türkiye bu yüzleşmeden kaçtıkça, devleti bu yüzleşmeye davet eden girişimlerin, aydınların ve kanaat önderlerinin sayısı artıyor. Bu artışta Türkiye'nin genel demokrasi standartlarının yükselmesinin büyük etkisi vardır. 5-10 yıl öncesine kadar "soykırım" demenin bile zor olduğu Türkiye'de, bugün daha ileri söylemler duyabiliyoruz.

Ölümünden önce yazıları, konuşmalarıyla; 2007'den sonra da öldürülmesi ile Hrant Dink, Türkiye'de sivil toplumun bu yolda büyük mesafe almasını sağladı. Son üç yıldır 24 Nisan'da başta Taksim olmak üzere ülkenin farklı yerlerinde toplanarak, 1915'de yaşananların bir daha yaşanmamasını, devletin bunla yüzleşmesini istiyorlar. Ermenilerden özür diliyorlar. Laikinden Müslümanı'na farklı kesiminden insanlar, bunları yaparken sadece risk almıyorlar devlete, iktidara ve kendilerine mesafe alabilme cesaret ve başarısı gösteriyorlar. Türkiye'yi 1915'te yaşananlarla yüzleşmeye götürecek olan bu insanların yani demokratların basireti olacaktır.

Bu süreci hızlandıracak olan başka adımlara ihtiyaç var. Bu adımlardan birini Hrant Dink Vakfı atıyor. Birkaç yıldır iki ülkeden gazetecileri, STK temsilcilerini buluşturuyor. İki ülke arasında yeni barış köprüleri kuruyor.

Bu süreçte bir başka bir adım da Ermenistan'daki sivil toplumdan, aydınlardan gelebilir. Ermenistan'da kendi acılarını unutmadan, yaşanan acıları kıyaslamadan ve eşitlemeden Türklerin yaşadığı acıları da anımsayan, buna yol açanları kınayan bir girişim başlayabilir mi? Mesela tek tek Türk diplomatları hedef alan ve öldüren Asala, terör örgütü ilan edilip, kınanabilir mi? Elbette Ermenistan'da konuştuğumuz pek çok insan bunu "özel alan"da söylüyor. Ama yetmez. Mesele bunun siyasetini "kamusal alan"da yapmaktır. Böyle bir girişim, sadece risk almış olmaz, aynı zamanda hem Ermenistan'a hem diyasporaya hem de kendi kimliğine mesafe almış olur. Yine ilişkilerin normalleşmesinde önemli adımlardan birisi kabul edilen sınırın açılması için iki ülkeden aynı zaman ve süreli birer "sivil itaatsizlik" eylemi mümkün olabilir mi?

Böyle girişimler olur mu bilmiyorum ama bildiğim böyle karşılıklı girişimlerin, yaşanan acıların siyasetin, ulus-devletin çıkarlarına kurban edilmeyip "insanileşmesine" katkı sağlayacaktır. İhtiyaç duyulan budur. Çünkü iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirecek olan devletler değil tek tek demokrat Türkler ve demokrat Ermeniler olacaktır. İki ülke arasındaki kapalı sınırın aşılması da

Hrant Dink Vakfı bu süreçte önemli bir dostluk köprüsü kuruyor. Bu ziyarette bana ve diğer arkadaşlara her türlü desteği veren, kaprislerimizi güler yüzü ile karşılayan Burcu Becermen'e ve Hermine Darbinyan'a teşekkürler.