• 22.05.2012 00:00
  • (2242)

Başkanlık Sistemi, 1980'li yıllardan bu yana sık sık dile getirildi. Turgut Özal, Süleyman Demirel'den sonra Başbakan Erdoğan da bunu zaman zaman dile getirdi.

Nitekim 12 Haziran seçimlerinde AK Parti, yüzde 50 oy almasına rağmen milletvekili sayısı 330'un altında kalınca, o gece yapılan ilk yorumlardan birisi "Başkanlık Sistemi" hedefinin bu dönem gerçekleşemeyeceği oldu. Yani AK Parti'nin 12 Haziran sonrası ana hedeflerinden birisi yeni anayasaysa diğeri de başkanlık sistemini hayata geçirmekti.

AK PARTİ NEDEN BAŞKANLIK İSTİYOR?

Başkanlık sitemini AK Parti açısından tercih edilir kılan birkaç neden var. İlki parti içi işleyiş ve demokrasi tarzının başkanlığa yatkın olması. İkincisi AK Parti'nin 12 Haziran seçimlerinde kullandığı Hedef 2023 mottosunu Erdoğan'ın "başkan" olarak görme hedefi. Buna bağlı olarak da üçüncü neden, parti tüzüğündeki "3 dönem" sınırlaması.

Bunlardan ilki daha kültürel/yapısal bir tercih iken; ikinci ve üçüncü neden açık bir siyasal tercihtir.

Peki başkanlık sistemi Türkiye'ye ne kadar uyar?

Osmanlı İmparatorluğu'nun kültürel reddi, ideolojik sürekliliği olan Türkiye Cumhuriyeti, zinhiyet düzleminde başkanlık sistemine yabancı değil. Tek parti dönemi bir tür başkanlık sistemi olarak tevarüs etmiştir. 1950 sonrası çok partili hayata geçiş bunu çok değiştirmemiştir. 1960 Darbesi sonrasında "tek adam"lığın yerini seçilmişlerin varlığının sembolik, atanmışların belirleyici olduğu "MGK" almıştır.

Türkiye 2002 yılına kadar "parlamenter sistem" adı altında yarı/başkanlık modeli ile yönetilmiştir. Bunu mümkün kılan ise toplumdaki kültürel uyum ve devletteki ideolojik süreklilik olmuştur. Evet, siyasi partiler vardı, seçimler yapılıyordu ama siyaseti toplum değil atanmışlar belirliyordu. Siyasi partiler ve parlamenter sistemin işlevi devletin yarattığı rantın var olan modelin meşruiyeti için topluma ulufe niyetine dağıtılması idi.

Bu açıdan Türkiye başkanlık sistemine kültürel ve zihinsel olarak yabancı değil. Çabuk uyum sağlayabilir.

Türkiye'nin demokrasi kültürü ve zihniyeti açısından eksiği parlamenter sistemin derinleştirilmesidir.

Türkiye yıllardır seçim sistemindeki yüzde 10 "ucubesi" ile "siyasal istikrar"ı sağlamaya çalışıyor. Hatta Bunun için "temsilde adalet"i feda etmiştir. Buna rağmen ne yazık ki, siyasi istikrarı sağlayamamıştır.

Siyasal istikrar, ancak Türkiye'nin gerçekten siyasetle tanışması ve bunu siyaseten temsil eden bir parti ile tanışmasıyla oldu.

AK Parti'nin iktidar olması ile başlayan süreç Türkiye'yi siyasetle tanıştırırken, ne yazık ki siyasetin derinleşmesini sağlayamadı. Çünkü AK Parti'ye sistem içinde dengeleyecek rakip çıkmadı. Hem sandıkta hem de siyasal söylem ve alanda.

Bu tek başınalık ve artan güç, siyasal ve toplumsal kurumları zaman zaman AK Parti'ye rağmen AK Partili hale getirdi. Bir çok kurum "kraldan çok kralcı" oldu. Bugün "otoriter"leşme eleştirilerinin temelinde bu vardır. AK Parti'nin de facto oluşan bu durum karşısında zaman zaman sessiz kalması en büyük eksikliktir.

SORUN; SİSTEM Mİ, ZİHNİYET Mİ?

Türkiye hem içerde hem de çevresinde önemli sorunlarla uğraşıyor. İçerde Kürt sorunu, yeni anayasa, demokratikleşme gibi yapısal sorunlar var. Çevremizde Suriye ve Irak başta olmak üzere önemli değişim dinamiklerinin hemen yanı başındayız.

Bu ortamda sorun, Türkiye'yi "hangi sistemle yöneteceği" değil, toplumun "nasıl bir zihniyet" yönetileceğidir.

Türkiye gibi otoriter devlet-toplum ilişkisinin henüz normalleşmediği bir kültürde başkanlık sistemi, siyasi istikrarı sağlamada önemli bir avantaj olabilir ama ortak toplumsal kültürün oluşmasına, farklılıkların bir arada yaşamasına katkı sunması zordur. Toplumsal kutuplaşma ve bölünmeyi daha da derinleştirebilir.

Elbette başkanlık sistemini tartışalım ama önce parlamenter sistemin eksikliklerini konuşalım, o sistemin tama olarak hayata geçirmenin yolunu bulalım.

Twitter: @murataksoy