• 27.05.2012 00:00
  • (2842)

 Son günlerde Uludere konusunda AK Parti'den gelen farklı tepkiler iki farklı AK Parti ve iki farklı Erdoğan resmi ortaya çıkarıyor.

28 Aralık 2011 gecesi Uludere'de PKK'lı zannedilerek öldürülen 34 vatandaşımıza insani görevlerimizi tam olarak yerine getirememiş durumdayız.

Devlet de yapmadı BDP de yapmadı, PKK da.

Uludere konusunda Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın Uludere'yi ziyareti ve annelerin acısını bir anne olarak paylaşması en insani adımdır.

Onun dışındaki her açıklama boşluğa söylenmiş gibidir. Devlet vatandaşına ne yaşarken ne de öldükten sonra sahip çıkabildi.

Büyük oranda korucu olan köyün sakinleri tek geçim kaynakları olan kaçak sınır ticareti yaparken PKK'lı zannedilerek öldürüldü. Bombalamadan sonra erken müdahale ile kurtarılabileceklere en az 7-8 vatandaş zamanında yardım gitmediği için hayatını kaybetti. Üstelik 34 cansız beden mesafeli oldukları halde PKK bayrakları ile defnedildiler.

Yazarımız Hilal Kaplan ile gittiğimiz Uludere'de bir anne bize şunu söylemişti; 'Devlet cenazelere Türk Bayrağı getirdi biz hayır mı dedik?'

Yaşananlar Uluderelilerin suçu değil, devletin suçudur. Onlara yapacak tek iş kaçakçılığı bıraktığı için, Kürt kimliğini yıllarca yok saydığı için, Kürt sorununu çözmediği için.

Kürt sorunu konusunda he geçen gün siyasi basiretini yitiren BDP, ortaya çıkan durumu istismar etmiş, PKK ise kaybettiği prestijini Uludere üzerinden konsolide etmeyi tercih etmiştir. Ne BDP'de nr PKK'da 'insani' bir yön bulunmamaktadır.

Oysa yapılması gereken de basitti. Hata yapılmış ve bu hata 34 cana mal olmuştu. Yapılması gereken sorumluların ortaya çıkarılması için etkili, hızlı bir soruşturma ve özürdür.

Uludereliler bundan fazlasını istemediler. Onların tek istedikleri gerçeğin ortaya çıkarılması ve sorumluların cezalandırılması idi.

Aradan beş aya yakın zaman geçti. Açılan bir soruşturma olduğunu biliyoruz ve en kısa sürede sonuçlanmasını arzu ediyoruz. Özür konusu Başbakan Erdoğan'ın ifade ettiği gibi elbette istismar edilmemelidir ama bu gerçekleri de örtmemelidir.

Dersim konusunda devlet adına açıkça özür dileyebilen Başbakan Erdoğan'ın, Uludere konusundaki sessizliği gerçekten üzücü.

Dahası İçişler Bakanı İdris Nami Şahin'in konuyla ilgili sözleri gerçekten insanın kanı donduran cinsten. Siyasi olarak ne kadar yanlışsa, insani açıdan da o kadar kabul edilmezdir. Bu talihsiz açıklamaya Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in verdiği cevap parti içinde farklılığı göstermesi açısından umut vericidir.

10 yıllık iktidarı boyunca devlet-toplum ilişkisinin normalleşmesi ve demokratikleşmesi konusunda büyük mesafe katetmiş olan AK Parti ve Başbakan Erdoğan'ın Uludere olayında bu kadar yavaş kalmasını anlamak güç.

Ki aynı AK Parti ve Başbakan Erdoğan, Türk siyasi tarihinde Kürt sorununun çözülmesi konusunda en ileri adımları atmış, çözüm için açılım başlatmıştır. İmralı, Kandil, Avrupa diasporası dahil olmak üzere sorunun tüm taraflarıyla siyaseten konuşma iradesi ve dahası sorunu çözebilecek tek parti olduğunu da göstermiştir.

Sanıyorum şu anda AK Parti ve Başbakan Erdoğan'ı Uludere konusunda bu kadar defansif hale zorlayan son günlerde artan kanlı PKK saldırılarıdır.

Uludere konusunu hem BDP'nin hem de PKK'nın istismar ettiğini söyledik. Başbakan Erdoğan bu durumu prim vermek istemiyor kanaatindeyim. Terör saldırıları ve kaçırma eylemleri ile PKK, bunlar 'çatışma ve savaş zamanlarında olur' açıklaması ile normalleştirmeye çalışan BDP'nin Kürt sorununun çözümüne de Uludere'deki gerçeklerin ortaya çıkmasına katkı sunmayacağı açık.

O halde iş dönüp dolaşıp çözüm için en güçlü aktör olan AK Parti ve Başbakan Erdoğan'a geliyor.

Çünkü Başbakan Erdoğan bugüne kadar yaptıklarıyla, daha büyük bir adımı atabileceğini göstermiş bir liderdir. Üstelik 'Kasımpaşalılık ruhunu', Ankara'da kaybetmediğini de biliyoruz.

twitter: @murataksoy