• 1.06.2012 00:00
  • (2410)

 Her partinin farklı birey, toplum ve dünya okuması vardır. Bu okumalarla biz, partilerin, siyasi yelpazedeki yerlerini az çok tahmin edebiliriz. Elbette bu konumlanmanın mutlak olmayacağını ve farklı sosyal durumlar karşısında göreli değişiklikler gösterebileceğini akılda tutmakta fayda var.

"Sağ-sol" ayrımı dünyadaki siyasal okumalar için hala açıklayıcı bir kılavuz niteliğindedir. Ancak bu, Türkiye için geçerli değildir. Türkiye'de sağ-sol'dan çok "statüko-değişim" ekseni daha açıklayıcıdır.

Bunun temel nedeni Türkiye'deki devlet-toplum ilişkisinin asimetrik durumudur. Bu asimetrik durumun en temel sonucu büyük harfle "Siyaset"in olmamasıdır. Siyasi partilerin varlığı Siyaseti garanti etmez. Çünkü yapılan siyaseti, toplumsal talepler, bu talepleri temsil eden siyasi partiler değil; devleti kuran askeri ve sivil bürokrasi belirlemiş ve uygulamıştır. O yüzden Türkiye'de siyasi partiler var olmalarına rağmen, Siyaset olmamıştır. Siyasetin olmadığı yerde siyasi partilerin kendilerini sağ-sol ayrımlaştırmaları, önünde "merkez" kavramı ile mümkün olmuştur. Buradaki merkez ise tahmin edileceği gibi "devlet"tir. Ana referansını ve meşruiyetini devletten alan partilerin isimleri farklı olsa da bunların siyasal olarak ortak keseni "statüko"dur. Yani Türkiye'de siyasetin esas işlevi var olan devlet-toplum ilişkinin asimetrik durumunun meşruiyetini sağlamak olmuştur.

Elbette DP ve ANAP'ın ilk dönemleri bu yapıyı kırma yönünde irade gösterse de süreklilik olmadığı için başarılı olamamıştır. Kırılma esas olarak 1990'ların başında başlamış ve 2002 seçimlerinden sonra AK Parti ile başlayan süreç süreklilik kazanmıştır. Türkiye'de Kürt sorunundan Kıbrıs meselesine, Alevi sorunundan dış politikaya kadar pek çok alanda "devlet" değil "toplum" referanslı siyaset başlamıştır. Yani Türkiye Siyaset ile tanışmıştır.

AK Parti'nin temsil ettiği siyasi pozisyon, "statüko-değişim" aksında değişimden yana olmuş ve bu yönü ile de sol'a denk gelirken, AK Parti karşıtı kitle partileri ise statüko savunucuları olarak sağ bir pozisyonda kalmışlardır.

AK Parti'nin devletten uzaklaşıp topluma yaklaşması ve toplumsal meşruiyetli yeni bir siyasi alan üretmesi, Türkiye'de siyaseten evrensel anlamda "sağ-sol" eksenine taşınmasının önünü açmıştır. Ancak bunun gerçekleşmesi mümkün olmamıştır. Çünkü AK Parti bu alanda yalnız kalmış ve bu siyasi yalnızlık onu daha çok muhafazakârlaştırmıştır. Başta CHP ve BDP olmak üzere siyasetin statüko-değişim ekseninden sağ-sol eksenine kaydığının fark edilememesi, ne yazık ki, onları AK Parti ve Başbakan Erdoğan "karşıtlığına" mahkum etmektedir. Muhalefetin bu bakışı değişmediği sürece de bu değişmeyecektir.

Başbakan Erdoğan'ın kürtaj ve sezaryen konusunda açtığı tartışma tam da bir partinin sağcı mı solcu mu olduğunun açık bir göstergesi olması açısından önemlidir. Başbakan Erdoğan'ın kürtaj ve sezaryen konusunda yaptığı açıklama ve aldığı siyasi pozisyon klasik olarak sağ ve muhafazakâr bir pozisyondur. Ve bu pozisyon partinin birey, aile ve toplum algısına da uyumludur. Mesele Başbakanın bu açıklaması karşısında muhalefetin sorunu "Başbakan Erdoğan" olarak görmesi ve siyasal pozisyonlarını ona göre almalarındadır.

AK Parti siyasal meşruiyetini devletten değil toplumdan aldıkça siyasi pozisyonu değişimcidir. Ancak bu yeni siyasi alanda AK Parti klasik bir muhafazakâr/sağ partidir. AK Parti'nin siyasal olarak şansı hala bu alanda tek başına olmasıdır.

Burada kendilerini sol/cu, sosyal demokrat diyen partilere büyük sorumluluk düşüyor. Onlar siyasi meşruiyeti hala toplum yerine devlette aradıkları için yelpazenin sağında statüko tarafında yer alıyorlar.

Eğer siyasetin meşruiyetini devlet değil, toplum ve birey için görseler; siyasetin AK Parti ve Başbakan Erdoğan karşıtlığından daha farklı anlam ve işlevini de keşfedecekler.

CHP'nin, BDP'nin kürtaj, sezaryen konuları başta olmak üzere AK Parti politikaları karşısında "söz"lerinin ve siyasetlerinin anlamlı olmasının koşulu devlet/örgütsel yapı için toplum için siyaset yapmaları olacaktır. Yani AK Parti'ye önce AK Parti'nin bulunduğu sivil siyasi alanda rakip olacaklar.

Aslında sadece kürtaj ve sezaryen değil, pek çok siyasal konu artık "sağ-sol" farkının açık izlenebildiği alanlar olacak. Bugüne kadar büyük siyasi alanda AK Parti'ye destek vermiş pek çok insan, bireyi, toplumu ilgilendiren pek çok konuda AK Parti'ye mesafe alabilir. Bugüne kadar demokratikleşmeden sivilleşmeye kadar pek çok alanda destek verdiğim AK Parti'ye son açıklamaları açısından yakın durmam mümkün değil.

Türkiye'de demokratikleşme, sivilleşme ve normalleşme Habermas'ın "modernleşme" konusuna yaklaştığı gibi henüz "bitmemiş bir proje"lerdir. Bu yüzden AK Parti'nin önceliği demokratikleşmenin, sivilleşmenin ve normalleşmenin derinleşmesine vermeli. Çünkü toplumsal değerlerin tartışılmaya başlandığı noktalar siyasal alanda yalnız olan AK Parti daha otoriter sulara savrulabilir. Ataerkil zihniyet otoriterliğe cevaz vermese de, tek dini yorumun topluma giydirilmeye çalışılması onu otoriter yapmaya yeter.

twitter: @murataksoy