• 5.06.2012 00:00
  • (2613)

 

Türkiye ciddi bir muhalefet boşluğu yaşıyor. Ama buna rağmen araştırmalarda AK Parti en yakın rakibinin iki katına yakın oy alıyor.

Bunun görebildiğim tek nedeni var: Kitlesel muhalefet partileri AK Parti karşısında gerçekten muhalefet yapamıyorlar. Muhalefet olarak yaptıkları şey, 'AK Parti karşıtlığı'. Bu partilerin görmediği gerçek, AK Parti'nin artık farklı bir düzlemde siyaset yaptığı. AK Parti toplumu, toplumsal talepleri referans alırken, muhalefet olduklarını söyleyenler hâlâ devlet çeperinde siyaset yapıyor. Statüko savunusu yapıyorlar. AK Parti'ye muhalif olmalarının tek koşulu 'düzlem' değişikliği.

Bu zorluğu en çok yaşayan parti hiç kuşkusuz CHP. Çünkü CHP, AK Parti karşısında sadece muhalefet değil aynı zamanda farklı bir dil, söylem ve geleneğin de temsilcisi. Bu hali ile de AK Parti karşısında en çok büyüme potansiyeli olan muhalefet partisi. Son iki yılda lider değişikliğine, üç-dört kez PM ve MYK değişikliğine rağmen, iki yıl öncesinden farklı bir tablo yok ortada. Hatta geriye gidişten bile bahsedilebilir.

Bunun temel nedeni CHP'nin siyaset yaptığı düzlem. CHP hâlâ cumhuriyetin kurucusu olmakla övünüyor. Laik ve modern bir yaşam tarzını kamusal alanda topluma benimsettiği için kendini 'sol' parti olarak tanımlamakta beis görmüyor. Ne yazık ki toplumun bir kısmı ve seçmenlerinin büyük bir kısmı da buna inanıyor ya da inanıyor görünüyor. Bunun her iki taraf için de sağlıklı bir ruh hali olmadığını sanırım söylemeye gerek yok.

CHP'nin temel sorunu siyasi meşruiyetlerini devletten alması ve modern yaşam tarzını savunmayı da solculuk için yeterli görmesidir. Böyle bir CHP'nin evrensel dünyada sol olma şansı neredeyse yoktur. CHP'yi bu yüzden evrensel sağ-sol ayrımı üzerinde değil, eski Türkiye'ye özgü statüko-değişim ekseninde, statükodan yana konumlamak mümkündür.

AK PARTİ KİTABI OKUMAKLA OLMAZ

CHP'nin bu durumdan kurtulmasının hem sol parti olmasının hem de AK Parti'ye sağ-sol ekseninde rakip olmasının ilk koşulu zihinsel ve fikirsel bir yenilenmeye girişmesidir. Bunun yolu da, geçmişe eleştirel bir yaklaşım ve redd-i mirastır.

Geçmişe eleştirel bakmak tek parti döneminden itibaren CHP'nin devletin askeri ve sivil bürokrasisiyle birlikte topluma çektirdiği acıların, geçmişin karanlık sayfalarının hesabını vermesi ve gerektiği durumlarda (mesela Dersim için ) özür dilemesidir. Bu tür eleştirel bir bakışın doğal sonucu da redd-i mirastır.

Bunu yapmak her şeyden önce cesaret işidir. Kitle partisi olarak büyümek için önce küçülmeyi göze almaktır.

Bu süreç, gündelik gelişmelere karşı politika üretmek değil, üretilecek politikaların dayanacağı zihinsel dönüşümü gerçekleştirmektir. CHP bunu yaptığı zaman devletin değil, toplumun partisi olacaktır. Ve o zaman AK Parti'nin olduğu siyasal düzleme geçmiş olacaktır. O zaman AK Parti'nin son dönemdeki klasik sağ siyasetine karşı sol politikaların temsilcisi ve taşıyıcısı olabilecektir.

CHP'de Kılıçdaroğlu'nun parti lideri olması da dahil, sonradan yaşanan olağanüstü kurultaylarda yaşanan gerilimler ideolojik olmadığı ve küçük parti içi iktidar hesabı olduğu için CHP iki yıl öncesinde daha kötü bir yerdedir.

CHP'de Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu Başkanı Prof. Dr. Sencer Ayata, bu yenilenmenin Ankara'nın ünlü kafelerinde AK Parti kitapları okuyarak olacağını sanıyorsa yanılıyor. Buradan Kemal Kılıçdaroğlu'nu uyarmış olayım. Şunu da söyleyeyim ki, Kılıçdaroğlu'nun kültürel kimliği, içinde bulunulan konjoktürde bu yenilenmeyi başlatabilmek için en büyük şans.

KILIÇDAROĞLU'NA NAÇİZANE BİR ÖNERİ

Pekçok CHP'li, Başbakan Erdoğan'ın 'Milli Görüş gömleğini çıkardık' sözünü çok ciddiye almıyor. Ama CHP'nin AK Parti'den öğreneceği çok şey var.

Her şeyden önce AK Parti kurumsal olarak 2001'de kurulmuş ama onu kuran süreç daha eskidir. AK Parti'yi kuran süreç ve söylemler 1999-2000-2001 yıllarında yaşansa da, bu fikirler 1990'ların başından itibaren bir grup aydın, akademisyen tarafından çeşitli platformlarda tartışıldı, yazıldı.

Geçtiğimiz günlerde ev taşınma sırasında kütüphanemi yerleştirirken gördüğüm ve biraz karıştırdığım bir dergi bana pek çok şey hatırlattı. Derginin adı: Bilgi ve Hikmet. Bazı sayıların kapak konuları şunlar: 'İslam'ın Modern Dünyaya Cevabı Nedir?', 'İslam ve Modern/Ulus Devlet', 'İslam ve Modern Kimlikler', 'Bir Arada Yaşamanın Formülü Nedir', 'İlerleme Değişim ve İslam', 'Din Modernizm ve Gelenek', 'Din-Devlet İlişkisi ve Laiklik'. Dergide yazan isimlerden bazıları da şunlar; Ömer Çelik, Ömer Dinçer, Yalçın Akdoğan, Bülent Aras, Necdet Subaşı, Davut Dursun, Hüseyin Besli.

Bu isimler yabancınız değil, değil mi?

Siz bu isimlere baktığınızda AK Parti'yi 2001'de kurulmuş bir parti kabul edebilir misiniz?

Üstelik o fikirsel yenilenmede Bilgi ve Hikmet tek örnek değil. Mesela Girişim, Yeni Zemin,

Ümran, Tezkire.

Kılıçdaroğlu'na ve varsa danışman ekibine naçizane tavsiyem, bu dergilere ve sonraki dönem çıkan dergilere bir baksınlar. Zihinleri açıksa öğrenecekleri çok şey var. Benden söylemesi.