• 19.06.2012 00:00
  • (2845)

 28 Mayıs 2010'da yapılan kurultayda CHP Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu aradan geçen süre içinde 2 ileri 1 geri adımla süreci idare etti. Mesela Fikri Sağlar'ı partiye üye yapmazken, Mehmet Haberal'ı üye yapabildi. Ercan Karakaş'ı milletvekili adayı yapmazken Turhan Tayan'ı yapabildi. Dersim konusunda özel alanda yaşadığı acı, sahip olduğu bilgilere rağmen "özür dileme" meselesinde Başbakan Erdoğan'ın gerisinde kaldı. Ama Kürt sorununa çözüm için elini taşın altına koydu, Öcalan'ın ev hapsi için koşullarını sıraladı.

Önyargıdan olsa gerek, CHP'deki 'olumlu' gelişmeleri yeterince görmedik.

CHP'nin Kürt sorununun çözümü konusunda başlatmış olduğu inisiyatif sonrasında parti kulislerine biraz daha yakından bakınca Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun derin bir değişimi başlatmış olduğunu görüyoruz. CHP'ye toplum nezdinde önemli bir kredi sağlayan Kürt sorununun çözümü için hazırlanan yol haritası, bu değişim sürecinin sonuçlarından birisi.

Nasıl yaşanıyor bu değişim?

Kulislerden aldığım bilgilere göre bu değişimin iki büyük ayağı var.

İlki; parti teşkilatına tam hakimiyet. Yakın geçmişte Önder Sav örneğini ve deneyimini çok iyi bilen Kemal Kılıçdaroğlu, yeni 'Önder Sav'lar yaratmamak için parti teşkilatını kendisine çok yakın bir isme teslim ederek başladı. Daha sonra, Örgütlenme ve Örgüt Yönetimleri Genel Başkan Yardımcısı olan Gürsel Tekin'i görevden alarak yerine eskiden sorumlu olduğu bakanı yani Nihat Matkap'ı bu göreve getirdi.

Kurultay öncesi ilçe ve il teşkilatlarına bazen doğrudan bazen de dolaylı müdahalelerle hem istedikleri adayların seçilmesini hem de delege sayısında istedikleri sonuçları elde etti. Bu süreçte kongrelerde çıkan kavgalar, eski Genel Başkan Deniz Baykal'ın Antalya İl Kongresi'nde yuhalanması bu değişim sürecinin ve gerilimin bir parçası. Bu aşamada Kemal Kılıçdaroğlu istediğini elde etmiş ve partiye delege ve teşkilat açısından hakim olmuş görünüyor. 17-18 Temmuz'da yapılacak olağan kurultaya Kılıçdaroğlu rahat gediyor.

Bu sürecin ikinci adımı ise değişimi tek merkezden yürütmek. Bunun anlamı, CHP'de farklı çalışma gruplarında hazırlanan rapor ve öneriler tek merkezde yani Kemal Kılıçdaroğlu'nda toplanıyor. Kılıçdaroğlu bunu ilgili gördüğü dar bir çevre ile paylaşarak son halini veriyor ve gerektiğinde kamuoyuna açıklıyor. Bu sürecin doğal bir sonucu olarak parti içindeki farklı görüşler giderek marjinal hale gelirken aykırı sesler birer parti içi muhalefete dönüşüyor ve parti içinde öyle algılanıyor.

Nitekim Kürt sorununun çözülmesi için başlattığı girişim kapsamında Başbakan Erdoğan ile görüşmesinden sonra katıldığı bir TV programında; "Bu süreç genel başkanlığıma mal olsa da dönmeyeceğim" mealindeki açıklaması, kamuoyundan çok parti içine verilmiş bir mesajdır.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun izlediği bu iki güzergâh çelişkili bir tabloyu ortaya çıkarıyor. Bu süreç bir taraftan partiyi bir tek adam partisine dönüştürürken diğer tarafta partinin 'yeni'lenmesi için de bir fırsat yaratıyor. Çünkü bir taraftan partinin geçmiş bagajları, diğer taraftan son iki seçimde parti etrafında oluşan 'zorunlu' yoğunlaşma CHP'de farklı eğilimlerin koalisyonuna yol açmış durumda. 12 Haziran seçimlerde gündeme gelen 'herkesi yakalayan parti' imajı biraz da bundan kaynaklanıyor. Bunun yapı, ancak güçlü lider ve yenileşme ile kırılabilir. CHP'nin bu yolda devam etmesi, bu sürece ayak uyduramayanların otomatik olarak elenmesi anlamını taşıyor. Bunlar tabi ki, ulusalcılar, Kemalistler ve Ergenekon'a yakın isimler. Bu isimlerin de parti içinde muhalefet arayışlarına girdiklerini söylemeye lüzum yok. Ama şansızlıkları şu ki, zamanın ruhu Kılıçdaroğlu'ndan yana.

Bu süreç CHP'yi tek başına dönüştürebilir mi? Zor. Çünkü bu dönüşümü ete kemiğe büründürecek olan 'fikir ve söz'dür. CHP'nin bu yeni fikir ve sözü üretmesinin yolu da parti dışında olan, Türkiye, sol, siyaset üzerine konuşan, tartışan, onların deyimiyle Akil Adamlar ile temas kurmasından geçiyor. AK Parti'nin kuruluşundan bu yan yaptığı ve 2007 seçimlerinde zirve yapan dönüştürücü, etkileyici koalisyonların benzerini bugün CHP başlatmalıdır. CHP, hızla bir Akil Adamlar koalisyonu kurmalıdır. Bu, CHP'nin yenileşme ve dönüşmesi içinde bir tür sigortadır. Bu açıdan bakıldığında bugünkü şartlarda CHP'nin şansı fazladır. Böyle bir süreç sadece CHP'ye katkı sağlamakla kalmaz. AK Parti'ye de, siyasete de, Türkiye'ye de büyük katkı sağlar.

Partideki ulusalcıları, Kemalistleri, Ergenekoncuları vs. düşündüğünüzde CHP'nin yenileşme ve dönüşme yolunda gideceği daha çok yol olduğunu düşünebiliriz. Ama Çin atasözü ne diyor; "Bin millik bir yol tek bir adımla başlar". CHP o ilk adımı atmış görünüyor.