• 22.06.2012 00:00
  • (2423)

 Türkiye Kürt sorununun çözümü için yeniden umutlandığı ortamda, terör çözüm umutlarını yeniden soldurdu. CHP'nin çözümün parçası olmayı siyasi hayatı için bir zorunluluk, Leyla Zana'nın çözüm için Erdoğan'ı güçlü bir siyasi irade olarak gördüğünü açıkladığı, Kuzey Irak'ta Barzani ve Talabani'nin çözüm için çaba harcadıkları, Murat Karayılan'ın verdiği söyleşide "Silahlı yolun sonuna geldik" açıklamasını yaptığı bir siyasi iklimde PKK'nın gerçekleştirdiği Dağlıca saldırısını nasıl açıklayacağız?

Bu sorunun tek bir cevabı var: Ya PKK ya da PKK içinde güçlü bir damar Kürt sorununun çözülmesini, Kürtlerin haklarını kendi varlıklarını sürdürmeye tercih ettikleridir. Bu eylemi bunun dışında açıklayabileceğimiz bir gerekçe olamaz.

Artık şunu kabul etmeliyiz: PKK içinde Murat Karayılan'dan Bahoz Erdal'a farklı isimler Kürt sorununu, sorunun çözümünü, örgütün geleceğini farklı perspektiflerde okuyorlar. Bu okumalarına bağlı olarak da merkezi yapılanmadan bağımsız eylemler gerçekleştirebiliyorlar. Bunu her söylediğimizde yakın çevremizden şu eleştiriyi alıyoruz: "Bu sizin temenniniz, PKK homojen bir örgüttür, yapılan her şey örgütün ortak kararıdır".

Eğer bu değerlendirme gerçekse yani PKK eylem ve adımlarında ortak hareket ediyorsa, Murat Karayılan'- ın, Hasan Cemal'den Ertuğrul Mavioğlu'na, Osman Sağırlı'dan Avni Özgürel'e kadar Türk medyasında görüştüğü herkese "ikiyüzlü" davranmış ve "yalan" söylemiş olduğunu söyleyebiliriz. Ya da Karayılan prestijini korumak için olayların üzerini örtmektedir. Ya da Türkiye'nin duymak istediklerini.

Bunu daha iyi açıklamak için üç örnek verelim.

Karayılan, Ertuğrul Mavioğlu'na verdiği söyleşide "geçmişteki sivil ölümler için Türkiye'den özür dilemiş ve sivil ölümlerin olmayacağını" söylemiştir. Ardından ne olmuştur, özellikle 2010-2012 arasında PKK imam öldürmekten servis otobüsü taramaya, maç izleyen ailelerden AK Partili ilçe yöneticilerine kadar doğrudan sivillerin hedef alındığı pekçok saldırı düzenlemiştir.

Geçen yıl çözüme Temmuz ayında çözüme en yakın olduğumuz noktada Karayılan'ın Özgürel'e verdiği söyleşide söyledikleri ile "herkesin protokollere devletten cevap beklediği ortamda" gerçekleşen Silvan saldırısı için "yerel birimlerin inisiyatifiyle oldu, müdahale edemedim" açıklaması yapmıştır. Oysa aynı Karayılan Taraf'a yolladığı mektupta Silvan'ın PKK iradesi ile yapıldığını yazdığını da not olarak düşelim.

Üçüncü örnek daha acıdır. Dağlıca saldırısı ile ilgili örgütten yapılan açıklamadan, saldırının bir aylık hazırlığı olduğunu öğreniyoruz. Yani PKK, Dağlıca'ya saldırıyı planlarken, Karayılan aynı günlerde Avni Özgürel'e "Silahlı yolun sonuna geldik" diyor.

Bu üç örneğe baktığımızda ne söyleyeceğiz?

Söylem ve eylem birlikteliğinin uyum içinde olduğu bir örgütten mi yoksa içinde farklı grupların farklı gündemlerinin olduğu bir terör örgütünden mi?

Tabii ki, ikincisi.

Kim ne derse desin PKK'da gelecek okuması ve bölge tasavvuru açısından birbirinden farklı gruplar var. Bir grup, hükümetin Öcalan ve Kandil'le yürüttüğü sürecin sorunu çözme kavuşturacağına inanırken, başka bir grup 2010'da Tunus'ta başlayan Arap aydınlanmasının PKK'ya bölgede yeni imkânlar yarattığını düşünüyor. O grup bu imkânı değerlendirmek için başarısızlıkla sonuçlanan devrimci halk savaşı bile ilan etti.

Kısaca ortada PKK'yı "tanıdığını" söyleyenlerin ifadesine göre, PKK ile Kürt kimliği üzerinden kurdukları "kimliksel ortak"lığı aşan derin bir kırılma ve ayrışma var. Bu ayrışma son iki yılda daha açık ortaya çıktı. Son saldırı çözüm sürecinde şahinlerin son çırpınışlarından başka bir şey değil.

Ulusal ve uluslararası alanda çözümün en çok konuşulduğu ılımlı ortamın yakalandığı ortamda gerçekleşen Dağlıca saldırısının, PKK içinde var olan bu farklılığı düşünsel ve zihinsel daha da derinleştireceği açıktır. Hatta örgüt içinde önemli kırılmalar da yaşanabilir.

Bu yüzden BDP'ye büyük bir sorumluluk düşüyor.

Dağlıca'dan sonra Selahattin Demirtaş'ın PKK'ya "silah bırakın" çağrısı geç yapılmış olsa dahi önemlidir. Bu süreçte Leyla Zana'nın sözcüsü olduğu siyaset dilini güçlendirmek gerekiyor. Çünkü BDP'nin siyaseten temsil ettiği gelenek, PKK'ya ilk defa etki yapabilme şansına sahip olmuştur. Bu süreç aynı zamanda BDP içinde de bir kırılma yaratma potansiyeline sahiptir. Şu anda güç, psikolojik olarak Kandil'den Diyarbakır'a geçmiştir. BDP'nin bu şansı sonuna kadar kullanması gerekiyor. Kullanamaması BDP'nin de bölünmesi sonucunu yaratabilir.

Bu süreci hızlandırmanın bir yolu da Öcalan'a uygulanan tecridin kaldırılmasıdır.

Yazıyı PKK'nın tamamına bir çağrı ile bitirelim: Eğer önceliğiniz Kürt sorununun çözülmesi ve Kürtlerin hak ve özgülük alanlarının genişlemesi ve onurlu bir barış ise, bunun için yapılması gereken, silahlı mücadeleye son vermektir. Aksi halde çözüm için olgunlaşan şartları sabote eden her terör eylemi PKK'nın hanesine onursuz savaş hamlesi olarak yazılır.

twitter: @murataksoy