• 26.06.2012 00:00
  • (3007)

 Son haftalarda Kürt sorununda yakalanan umudu Dağlıca saldırısı bile yok edemedi. Saldırı öncesi Kürt siyasetinde yükselen Leyla Zana'nın çığlığına saldırı sonrasında BDP lideri Selahattin Demirtaş da ses vermek zorunda kaldı ve PKK'ya "silahlı mücadeleye son verin çağrısı" yaptı.

Her ne olursa olsun, Dağlıca saldırısı Kürt sorununun çözümü konusunda ilk defa Kürt siyasi temsilcisi olan BDP'ye PKK'ya mesafe almak ve şiddete açık karşı çıkmak için bir fırsat yaratmıştır.

Daha önce Kürt sorununun çözülmesi için (dikkat terör sorunu için değil) defalarca önüne siyaset yapma fırsatı çıkan BDP (ve öncülleri) her seferinde bunu reddettikleri için siyasi parti olmaktan çok, PKK vesayetini siyaseten kullanan bir yapı olarak algılanmasına dönüşmüştür. Bunu algıyı kırmak için yakalanan fırsatın kullanılıp kullanılmayacağını göreceğiz. Bunun için BDP kadar, BDP'nin içinde olduğu ve partileşme yolunda olan Halkların Demokrasi Kongresi'ne, Kürt siyasetine göreli olarak daha yakın olan partilere ve sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşüyor. Bu kurumlardan BDP'ye siyasete çıkması için, PKK'ya yönelik silahlı mücadelenin sona erdirilmesi çağrısı her zamankinden daha çok etkili olacaktır.

Peki bu ne kadar mümkün?

Bu soruyu cevaplamadan önce PKK hakkında temel bir ayrışmaya dikkat çekelim.

Kim ne derse desin PKK artık teorik ve pratik düzlemde ideolojik bir bütünlük yoktur. Özellikle 2010 yılı başından itibaren Arap Uyanışı ile başlayan süreci PKK içindeki şahin kanat tarafından yeni fırsatlar çıkardığı düşünülmüş ve sürmekte olan barış sürecini sabote etmek için şiddet dalgasını yükseltilmiştir. Meclis'te Türkiye'denin biraz daha demokratikleşmesini hedefleyen anayasa değişikliği görüşülürken PKK şiddeti arttırmış, BDP de parti kapatmayı zorlaştıran maddenin değiştirilmesini bile boykot ederek destek vermiştir. Bunu referandumda 'boykot' tavrı ile sürdürdü. Ekim 2010 sonunda PKK'daki çözüm iradesini temsil eden Murat Karayılan, Ertuğrul Mavioğlu'na bir anlamda günah çıkardı ve "sivil ölümlerden dolayı özür diledi". Bu tarihlerde ilan edilen ateşkes çözüm sürecini yeniden canlandırdı. Öcalan "devletle büyük anlaşmanın eşiğindeyiz" derken, Murat Karayılan bu kez Hasan Cemal'e Haziran 2011 sonunda barış mesajı verdi. Bu kez 14 Temmuz 2011'de Silvan baskını ve DTK'nın gündeminde olmayan demokratik özerklik ilanı geldi. Karayılan ve Öcalan bir kez daha açığa düştü. PKK içindeki şiddet yanlıları Öcalan'ın hayatını zorlaştırmayı göze alarak yaptılar. Çünkü kendi hayatları ve geleceklerini Öcalan'ınkinden daha değerli diye düşündüler.

PKK içinde çözümsüzlük yanlılarının öne çıkması adıyla bile arkaik olan, 1970 model 'Devrimci Halk Savaşı'nın öne çıkması Suriye'de yaşanan kaosla doğrudan bağlantılı. PKK, Suriye'de doğan iktidar boşluğunu kullandı ve iktidar alanını genişletti. PKK'nın Suriye'deki iktidar alanını genişletmesi PKK'nın ömrünü göreli olarak uzatmaya yarar ama PKK'nın bölgede kalıcı aktör olmasını sağlamaz. Bugün PKK'da birbirine zıt iki farklı görüş iktidar mücadelesi vermektedir. Barışı savunanlar çözüm sürecinin yeniden başlamasını savunurken, savaşın sürmesini isteyenler bunu Suriye merkezli olarak sürdürmenin peşindeler.

Bu yüzden Türkiye'de gerçekten barış ve çözüm isteyen tüm parti, kurum ve kişilerin PKK'ya şiddete son ver, silahlı mücadeleyi bırak çağrısı örgüt içindeki barışçı kanada çağrı yapmak onların örgüt içindeki güçlerini arttırmak açısından çok önemli olacaktır.

Bu tespitten sonra gelelim yukarıdaki, Halkların Demokrasi Kongresi'nden Kürt siyasetine göreli olarak daha yakın olan partilere ve sivil toplum kuruluşlarının BDP'ye siyaset, PKK'ya silahlı mücadeleye son ver çağrısı yapabilirler mi sorusunun cevabına.

Geçtiğimiz hafta sonu Türkiye Barış Meclisi tarafından düzenlenen "Kürt Sorunu'nda Barış Çalıştayı"na katıldım. Toplantıya katıldığım bölümde özellikle laik kesimden isimlerin yaptıkları yorumlar gerçekten beni bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı. CHP bile değişirken AK Parti ile sorunu çözme iradesine yaklaşmışken, bu isimlerdeki AK Parti alerjisinin giderek bir hastalığa dönüşmesini görmek beni üzdü. AK Parti karşıtlığı, BDP'ye ve PKK'ya çağrı yapmanın önünde.

Bu yüzden en büyük sorumluluk bölgede yaşayan sivil Kürt siyasiler ve BDP içinde barışı savunan siyasetçilere düşüyor.

twitter: @murataksoy

Not: 19 yıldır bana hocalıktan çok ağabeylik yapmış olan yazarımız Ali Bayramoğlu hakkında yapılan çirkin karalama kampanyasına Genel Yayın Yönetmeni'miz Yusuf Ziya Cömert ve gazetemiz yeterince açık cevap vermiş olmalı.