• 29.06.2012 00:00
  • (3332)

 KIBRIS

Bu satırları Kıbrıs'tan yazıyorum. 1 Temmuz'dan itibaren Rum Yönetimi, AB Dönem Başkanı oluyor. Türkiye Rum Yönetimi'ni tanımadığı için adada Derviş Eroğlu ile Dimitri Hristofyas arasında sürmekte olan müzakereler (8 Temmuz 2006'da Mehmet Ali Talat ve Tasos Papadapulos arasında başladı) altı aylığına duracak.

Müzakerelerin altı yıldır sürdüğünü, birer lider eskittiğini ve henüz somut bir sonuç alınmadığını düşündüğünüzde, altı aylık ara çok şey ifade etmiyor. Ancak 2013 yılı başında Rum kesiminde devlet başkanı seçimleri olduğunu ve seçilecek liderin pozisyonunun bilinmezliğini dikkate aldığınızda, bu, müzakerelerin en az bir yıllığına durması demek.

Ancak altı yıldır sonuç alınamayan müzakerelerden yeni dönemde de sonuç alınması çok kolay görünmüyor. Çünkü mevcut durum, başta Rum kesimi olmak üzere AB, Fransa, Almanya, İngiltere, ABD ve Rusya'nın hatta son dönemde İsrail'in işine geliyor.

Kabul edelim ki, çözümsüzlük halinin özellikle son iki yıldaki gelişmeler yüzünden Türkiye için de kayıp olduğunu iddia etmek güç. AK Parti'nin, izlediği Kıbrıs politikasından beklentisi bugünkü durum değildi ama bugünkü durum şu anda çok rahatsız edici değil.

Kıbrıs konusunda Türk siyasetinde büyük kırılma AK Parti dönemi ile başladı. O tarihe kadar 'devlet politikası' olan Kıbrıs konusunda AK Parti inisiyatif alarak Erdoğan'ın deyimiyle 'daima bir adım ileri olma' politikasına geçti.

Bu politikanın ilk sonucu, Nisan 2004'te yapılan Annan Planı'nda ortaya çıktı. Türk tarafı yüzde 66 ile 'evet' derken, Rum tarafı yüzde 76 ile 'hayır' dedi. Bu sonuç, uluslararası alanda rollerin değişmesine yol açtı. O tarihe kadar 'çözüm istemeyen' taraf Türkler olarak algılanırken artık bu rolü Rumlar üstlenmiş oldu. Eğer Türkiye çözüm isteyen taraf olduğunu daha önce, mesela Denktaş zamanında gösterebilseydi süreç daha farklı işleyebilirdi.

Ancak Türkiye bu politikasında geç kalmıştı. Çünkü Rum tarafı 1 Mayıs 2004'te AB üyesi oldu. Bu üyeliğin maliyeti AB için her gün ağırlaşmaktadır. Çünkü AB Kıbrıs konusunda üstlendiği rolü yerine getirmediği gibi, bugün Rum kesiminin yarattığı siyasi maliyetleri de üstlenmek zorunda kaldı.

AB, 26 Nisan 2004'te Türk tarafının Annan Planı'na 'evet' demesinden sonra Kıbrıs Türk tarafına uygulanan izolasyonların kaldırılması kararını aldı. Ancak aradan geçen 8 yılı aşkın süreye rağmen bu konuda bir adım atıl/a/madı.

Yine 2010 yılında kabul edilen Lizbon Anlaşması ile doğrudan ticaret konusunda 'veto' yetkisini kaldıran Kuzey Kıbrıs'a, izolasyonların kaldırılması için fırsat olan 'Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü de ne yazık ki hayata geçir/e/medi.

Rum tarafının 'veto' kozu bu süreçte Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonların kaldırılması konusunda engel oldu. Rum tarafının veto kozu sadece Kuzey Kıbrıs konusunda değil Türkiye'nin AB üyeliği konusunda da sürekli bir sorun kaynağı oldu. 2006 yılında Rumların veto ettiği 8 müzakere faslı bugün halen açılabilmiş değildir.

Burada AB açısından dikkat çeken nokta şudur; 27 üyeli AB, kurulmakta olan yeni dünyada alması gereken rolü Rumlara esir düştüğü için oynayamamaktadır. AB'nin son yıllarda yaşadığı ekonomik kriz bu süreci ne kadar sürdürülebilir kılacaktır o da ayrı bir tartışma konusudur. Ancak bugünlerde Rum tarafının yaşayacağı bir ekonomik krizin maliyetinin AB'ye ağır olacağı açıktır.

Ancak şunu da unutmamak gerekiyor: Bugün AB'nin Kıbrıs konusundaki bu tavrı da siyasidir. Ve bu siyasetin arkasında Türkiye'nin bölgesel yükselişini durdurma/kontrol etme kaygısı vardır. Türkiye yükseldikçe, etki alanı genişledikçe uluslararası güçlerin çözümsüzlük isteği artacaktır.

Bugün gelinen noktada şu tespiti yapmak çok yanlış olmayacaktır: Şu anda var olan çözümsüzlük haline başta Rum tarafı olmak üzere AB, Fransa, Almanya, İngiltere, ABD ve Rusya, hatta İsrail razı görünmektedir. Şunu da ekleyelim Türkiye de bu fotoğrafta çözümü istemesine rağmen rahatsız değildir.

Çünkü Kıbrıs, son iki yıl içinde yaşanan uluslararası değişimler, Arap Uyanışı, Suriye krizi gibi gelişmeler yüzünden bir adadan çok şey ifade etmektedir. Çok klasik olacak ama hem jeostratejik konumu hem de var olan siyasi yapısıyla Kıbrıs, Kıbrıs'tan çok şey ifade etmektedir.

Müzakerelerin 1 Temmuz'dan itibaren fiili olarak altı ay durması Kıbrıs için çok şey ifade etmeyebilir ama şunu da kaydetmek gerekiyor ki, Türkiye ve Kıbrıs Türk yönetiminin adanın Kuzeyi'ne uygulanan izolasyonların kaldırılması için başta İslam dünyası nezdinde olmak üzere diplomatik çabalara ağırlık vermesi de gerekiyor.

twitter: @murataksoy