• 3.07.2012 00:00
  • (3026)

 Kürt sorununun çözümü konusunda yakalanan olumlu havayı ve çözüm iradesini 1993'te Bingöl'de, 2011'de Silvan'da olduğu gibi berheva etmek isteyen PKK, Dağlıca saldırısını gerçekleştirdi. PKK'nın bu saldırısı ne 1993'teki ne de 2011'deki sonucu verdi. Tersine çözüm iradesi daha açık biçimde ortaya çıktı.

Dağlıca saldırısının ortaya çıkardığı en önemli sonuç kuşkusuz, hem BDP hem de PKK içindeki farklılaşmayı daha da görünür kılması oldu. Eğer bu farklılaşma bugün flu görünüyorsa bunun tek nedeni silahlı vesayetin varlığıdır. PKK'nın elindeki silah BDP'yi de, Kürtleri de sindiriyor olabilir. Leyla Zana siyasi risk alarak buna karşı çıkmayı başarmıştır. BDP'ye düşen Zana'yı yalnız bırakmamaktır.

Dağlıca saldırısı, Kürt siyasi hareketinde hem sözünün hem de varlığının siyasal karşılığı olan Leyla Zana'nın Hürriyet Gazetesi'ne, PKK içindeki çözüm yanlısı Murat Karayılan'ın Avni Özgürel'e verdiği söyleşinin sonrasında geldi. Saldırı adeta hem Zana'ya hem Karayılan'a verilmiş bir cevap oldu.

Bu süreç, Kürt siyasetini analiz ederken sıkça kullanılan 'şahin-güvercin' dikotomisi giderek sahici biçimde karşılık buldu. Ve bu ayrışma sadece BDP'de değil, PKK içinde de net biçimde ortaya çıktı.

Murat Karayılan Kandil'de Avni Özgürel'e barış, silah bırakma mesajları verirken, 'Davrimci Halk Savaşı' çizgisini savunanlar aynı günlerde Suriye'de Dağlıca saldırısını planlıyorlardı. PKK'nın içindeki bu farklılaşmayı daha açık biçimde gösteren başka ne olabilir ki?

Son gelişmeler PKK içindeki 'şahin' kanadın daha güçlü olduğunu gösteriyor.

Bu tespiti Leyla Zana'nın Başbakan Erdoğan ile görüşmesinde yakalanan olumlu havanın tam ters noktada duran yazı ve söyleşiden çıkarmak mümkün.

Leyla Zana'nın açıklamalarından sonra Başbakan Erdoğan Zana'nın görüşme talebini kabul etti. Zana görüşmeden sonra Öcalan'a ev hapis dahil pek çok konuyu Başbakan'la paylaştığını, kısaca çözüm için siyaset yolunun hâlâ açık olduğunu Meclis'te yaptığı toplantıda ifade etti.

Oysa bu görüşmeden birkaç gün önce yine PKK yöneticisi Mustafa Karasu'nun Özgür Politika gazetesindeki yazısına baktığınızda bambaşka bir dili, bakışı görmeniz mümkün. Yazı açık biçimde Leyla Zana'yı hedef alıyordu. Karasu yazısında; 'Leyla Zana'nın konuşmaları çözümle de, barışla da ilgili olmayan konuşmalardır. Türkiye'nin Güney Kürdistan'daki siyasi ilişkilerinin başka bir tezahürüdür. Leyla Zana bunları söylemeden çok kısa bir süre önce Güney Kürdistan'daydı. Zaten güneyli siyasetçiler AKP'lilerle ilişkileri gereği her zaman 'AKP iyidir' demişlerdir. - Dolayısıyla, Leyla Zana'nın söyledikleri de çözüm ve barış için bir değer ifade etmiyor. Sadece Kürdistan'da etkisizleşen AKP'ye bir nefes verme anlamına geliyor' ifadelerine yer verdi.

Aynı şekilde Zana-Erdoğan görüşmesinden sonra da; KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan Fırat Haber Ajansı'na söyleşi verdi. Söyleşi 'Askeri Çözüm Sürecindeyiz' başlığıyla duyruldu. Kalkan söyleşide; 'Sanal bir PKK yaratılıyor. Gerçekten PKK yönetimi, sorumluları, temsilcileri ne demişler, ne açıklamışlar, pratikte yaşananlar neler, ne anlama geliyor, buna hiç bakılmıyor. Bunlar elinin tersiyle itiliyor, görmezden geliniyor ve de üstü kapatılıyor. Bunun dışında sanal bir PKK gerçeği üretiliyor. PKK adına açıklamalar yaptırılıyor, PKK adına görüşmeler yaptırılıyor, PKK adına neredeyse silah bırakma kararı çıkartılıyor ve böylece kendi kendine sonuca gidilen bir ortam yaratılıyor ve bu topluma empoze ediliyor. Toplum bu biçimde yanıltılıyor, toplum belleği bu biçimde çarpıtılmaya çalışılıyor' sözleriyle sert bir çıkış yaptı.

Gerek Karasu'nun gerekse Kalkan'ın sözleri PKK'nın Karayılan gibi barıştan, çözümden, silahlı mücadeleye son vermeye çok uzak olduğunu gösteriyor.

Eğer PKK içinde Öcalan, Karayılan hattı güçlü olsaydı Fırat Haber Ajansı'nda bunun yansıması gerekirdi.

PKK'da bu süreçte 'şahin' çizginin egemen olmasının sebebi elbette Suriye'deki gelişmelerdir. Bu çizgi, Suriye'de yaşanan kaosun 'kendi' ömürlerini uzattığını düşünmekte ve buna göre alan genişlemesine gitmektedirler.

Bu resim PKK'daki farklılaşmayı görünür kıldığı gibi siyaseten BDP'ye, BDP'ye oy veren ya da vermeyen özgürlükçü-demokrat Kürtlere sorumluluk yüklemektedir. Elbette ki bunların içinde en büyük sorumluluk siyasi parti olduğu için BDP'ye düşmektedir. BDP, bu süreçte eğer siyasi parti olma vasfını yeniden kazanmak istiyorsa PKK'ya ve onun şiddetine açık mesafe almalıdır.

Yakalanan olumlu hava BDP'ye bunu yapma imkanı vermektedir. BDP, Zana'ya sahip çıkmalı ve PKK'ya silahlı mücadeleye son verme çağrısı yapmalıdır. AK Parti'ye düşen de güven ortamının yaratıcı siyasi adımlar ve demokrasiyi derinleştirecek yasal değişiklikler yapmaktır.

Kürt sorunu ve Kürtler için yol ayrımına gelmiş bulunuyoruz. Yol ayrımı açık bir bölünmedir. Şimdi değilse bile yakında. Bu bölünmenin bir tarafında siyaset, diğer tarafında vesayet ve şiddet vardır. Siyaseti Leyla Zana'nın açtığı yol temsil ederken; vesayeti Kürtlerin haklarından çok, kendi varlığını ve iktidarını korumak isteyen PKK içindeki şiddet yanlıları temsil etmektedir. İlk yol hayat, ikinci yol ise daha çok ölüm demektir.

twitter: @murataksoy