• 6.07.2012 00:00
  • (2228)

 AK Parti'nin Kürt sorununu siyaseten çözme iradesini ve bu süreçte yaşananları artık tüm Türkiye biliyor. 2005 sonunda MİT'in İmralı'da Öcalan ile "çözüm"ü konuşması ile başlayan süreç, belli bir olgunluğa erişinde kamusallaştı. Yani 1 Ağustos 2009'da Demokratik Açılım olarak ilan edilen süreç, üç-dört yıllık hazırlığın sonucu. Hedef ise hem Kürt sorununun siyaseten çözümlenmesi hem de PKK'nın silahlı mücadeleye son vererek, silah bırakması.

1 Ağustos 2009'a kadar olan süreçte ve sonrasında AK Parti siyaseten hem İmralı, hem de PKK'nın Kandil ve Avrupa kanadıyla görüştü. Sonradan ortaya çıkan "Oslo süreci" bu aslında. Başbakan Erdoğan'ın 5 Ağustos 2009'da sorunu siyaseten temsil eden (o tarihteki) DTP Eş Başkanları Ahmet Türk ve Emine Ayna ile görüşmesi legal siyasi hareketin de çözüm sürecine dahil edilmesi oldu.

Elbette bu süreçte AK Parti hiç hata yapmadı demiyoruz ama Kürt sorununu çözmek için kendinden önceki hiçbir siyasi iradenin at/a/madığı adımları attı.

Ancak ne olduysa süreç PKK tarafından önce 2010'daki anayasa değişikliği ve referandum sürecinde ama esas olarak da 2011 başından itibaren kesintiye uğratıldı. PKK'nın özellikle 2011 yılının Mart ayından itibaren çözüm sürecini kesintiye uğratmasının arkasında hiç kuşkusuz Tunus'ta başlayan "Arap Uyanışı" var.

Arap Uyanışı'nın Kürt sorununun çözümü için model olabileceği tezini önce Öcalan 4 Şubat 2011'deki avukat görüşmesinde; "... Demokratik kitle gösterileri de bir özsavunma biçimidir. Örneğin Diyarbakır'da halk, Mısır'daki gibi günlerce sokaklardan ayrılmazsa, taleplerini dile getirirse, işte o zaman barış gelir. Bakın bakalım o zaman AKP kalır mı kalmaz mı, işte o zaman Erdoğan'ın kendisi bu sorunun çözümünü talep edecektir" sözleriyle dile getirse de bundan kısa sürede vazgeçti. Ancak vazgeçmeyen ve süreci "Devrimci Halk Savaşı"na dönüştüren PKK oldu. Gerekçeleri ise "AK Parti, çözüm değil oyalama peşinde".

SİYASİ ÇÖZÜMÜ PKK İSTEMEDİ

Öcalan'ın açıklamasını fırsat bilen PKK içindeki siyasi çözüm karşıtları Mart 2011'den itibaren "sivil itaatsizlik" adı altında "demokratik çözüm çadırları", "sivil Cuma" gibi eylemleri devreye soktular. PKK, bu adımla hem şiddet sürecini yeniden başlatmak hem de seçimlerde BDP'nin daha yüksek oy almasını sağlamayı hedefledi.

Ancak biliyoruz ki, Öcalan 4 Şubat'ta ifade ettiği görüşlerinden vazgeçti ve çözüm süreci devam etti. Hatta Haziran 2011'de "devletle büyük anlaşmanın eşiğine geldik" derken, PKK 14 Temmuz'da Silvan'da, DTK'da bir oldu bitti ile Diyarbakır'da toplanarak "Demokratik Özerklik" ilan ederek, AK Parti'nin beş-altı yıldır sürdürdüğü siyasi çözüm çabasını sona erdirdi.

Bu tarihten sonra AK Parti belki de en son düşündüğü "güvenlikçi politikaları" devreye soktu.

Kabul edelim ki, güvenlikçi politikalar, demokratik çözüm süreci işlemezken sorunu kangrenleştirmekten başka bir işe yaramadı. Bu süreçte gerçekleşen KCK operasyonları da, hukuk kılıfı altında siyasetin alanını daraltmaktan başka bir işe yaramadı. Kürt sorununu konuşan, yazar, Kürt siyaseti ile bir biçimde teması olan herkesin "potansiyel KCK'lı" olma iklimi yaratıldı.

Öcalan, "Diyarbakır'ı Tahrir yapma" çağrısından dönerken PKK neden bunda ısrar etti? PKK'yı hâlâ eylem ve söylemde homojen sayanların, aralarındaki rol dağılımını "iyi polis"-"kötü polis" olarak görenlerin bu soruya cevap vermesi gerekiyor.

14 Temmuz 2011'de Öcalan "Devletle büyük anlaşmanın eşiğindeyiz" derken, Silvan'da PKK, Diyarbakır'da DTK, anlaşma ihtimalini ve Öcalan'ı yok saydılar.

Önceki hafta CHP, Barzani, Leyla Zana, ABD ve yine Murat Karayılan Avni Özgürel'e "siyasal çözüm zamanıdır" derken, aynı günlerde PKK'nın Dağlıca'da Yeşiltaş Karakolu'na saldırı hazırlığında olmasını nasıl açıklayacağız?

Aynı şekilde Leyla Zana, Başbakan Erdoğan ile görüşme talebinin ardından Mustafa Karasu yazıyla; görüşme sırasında Duran Kalkan verdiği söyleşiyle Zana'yı eleştirip PKK'nın silahlı çözümden vazgeçmediğini yazabiliyorlar.

Belli ki PKK içindeki şiddet yanlıları 2011 başından itibaren Öcalan'ın, Karayılan'ın Zana'nın, Türkiye'nin görmediği bir şeyi keşfetmiş olmalılar. Arap Uyanışı'nın Suriye'de yarattığı kaosun kendilerine yeni siyasal alan açtığını ve Kandil'den Suriye'nin Kuzeyi'ne olan bölgeyi denetim altına alacaklarına inanmışlar ya da birileri bunları inandırmış.

SURİYE PKK'YA KALMAZ

Sahi Suriye'de Esed'in ve PKK'nın şansı olabilir mi?

Olası böyle şansın Türkiye'deki Kürtlerin haklarına ne faydası olabilir?

Duran Kalkan Leyla Zana'nın Başbakan Erdoğan'la görüştüğü saatlerde verdiği söyleşide "Kuşkusuz içinde bulunduğumuz süreç bir çözüm sürecidir. Fakat geçmişte olduğu gibi siyasi çözüm süreci değil, askerî çözüm sürecidir. Biz iki yıl önce stratejik değişiklik yaptık. Artık mevcut AKP yönetimi devam ettikçe Kürt sorununun siyasi çözümünün gerçekleşemeyeceği kanaatine vardık. Dolayısıyla da AKP'yi siyasi yenilgiye uğratacak aktif bir mücadele konumuna geçtik, strateji değiştirdik. Devrimci halk savaşıyla AKP siyasetini yenilgiye uğratıp Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünü böyle bir direniş temelinde gerçekleştirmeyi öngördük. Şimdi bu temelde mücadele ediyoruz" demiş.

Tüm dünyada şiddet hak arama yöntemi olmaktan çıkarken, PKK'nın bunda ısrar etmesine başta çocukları dağda olan ana-babalar karşı çıkmalı.

BDP'nin siyasete sahip çıkmayıp, PKK'ya silahlı mücadeleye son ver çağrısı yapmadığı ortamda, son umudumuz analar ve babalar çünkü.

twitter: @murataksoy