• 10.07.2012 00:00
  • (3149)

 Önümüzdeki hafta17-18 Temmuz'da CHP olağan kurultayını toplayacak. Bu kurultay ile birlikte Kemal Kılıçdaroğlu lider olarak 4. Kurultayına katılacak. Bu kurultay, Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendi CHP'sini inşa kurultayı olacak görünüyor.

Kılıçdaroğlu bu CHP'yi bir süredir içten içe inşa ediyor. Partinin Kürt sorununa çözüm konusunda attığı adım "Yeni CHP" konusunda bir milat. Bu açılım, Yeni CHP'nin ilk siyasi adımıdır. Devamının gelip gelmeyeceğini, gelecekse nasıl geleceğini önümüzdeki hafta hep birlikte göreceğiz. Şu anda CHP'de yaşanan süreç, tırtılın kelebeğe dönüşüm süreci olan koza dönemi. Bu kozadan çıkacak kelebeğin rengini ve deseninin önümüzdeki hafta net biçimde göreceğiz.

Görünen o ki, koza içinde sert mücadeleler yaşanıyor. Mücadele bu kez daha temelde partinin ideolojik fayları üzerine. Bir tarafta Kılıçdaroğlu'nun hedeflediği "kontrollü" bir değişim, diğer tarafta bu değişime karşı olanlar var.

CHP'de yaşanan ideolojik farklılaşmanın ortaya çıktığı en somut adım partinin Kürt açılımında ortaya çıktı. MYK'da bile pek çok ismin bu girişimden açıklanana kadar haberi olmaması durumu yeterince açıklıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'yi sosyal demokrat bir partiye dönüştürmeye çalışıyor. Yeni CHP'yi bu temelde tanımlıyor. Kürt sorununun çözümü için başlattıkları girişimi de bu kontekse oturtuyor.

Kılıçdaroğlu'nun bu süreçte en büyük sıkıntısı bu değişimi birlikte olduğu hiçbir çalışma arkadaşını kaybetmeden yani olabildiği ölçüde "kontrollü" ve az zararla yapmak istemesinde. Burada sorun yakın çevresinde değil, PM ve Meclis grubunda.

Aralarında ideolojik, ilkesel hiçbir ortaklığı olmayan isimler PM'ye girdi ve milletvekili seçildi.

Kılıçdaroğlu'nun MYK'daki rotasyonları, PM listesindeki rahatsızlığın bir göstergesi. Bu durum önümüzdeki hafta buna son verecek görünüyor.

Meclis grubunda ayrışma ise kendiliğinden oluyor. 25-26 Şubat'ta yapılan iki olağanüstü kurultayda çıkan tablo partideki ayrışmanın açık ortaya çıktığı resimler oldu.

Çünkü gerek PM'de gerekse Meclis grubunda bu değişime sert muhalefet edenler var. CHP'deki değişimi klasik rotadan Kemalizm'den Atatürkçülükten sapma olarak görenler var.

Kendisiyle yaptığımız söyleşide mealen; "Eski CHP'nin laiklikle, Yeni CHP'nin ise sosyal demokrasi ile anılacağını" söyledi. Bu ciddi bir kırılma.

Bu açıdan bakıldığında değişim çok açık. Çünkü halen CHP'nin PM'sinde, Meclis grubunda, delegeleri arasında "sosyal demokratlığı" kendisi için "zul" sayanlar var. Bugünlerde bu isimlerin açıklamaları kamuoyunda daha çok yansıyacak. Bu ayrışmanın yararlı olduğunu not etmekte fayda var.

Kılıçdaroğlu, CHP'nin değişmek zorunda olduğunu biliyor. Bildiği bir diğer gerçekse; partinin değişmezse marjinalleşeceği.

Kendisiyle önceki hafta yaptığım söyleşide Yeni CHP'yi; "Yeni CHP mazlumların, yoksulların, mağdurların partisi olmak durumundadır. Sorunlu vatandaşların partisi olmak durumundadır. Biz meseleyi böyle koyduk ortaya. Son iki yıldır halkın yanında, yoksulun, mağdurun yanında hep CHP oldu. Olmaya devam edecek. Van depremine biz gittik, Suriye sınırında biz dolaştık. Uludere'ye biz gittik. Urfa'da biz varız. Bu kadar halkın yanındaysak, iddiamız mağdurların partisi olmaksa, hem söylemimizi hem de programımızı sosyal demokrat bir çizgiye getirmek zorundayız. Yeni CHP, evrensel anlamda sosyal demokrat bir parti olacaktır. Parti içinde bunu hazmedemeyenler için yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Kurultay'a da, yeni PM listesine de bu yansıyacak." sözleri ile tanımladı. Bu sözler, hem CHP'nin yeni dönemini hem de partideki değişim çabasını yeterince gösteriyor.

Bu sözler aynı zamanda partideki değişime direnenlere de yolu gösteriyor.

Eğer haftaya yapılacak kurultayda Kılıçdaroğlu kendi PM'sini oluşturursa, değişeme direnenler yol ayrımına gelecekler. Ya değişecekler ya değişime sessiz kalacaklar ya da ayrılacaklar.

Bakalım partideki değişim vitrine nasıl yansıyacak?

Değişim kontrollü mü olacak yoksa sert mi?

twitter:@murataksoy