• 13.07.2012 00:00
  • (2927)

 Kürt sorununda neler olacak, çözüm sürecinde miyiz yoksa PKK içindeki şahin kanat şiddeti daha fazla mı tırmandıracak mı?

Bugün Türkiye'de ve dünyanın pek çok yerinde, pek çok kişi ve kurum bu soruların cevabını arıyor. Ankara'da, Diyarbakır'da, İstanbul'da, Mardin'de, Erbil'de, Washington'da, Kandil'de, Brüksel'de ve daha pek çok yerde. AK Parti'den CHP'ye, ABD Kongresi'nden Barzani'ye, Leyla Zana'dan Talabani'ye herkes çözüm için temas ve işbirliği halinde. Çözüm için pek çok yerde yüz yüze, telefonla görüşmeler yapılıyor.

Bu çaba içinde olanlardan biri de Kürt aydınlardan oluşan Denge Demokrat sözcüsü Turan Sarıtemur.

Birkaç gün önce başlattıkları imza kampanyası için bir elinde telefon sürekli görüşmeler yapıyor. Muhtemelen bugün gazetelerde okuyacağınız gibi pek çok isim (gibi ben de) bu kampanyaya imza verdi.

İmza kampanyası çok kısa ve mesajı çok net.

"Hiç bir savaş sonsuza kadar sürmez. Bu topraklara barış mutlaka gelecek. O gün gelsin artık. Leyla Zana'nın siyasi çözüm ve barış çabalarını destekliyoruz."

Yeni Şafak okuyucuları Sarıtemur'u daha önceden tanıyorlar. Onunla 18 Nisan 2011'de yaptığımız söyleşide Leyla Zana'ya benzer şeyler söylemişti. "Başbakan Erdoğan'ın çözüm için en büyük şans olduğunu" o zaman söylemiş ve o günlerde PKK tarafından AK Parti'li olmakla suçlanmaktan kurtulamamıştı. Aradan bir yılı aşkın bir süre geçtikten sonra Zana da, Karayılan da aynı noktaya geldi.

Denge Demokrat'ın bu çağrısını öncekilerden ayıran önemli bir özelliği var. Metin imza için herkese açık olsa da, özellikle imzacıların Kürt olmasına özel önem veriliyor. Sarıtemur, bu durumu şöyle açıklıyor; "Türklerin büyük bir kısmı çözüm istiyor. Bu önermeden sanki Kürtler çözüm istemiyor gibi bir algı çıkıyor. Oysa en az Türkler kadar Kürtler de çözüm istiyor. Şu anda konjonktür çözüm için çok uygun. Leyla Zana'nın bu süreçte yaptığı çıkış çok ama çok önemli. Zana tüm çözüm isteyen Kürtler adına çıkıştır. Zana, BDP'nin yapamadığını yaptı. Bu süreçte çözüm isteyen tüm Kürtlere düşen Zana'nın söylediklerine destek vermek, onun yalnız olmadığını hissettirmek, siyaseten elini kuvvetlendirmek ve çözüm isteğimizi ilan etmektir. Yaptığımız budur".

Bu sözler çok önemli. Çünkü benzer şeyleri daha önce yazdım.

Bugünlerde Kürt siyasetine, PKK'ya kimliklerinden, duruşlarından dolayı göreli olarak daha yakın duran kişi ve kurumların içinde olduğumuz bu süreçte çözüm sürecinin parçası olmaları çok önemli. Hep şuna inandım. Değişimi, değişime direnen merkezin içindeki aktörler başlatabilir. Leyla Zana'nın yaptığı bu. Denge Demokrat'ın başlattığı imza kampanyası bu. O yüzden hem Zana'nın çıkışı destek görüyor hem de Denge Demokrat'ın imza kampanyası.

GÜZEL ŞEYLER OLACAK

Leyla Zana Başbakan Erdoğan'ın görüşmesinden sonra geçtiğimiz günlerde yeniden Kuzey Irak'ta bazı görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerden sonra Almanya'ya gitti, orada bazı görüşmeler yapacak. Bütün bu görüşmeleri Oslo sürecinin devamı olarak okumak yanlış olmaz.

Diğer taraftan Öcalan'ın da bu sürecin içinde olduğu artık pek çok yerde konuşulan bir gerçek. Bugünlerde kendisinden önemli açıklamalar gelirse şaşırtıcı olmaz.

Bütün bu trafikte ilk hedef Ramazan'da eylemsizlik ilan etmek sonra silahlı mücadeleye son vermek.

Artık şu gerçeği herkesin görmesi gerekiyor. i)Türkiye'de AK Parti de, CHP de sorunun çözülmesini istiyor. ii)Çözüm süreci ancak şehit cenazelerinin olmadığı bir ortamda sağlıklı işleyebilir. iii)Hükümet böyle bir ortamda istese de PKK'yı oyalayamaz, çünkü toplum ve uluslar arası sistem buna izin vermez. iv)Bu şartlarda legal Kürt siyasetine düşen siyaseten daha cesur davranmak ve PKK'ya açık mesafe almaktır. Zana'yı, Denge Demokrat'ı ve Sarıtemur'u özel kılan budur.

Demokrat Kürtlere ve Türklere de düşen bu sese güç vermektir.

ALEVİLİK DİN DEĞİLDİR

CHP Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün'ün Meclis'e cemevi talebinin Meclis Başkanı tarafından DİB'ten alınan "fetva" ile geri çevrilmesi ne kadar sorunluysa; Aygün'ün sonradan "söylediğim tam o değil" diyerek geri adım attığı "Alevilik bir dindir" açıklaması da o kadar sorunludur.

Bu gelişmeden sonra konu TV kanallarında tartışılmaya başlandı. Tartışmalar, "Aleviliğin ne olduğu, İslam içinde mi, dışında mı olduğu" ekseninden yürütüldü.

Her seferinde aynı hatayı yapıyoruz.

Şu açık ki, Alevilerin ekseri çoğunluğu için Alevilik İslam'ın içinde farklı bir yorumudur. Ritüelleri ve pratikleri farklı olsa da İslam'dır.

Son tartışma örneğinde olduğu gibi sorun Aleviliğin ne olduğunda ya da İslam içi mi, dışı mı olduğunda değildir. Sorun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Alevilerin taleplerinin "laik devlet" tarafından yerine getirilip getirilmemesidir. Yani sorun teolojik değil, siyasidir.

Bu yüzden Aleviliğin gündeme geldiği günlerde, TV kanallarında, medyada salt Aleviliği bilenlerin boy göstermeleri bir anlam ifade etmiyor. Anlamlı olacak olan Alevilerin sorunlarını siyaseten temsil edenlerin konuşmasında.

Tabii varsalar.

twitter: @murataksoy