• 17.07.2012 00:00
  • (2058)

 Geçmişten bu yana "kurultaylar partisi" olan CHP, 34. Olağan Kurultayı'nı "demokrasi ve değişim" sloganı ile topluyor. Bu kurultayın CHP'de neleri, ne kadar değiştirdiğini göreceğiz.

27-28 Mayıs'ta Baykal'a karşı düzenlenen bir tür "komplo"nun sonucunda genel başkanlığa aday olan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'yi "lider" merkezli ve "dar kadro" ile değiştiriyor.

CHP gibi hem zihinsel hem de ideolojik bagajı hayli yüklü olan bir partinin tabandan tavana değişmeyeceği için, eğer olacaksa bu değişim tavandan tabana doğru olabilecek. Elbette bunun siyaset bilimi açısından garipliğinin farkındayım. Ama unutmayalım ki burası Türkiye. Bu türden gariplikler Türkiye'de "normal".

Dün pekçok gazetede CHP lideri Kılıçdaroğlu ile yapılmış söyleşiler vardı. Bu söyleşilerin tümünü okuduğunuzda hissettiğiniz tek şey şaşkınlık. Çünkü her gazeteye, o gazetenin siyasal konumuna göre şeyler söylenmiş. Genel söylem konusunda bir ortaklıktan bahsedilse de, bütün söyleşiler okuduğunuzda karşınızda kafası hayli karışık bir CHP lideri portresi çıkıyor.

Bütün bu söyleşiler, kurultay öncesi herkese bir mavi boncuk dağıtma amacıyla yapılmamışsa -ki öyleyse de- ciddi bir soruna işaret ediyor.

Çünkü, yavaş da olsa değişim sürecindeki bir parti, 12 Haziran 2012 seçimlerinde izlediği "herkesi kazanma" stratejisinin aynısını bu kurultayda izleme şansı yoktur.

Bugün yapılacak kurultayda her kesimden ismi küstürmeden PM'ye alalım kaygısı CHP'deki değişimi yavaşlatacağına şüphe yoktur. PM için ismi geçen isimlere, bazı isimlerin yaşlarına vs. bakıldığında CHP'de işlerin sandığım kadar kolay olmayacağını gösteriyor.

Bu süreçte hem Kemalistleri hem ulusalcıları hem sosyalistleri hem de sosyal demokratları bir arada tutmanız ideolojik olarak mümkün değildir. Ki Kemal Kılıçdaroğlu bunun mesajını Kadın Kurultayı'nda yeni parti programında "Sosyal Demokrat", "Sosyal Liberal", "Sosyalizm" ve "Atatürkçülük" olmak üzere dört eğilimin olacağını söyleyerek vermişti.

Burada ifade edilen dört farklı eğilim, basit değil derin bir ideolojik ayrılığı ima ediyor. Bu eğilimlerin bir araya gelebilmesinin tek bir koşulu var; Bu kimlikleri önemsizleştirecek bir "üst kimlik" oluşturmak. Bu ortak kimliğin ne olduğu ise henüz belli değildir.

Kılıçdaroğlu'nun Hürriyet'e yaptığı açıklamasındaki şu ifadeler bu kafa karışıklığını yeterince özetliyor; "Bu kurultay için 'Hedeflerimizin yüzde 100'ünü inşa etmiş olacağız' demek doğru olmaz. Yani daha bunun ince işçilikleri var. Düşünsel anlamda var. Asıl şekillenme, parti programıyla olacak. Partiyi, ana omurgasını, felsefesini değiştirmeden yenileneceğiz".

Partinin ana omurgasını, felsefesini değiştirmeden CHP yenilenebilir mi, tabii ki hayır. Bu ifadelerin tek bir açıklaması vardır; "değişiyormuş gibi yapmak".

CHP'de ikinci temel problemi de şudur; "hız".

CHP'de ideolojik ortak kimliğin belirsizliği, değişimin hızını belirliyor. Oysa tüm dünyanın ve Türkiye'nin hızla değiştiği bir ortamda yavaş değişim, zamanın gerisinde kalmaya yol açabilir.

Tarihin hızlı aktığı biz zaman diliminde, CHP'nin aradaki farkı kapatması için daha hızlı adımlar atmak zorundadır.

Bu konuda CHP'nin önünde bir AK Parti örneği bulunmaktadır. AK Parti'nin öncüllerinin -Erdoğan, Gül ve arkadaşları- FP içinde başlattıkları "yenilikçi" hareket, temelde ideolojik bir kopuştur. Siyaset algısından, siyaset yapma tarzına kadar derin bir farklılaşmayı ima eder. Bugün Başbakan Erdoğan tarafından Has Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş'a yapılan teklif -Süleyman Soylu ve BBP'yi de dahil ettiğinizde-, 12 Eylül referandumunda "evet" oyu kullanarak Yeni Türkiye yolunda katkısı bulunanlara yapılmış bir ortak yürüyüş teklifidir.

Başbakan Erdoğan'ın bu adımı, geleceğe aynı ideolojik çerçevede bakanların bir araya getirilmesi ve işbirliği yapması çağrısıdır.

CHP'nin de bugün ve yarın yapması gereken budur. CHP'nin PM ve vitrinine alması gerekenler Eski CHP'den kalan, siyaseten eskimiş isimler değil, tersine 12 Eylül referandumunda "evet" diyen, EDP ve DSİP kadroları olmulıdır. "Demokrasi ve değişim" bu birlikteliğin ortak kimliği olabilir ve bu şekilde Yeni Türkiye'ye katkı sunabilir.

Kılıçdaroğlu bunu yapabilir mi?

Kendisi ile yaptığım söyleşinin sunuş yazısını şöyle bitirmiştim; "Kılıçdaroğlu CHP'yi değiştirmeye çalışıyor. Ama iki temel zorluğu var. İlki zihinsel sınırları. İkincisi de bu sınırları kıramayacak kadar yalnız oluşu".

Bakalım Kılıçdaroğlu bu yalnızlığı aşıp, zihni sınırlarını genişletebilecek mi?

twitter: @murataksoy