• 24.07.2012 00:00
  • (3510)

 CHP hakkında bu kadar çok yazınca Alevileri yazmamak olmaz. Kurultay öncesinden Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün Meclis'te Cemevi talebine Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan aldığı modern "fetva" ile olumsuz cevap vermesi konuyu yeniden gündeme getirmişti. Aygün'ün sonradan yaptığı açıklama ile kendini tekzip ettiği ancak kamuoyuna "Alevilik bir dindir" diye yansıyan açıklaması, kendisinin PM üyeliğine mal oldu muhtemelen. Kurultay öncesinde adı PM üyeliği için geçen Aygül, Kılıçdaroğlu'na yakınlığına rağmen ne anahtar listede yer aldı ne de aday oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu verdiği bir söyleşide, "Aleviliğin bir din olmadığını" açık biçimde ifade etti. Kılıçdaroğlu Aleviliği, "Bir inanç ve Müslümanlığın bir parçası" olarak tanımladı. Ki doğru olanı söyledi. Tabi aksini düşünenlerin varlığı da bir gerçek.

Alevilik konusunda bu kadar açık bir tanımlama yapan bir lider, neden bu kimliğini (ve Kürtlüğünü) kamusal alanda gizler?

Dersim katliamı konusunda pek çok araştırma yapan, o dönem yaşananları tanıkların dilinden kayda alan bir insanın, iş siyasi alana gelince bu kimliklerini reddetmesi anlaşılabilir gibi değil.

Kendisi ile yaptığım söyleşide –yer sorunu nedeniyle yayınlanmayan- Alevilik konusunda sorularıma şu cevapları verdi:

"Siz Alevisiniz değil mi?

Evet. Aleviyim.

Neden Alevilerin sorunlarını dile getirmekte, Aleviyim demekte bu kadar zorlanıyorsunuz?

Çünkü, siyaseti din ve etnik kimlik üzerinden yapmayı yanlış buluyorum. Ne Aleviliği ne de Sünniliği siyasette kullanmayı doğru bulmuyorum. Ayrımcılıktır bu. Bu kimlikleri siyasetin dışında tutmak lazım. Siz eğer din eksenli etnik kimlik eksenli siyaset yaparsanız bu ülkeyi bölersiniz. Alevilerin sorunlarını dile getirmekte hiç çekinmiyorum, çekinmiyoruz. Bu konuda rahatız."

Kendisi kabul etmiyor ama Genel Başkanı olduğu CHP'nin Dersim (ve diğer acılar) için Türkiye'ye bir özür borcu var.

Kılıçdaroğlu'nun bu konuda görmek istemediği şu: Alevi ve Kürt olmayı kabul etmek başka, bu kimlikler üzerinden siyaset yapmak başka. Kılıçrdoğlu, bu kimlikleri siyaseten malzeme yapmayı doğru bulmuyor, ki haklı. Ama bu, bu kimleri özel alandaki folklorik öğelere indirgemesi hakkını vermez ona. Çünkü, bir kimliğin, kimliğe ait olmanın kamusal iki şartı vardı: "Söz" ve "görünürlük".

Eğer siz kamusal alanda söz söyleyemiyor ve görünür olamıyorsanız ya devlet yok saydığı içindir ya da siz kimliğinize sahip çıkmadığınız içindir.

Kılıçdaroğlu'nun bu konuda çekinmesine gerek yok. Kuracağı basit bir pragraftır: "Ben hem Aleviyim, hem Kürdüm. Hem Alevilerin hem de Kürtlerin yaşadıkları sorunlara hassasım. Tıpkı diğer toplumsal kesimlerin yaşadıkları sorunlar gibi. Alevi ve Kürt kimliğimle Cumhuriyeti kuran, bu kimlikleri yok sayan partinin başındayım. Bu konuma gelmeyi bir şans sayıyorum. Bu kimliklerimi kamasal alanda saklama gereği duymadım, ama siyaseten kullanmayı da doğru bulmuyorum. Bu yüzden Aleviliğimi ve Kürtlüğümü siyasi konuşmalarımda özel olarak kullanmıyorum." Kuracağı pragraf bundan ibaret. Kılıçdaroğlu'nun bunu yapma zorunluluğu var.

KILIÇDAROĞLU ALEVİLERE NEDEN SOĞUK?

Kamuoyunda pek çok araştırma Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanı olmasından sonra Alevilerin yüzde 95 ve üzerinde CHP'ye yöneldiğini gösteriyor. Bunu hem 12 Eylül referandumunda hem de 12 Haziran seçimlerinde gördük.

Peki CHP, bu yönelmenin karşılığını verdi mi? Buna "evet" demek neredeyse imkansız. Çünkü kamusal alanda Alevi kimliği ile tanınan, Alevi kurumlarının başında olan pek çok isim (Ali Balkız, Fevzi Gümüş, Ali Yıldırım, Ali Yılmaz, Hıdır Temel gibi.) istifa ederek, görevlerinden ayrılarak 12 Haziran genel seçimlerinde CHP'den milletvekilliği için aday adayı oldular: Ama hiç biri listelere giremedi.

Geçen hafta yapılan kurultayda da bu isimlerden Ali Balkız (isim benzerliği değilse) ve Fevzi Gümüş PM üyeliği için aday oldular ama seçilemediler.

Neden acaba?

Geçen hafta Radikal'den Koray Çalışkan, kurultay salonunun demokrasi panayırı olduğundan hareketle Fevzi Gümüş'ü destekleyenlerin renkliliğini, attığı sloganların çeşitliliğini yazmıştı. Oysa atılan sloganların en temel özelliği siyaset değil karşıtlık üzerine inşa edilmiş olmasıydı. Özellikle de AK Parti karşıtlığı üzerine. Bu siyasi bir dil değil. Bu "ötekileştiren", "düşmanlaştıran", "marjinal" bir dil. Alevilerin bu dili hızla terk etmeleri gerekiyor.

Belki de Kemal Kılıçdaroğlu, Alevi kimlikleri ile kamusal alanda siyaset yapanları bu yüzden CHP'ye yaklaştırmıyor olabilir mi?

Onlardan değişmesini istiyor olabilir mi?

O halde yazıya başlık olan soruyu bir kez daha soralım: "CHP bile değişirken, Aleviler değişmeyecek mi?"

twitter:@murataksoy