• 17.08.2012 00:00
  • (2430)

 CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün kaçırıldıktan yaklaşık 48 saat sonra serbest bırakıldı. Kürtlerin hak ve özgürlükleri için silahlı mücadele etme iddiasındaki PKK, Tunceli'nin sorunlarını sözün ve siyasetin gücüyle kamuoyuna taşıyan Hüseyin Aygün'ü neden kaçırır? PKK, sözün gücünden korktuğu için mi yoksa Tunceli ve çevresindeki gücünü konsolide etme isteğinden mi gerçekleştirdi bu eylemi?

Hüseyin Aygün'ü Türkiye, geçen yıl "Dersim katliamında CHP'nin ve devletin sorumluluğu var" açıklaması ile tanıdı. CHP içindeki ulusalcı ve Kemalist kanat Aygün'e karşı sert çıkış yapsa da, bu, Aygün'ün söylediği gerçekleri değiştirmedi. Ki son olayda da benzer zihniyette olanlar aynı tepkiyi vermeleri şaşırtıcı değil.

Bundan birkaç ay önce Meclis'in muhalefet kulisinde buluştuğumuzda bana; "Yıllarca marjinal partilerde siyaset yaptım. Alevilerin yaşadığı sorunları, uğradıkları ayrımcılığa dikkat çekmek istedim. Kemal Kılıçdaroğlu'ndan milletvekilliği teklifi alınca da kabul ettim ve siyasete girdim. Ben, Türkiye'de kimliği, inancı ne olursa olsun herkesin eşit yaşadığı bir ülke için mücadele ediyorum. Yeni CHP ile de bunu gerçekleştirebileceğimize inanıyorum" demişti.

PKK tarafından kaçırılmadan önce köylerde halkın sorunlarını dinleyen, o sorunları çözmek için uğraşan bir siyasetçi Aygün. Aygün'ün PKK tarafından hedef seçilmesi de bu yüzden. Siyasetin halkın sorunlarıyla ilgilenmesi, sorunları siyaset içinde çözmesi çözümü şiddette arayan PKK'yı rahatsız etmiş görünüyor.

NEDEN TUNCELİ NEDEN AYGÜN?

Tunceli, sivil siyaset ile meşruiyetini şiddetten alan siyasetinin mücadele alanı olmuş görünüyor. Tunceli'nin böylesine bir test alanı olmasında bölgenin kültürel ve etnik kimliğinin de önemli etkisi var. Kültürel kimlik olarak "Alevilik" ve etnik kimlik olarak "Kürtlük" bölgede öne çıkan iki kimlik. Bölgede baskın kimlik ise Dersim katliamında olduğu gibi Alevilik. Ortalama bölge insanı kendini tanımlarken Kürtlüğünden çok Aleviliğini öne çıkarıyor.

Bunu Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanı olması öncesi ve sonrası ildeki oy kaymasından izleyebiliriz.

Seçimler CHP BDP (DTP)

2002 % 24 (2 vekil) % 32 (DTP barajı aşamadı)

2007 % 16 (0 vekil) % 59 (DTP 1 vekil, Şerafettin Halis)

2011 % 56 (2 vekil) % 23 (0 vekil)

Bu tabloya 2009'da yapılan yerel seçimlerde DTP'li aday kazanmasını da eklediğimizde 2010 yılına kadar BDP çizgisindeki yükselişi görmek mümkün. Bu yükseliş 2010'da Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanı olması ile terse dönüyor.

BDP'de CHP'ye oy kaymasının ilk işareti 2010'da yapılan referandumda görüldü. BDP'nin boykot çağrısına rağmen referanduma katılım oranı yüzde 80'nin üzerinde oldu. Bunu 2011 seçimleri izledi ve CHP 2007'de yüzde 16 olan oyunu yüzde 56'ya yükseltti ve iki vekil (Hüseyin Aygün ve Kamer genç) çıkardı.

PKK'nın Aygün'den (muhtemelen Kemal Kılıçdaroğlu'ndan da) rahatsızlığının nedeni bu.

Tabi burada PKK'nın bölgedeki yerel unsurlarının özelliğini hatırlatmak gerekiyor. Türkiye içindeki en şahin grubun Tunceli çevresinde konuşlanmış birimler olduğu bir gerçek.

Öcalan'ın yakalandıktan sonra 1999'da yaptığı PKK'nın sınır dışına çekilmesi için yaptığı çağrıyı, Tunceli grubu direnmiş ve sınır dışına çıkmamıştı. Yine Demokratik Açılım sürecinde Reşadiye saldırısı, Tunceli'de yapılan karakol baskınları bu grup tarafından PKK liderliğine rağmen yapılmıştı.

AK PARTİ VE CHP'YE DÜŞEN SORUMLULUK

PKK içindeki şahin grup Ortadoğu'daki gelişmelerin kendilerine yeni egemenlik alanları açtığını düşünüyor olabilirler. Başlattıkları "devrimci halk savaşı" stratejisinin başarısızlığı hem Şemdinli de hem de Tunceli de ortaya çıktı.

Türkiye'nin terörle mücadele konusunda değiştirdiği konsept, Türkiye'deki demokratikleşme adımları (bu aralar yavaşlasa da) ve siyasetin alanının genişlemesi şiddeti bir hak arama aracı olmaktan çıkarıyor. CHP'nin bile demokratik bir çözüme sahip çıktığı Türkiye'de iş gelip BDP'de düğümleniyor.

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, haklı bir çıkış yaparak; "Hüseyin Aygün'ün kaçırılmasını kabul edilmez" demiş. Evet ama yetmez. BDP'nin hızla PKK'ya mesafe alarak siyasete sahip çıkması gerekiyor. Ancak BDP'nin kaçırılma eylemini "alıkoyma" olarak tanımlaması bile BDP'nin açmazını ortaya koyuyor. BDP eğer kendini yenileyemezse yakın gelecekte iyice işlevsiz bir partiye dönüşebilir.

Hüseyin Aygün, sözün gücünü temsil eden bir siyasetçi. PKK ise Kürtlerin haklarını şiddet kullanarak alabileceğini düşünen bir örgüt. PKK, Aygün'ü kaçırarak bölgedeki gücünü yeniden konsolide etmeye çalışıyor ve ben buradayım mesajı veriyor. Ancak PKK, bu aşamadan sonra ne yaparsa yapsın fark etmez. Çünkü çevremizdeki gelişmeler PKK'nın varlığını anlamsız hale getiriyor.

Bu aşamada AK Parti ve CHP'ye de büyük sorumluluk düşmektedir. AK Parti'ye düşen demokratikleşmeye devam, CHP'ye düşen de başlattıkları çıkışı devam ettirmektir. CHP içinde Aygün'e karşı oluşan tepki Eski CHP reflekslerini taşıyor. Tabi bir de Aygün'ün kaçırılması üzerine CHP-BDP arasında kurulmaya çalışılan ilişki var ki, nerden tutsanız elinizde kalacak cinsten.

PKK'yı işlevsiz hale getirme ve Kürt sorununun çözüm sürecini hızlandırmak siyasetin elinde. Hükümetin terörle mücadeleden bağımsız olarak, Kürt sorununun çözümünde atacağı somut adımlar bu süreci hızlandıracak PKK'yı işlevsiz hale getirecektir. Unutmamak gerekiyor ki, PKK'nın elindeki silahı etkisiz hale getirecek tek formül demokratikleşmedir, siyasetin alanının genişlemesidir.

twitter: @murataksoy