• 21.08.2012 00:00
  • (2347)

 Birkaç gün önce Şemdinli'de meydana gelen olay BDP'nin, siyasi parti kimliğinden çok PKK ile organik bağı olan siyasi yapı olduğunun açık kanıtı oldu. PKK'nın "alan hakimiyeti" stratejisinin bir aracı olan "yol kesme" eylemi bu kez BDP'li Milletvekilleri ile Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk'a "denk" geldi. Medyaya yansıyan görüntüler yolu kesenin de yolu kesilenin de memnun olduğunu gösteriyor.

Ortaya çıkan görüntülerde milletvekilleri ile PKK'lılar arasındaki samimiyet insani olarak açıklanabilir ama siyasi olarak açıklanamaz. Bu görüntülerin tek bir açıklaması vardır: Ruhunu ve zihnini PKK'nın vesayetine veren BDP, artık bedenini de teslim etmeye hazır olduğudur. Bunun ilk işaretini BDP'nin CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün kaçırılmasına verdiği tepkide gördük. BDP, Aygün'ün kaçırılması sonrasında Eşbaşkanlar Selahattin Demirtaş ve Gülten Kışanak yaptıkları yazılı açıklamada, kaçırılma eylemini kabul edilemez bulup, Aygün'ün bir an önce serbest bırakılmasını istediler. Açıklamanın buraya kadar olan kısmı hem siyasi hem de insani açıdan doğru tavır idi. Ancak açıklamada, kaçırılma eylemini "alıkoyma" olarak tanımlamak ise bir o kadar yanlış ve apolitikti. Bu dil, siyaset dili değil, PKK dili olması açısından ibretlikti. Bunu tamamlayan Şemdinli'deki görüntüler oldu. Bütün bu yaşananlar BDP'nin siyaseten geri dönülmez yola girmesi anlamını taşıyor.

Oysa son aylarda gerçekleşen bazı gelişmeler BDP'nin PKK'ya, PKK'nın uyguladığı şiddete mesafe alması açısından önemli şanslar sundu. Gerek CHP'nin sorunun çözülmesi için başlattığı girişim gerek Leyla Zana'nın yaptığı çıkış gerek BDP heyetine ABD'de yapılan telkinler gerek Barzani'nin Kuzey Irak'taki çözüm arayışı, sorunun müzakere ile çözülmesi yolunda önemli fırsatlardı. Ancak PKK bütün bunları elinin tersi ile itti ve Dağlıca'da gerçekleştirdiği karakol baskını geldi. PKK bu süreçleri sabote ettiği gibi, BDP'nin de siyaseten işlevsiz kalmasına yol açtı. İşte tam bu noktada BDP'nin eli PKK'ya karşı güçlenmişti. BDP, PKK'ya bu aşamada mesafe alabilirdi. Ama olmadı, yapamadı. Yapamamasının nedenlerini şimdi daha iyi anlıyoruz.

Son gelişmeler gösteriyor ki; BDP, siyaset yapmayı gereksiz bir uğraş olarak algılıyor. Kısaca BDP, bu süreçte PKK ve onun anlamsız şiddetine tavır almak yerine, zihnini teslim ettiği PKK'ya bedenini de teslim etmeyi seçti. Bu durum, BDP'nin Meclis'teki varlığı siyaseten anlamsız ve sembolik hale dönüştürmesi açısından da acıdır.

YENİ CHP'NİN AYGÜN SINAVI

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün kaçırılmasına, serbest bırakıldıktan sonra yaptığı açıklamalara verilen tepkilerde sınıfta kalan sadece BDP olmadı. Kaçırılma olayına verilen "danışıklı dövüş" gibi gayriinsani yaklaşımda bulunanlardan serbest bırakıldıktan sonra yaptığı açıklamada kullandığı "genç arkadaşlar" ifadesinin yapı sökümünden hareketle niyet okuyanlara kadar çeşitli tepkileri gördük.

Benim için önemli olan CHP cephesinden gelecek tepkilerdi. Özellikle Aygün'ün serbest bırakılmasından sonra yaptığı açıklamalara gelen tepkiler, Yeni CHP iddiası açısından önemli bir test olacaktı. CHP cephesinden Aygün'ün açıklamasına verilen tepkileri ikiye ayırmak mümkün.

İlk grupta tepkiler vardı. Bu grupta Aygün'ün yaptığı konuşmada PKK'lılar için kullandığı "genç arkadaşlar" kelimesine, yaşadıklarını ve ortamı anlatırken kullandığı insani dile tepki duyanlar yer aldı. Bu tepkilerin önemli bir kısmının sadece Aygün'ün açıklamalarına olmadığını bilmem belirtmeme gerek var mı. Bu tepkiler aynı zamanda Aygün'ün kişiliği üzerinden kimliğine yönelikti. İlk grupta yani Aygün'ün söylediklerinden rahatsız olanların çoğunlukla "eski" parantezine alabileceğimiz milletvekilinden parti yöneticisine kadar yelpazedeki kişilerin olması "Eski CHP" refleksinin devamıdır. Bunlara halen parti içindeki gerek milletvekili (Nur Serter gibi) gerekse PM'deki (Metin Feyzioğlu gibi) ulusalcı-milliyetçi cepheden gelen tepkileri de ekleyebiliriz. Bu tepkiler de "Eski CHP" refleksinden farklı olmadı. Bu da, mevcut CHP içinde "Eski CHP"lilerin varlığını gösteriyor. Benzer isimlerin Aygün'ün geçen yıl yaptığı Dersim çıkışına da benzer tepki verdiklerini biliyoruz.

İkincisi gruptakiler ise Aygün'ü destekleyenlerdi. Bu gruptakiler Aygün'ün hem kişiliğine hem de söylediklerine sahip çıkan CHP'lilerdi. Aygün'e sahip çıkanların aynı zamanda Yeni CHP'yi temsil eden yüzler olması önemlidir.

Hüseyin Aygün'ün söylediklerine gerek Genel Başkan gerekse MYK düzeyinde sahip çıkılması ve desteklenmesi "Yeni CHP" açısından önemlidir. Ki, bu destek Aygün'ün serbest bırakıldığında "Yeni CHP'nin milletvekili olmaktan gurur duyduğunu" ifade etmesiyle örtüşüyor. Kısaca Aygün krizinde "Yeni CHP" iyi bir sınav verdi ve iyi yolda olduğunu gösterdi. BDP'nin Meclis içinde kendi varlığını işlevsiz hale getirdiği bir süreçte, CHP'ye daha fazla sorumluluk düşüyor.

CHP bu aşamada, ne olursa olsun hükümetle daha sıkı işbirliği yapmak durumundadır. Başbakan'ın "birlikte" hareket edelim çağrısına cevap vermeli ve başlattığı açılımın içini doldurmalıdır. Çünkü, görünen tablo Türkiye'nin Yeni CHP'ye daha çok ihtiyacı olduğu şeklindedir.

twitter: @murataksoy