• 28.08.2012 00:00
  • (2930)

 Gaziantep saldırısı sonrasında BDP Eşbaşkanlardan Gültan Kışanak'ın Ezgi Başaran'a söylediği, "Eğer bu eylemi PKK'lı biri yapmışsa Kürtlerin özgürlük davası zarar görür. Sivilleri hedef alan bir stratejiyi PKK'nın benimseyeceğini zannetmiyorum. Bizim de BDP olarak böyle bir olayı kabullenmemiz söz konusu değildir. Bu konuda kafamız çok net ve açıktır." açıklamasının devamının nasıl geleceğini merek ediyorum. Çünkü, saldırıyla ilgili ortaya çıkan tüm bilgiler eylemi PKK'nın gerçekleştirdiği yönünde. Önümüzdeki günler BDP için gerçekten sınav günleri olacak.

Zira şimdiden BDP'nin Meclis'teki varlığı tartışılmaya açılmıştır. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Meclis açıldığında BDP'li milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması için Anayasa değişiklik önerisi vereceğini açıklaması durumun kritik olduğunu gösteriyor.

BDP'nin siyasi varlığını tartışılır hale getiren Gaziantep saldırısı değil. O saldırıdan birkaç gün öncesinde bir grup BDP'li milletvekilinin Yüksekova'ya giderken PKK'lar tarafından durdurulmasından sonra milletvekilleri ile PKK'lılar arasındaki samimi görüntülerdi. O görüntüler ardından gelen Gaziantep saldırısı ve bu saldırı karşısında partinin şiddete mesafe alamaması partinin siyasal varlığını tartışılır hale getirdi.

Herhangi bir siyasi partinin doğası gereği şiddetle, terörle bir bağlantısı olamaz. Siyaset alanı olarak Meclis ve kamu her türlü sorunun tartışıldığı ve çözüm üretildiği alandır. 12 Haziran 2011 seçimlerinde şimdiye kadar en güçlü biçimde girdiği Meclis'te BDP, ne yazık ki siyasi parti gibi davranmamıştır. Siyaseten önüne çıkan her fırsatı Kandil ya da İmralı'yı adres göstererek reddetmiştir. Meclis'te Kürt sorununun çözülmesi konusunda da ne yazık ki somut adımlar atamamıştır.

BDP ARTIK KARAR VERMELİ?

BDP'nin önündeki en önemli eşik, "şiddete mesafe alması ve onu açık eleştirmesidir". Bu PKK'yı değil şiddeti reddetmesidir. Son birkaç ay içinde bu konuda önüne gelen hiçbir fırsatı kullanmayan BDP son sınavını Gaziantep saldırısında veriyor.

CHP'nin yaptığı çıkış bunun için şanstı, Leyla Zana'nın çıkışı bir şanstı. Demokratik çözümün konuşulduğu günlerde PKK'nın gerçekleştirdiği Dağlıca Karakolu saldırısı gene bir şanstı. Ancak BDP bunların hiçbirinde siyasi olgunluk gösteremedi.

Her defasında aynı bildik ve gerçekle hiçbir bağlantısı olmayan nakaratı tekrarladı; "Devlet de PKK da elini silahtan çeksin". Oysa önce tetikten elini çekmesi gereken, sınır dışına çekilmesi gereken PKK'dır. Son iki yıl içinde artık sıradanlaştırdıkları sivillerin hedef alınması karşısında tetikten BDP'nin her defasında önce "PKK yapmaz" diyip, sonra "PKK'yı kınamaları"nın artık anlamlı olmadıklarını görmesi gerekiyor.

Gaziantep saldırısı BDP'nin son şanslarından birisi olabilir. Eğer dediği gibi BDP'nin "Böyle bir olayı kabullenmemiz söz konusu değildir. Bu konuda kafamız çok net ve açık"sa yapmaları gereken basittir. Aradan geçen bunca güne rağmen hiç bir şey yapılmaması, ortada yapılacak şeyin olmamasındandır.

Karşı karşıya olunan durumda; siyasi parti olarak, insan olarak şiddete mesafe almak değilse nedir?

Siyaset şiddete, haksız şiddete mesafe almak değilse nedir?

BDP'nin şiddete mesafe alamaması kendi varlığını anlamsız hale getirdiği gibi tartışılır hale de getirmiştir.

BDP'nin şiddete mesafe alamamasını siyaseten anlamlı olmasa da anlamak mümkün. Sonuçta onları seçen belirleyen iradeye siyaseten mesafe alamaması anlaşılabilir.

KÜRKÇÜ'NÜN ÇARESİZLİĞİ

Peki ya Blok adına aday olanlar ne yapıyor? Mesela "sinemasını sevip siyasetçiliğini sevemediğimiz" Sırrı Süreyya Önder, mesela Ertuğrul Kürkçü, mesela Levent Tüzel. Onların PKK'ya ne diyet borçları var? Onlar neden bu şiddet sarmalına mesafe alamıyorlar?

Dün Ertuğrul Kürkçü Radikal'den Berrin Karakaş'a konuşmuş. Söyleşiyi okuyunca Kürkçü'nün de klasik eski Türkiye siyasetçisi olduğunu anlamış oluyoruz. Çünkü, kritik bütün sorularda, sorunun cevabı hariç her şey var.

Karakaş sormuş; "BDP'nin şiddeti durdurmaya dair PKK üzerinde bir etkisi oluyor mu?"

Cevabı: "Çok çalışırsak, çok hareket edersek olur. Gültan Kışanak'ın "Antep'teki eylemi PKK yapmış ise bu Kürt davasına zarar verir" sözünden hareket edersek, bunun Gültan Hanım tarafından söylenmesi çok önemli. Hepimiz bazı olaylar olduktan önce ya da sonra tartışarak, pozisyon alarak devreye girersek insanlar bunu kaale almak zorunda kalır". Cevap devam ediyor ama biz şu anki şiddet tablosundan ve cevabın girişinden anlıyoruz ki; "çok çalışmamışlar", "çok hareket etmemişler". O zaman soru şu; "Neden çok çalışmadılar, neden çok hareket etmediler?".

Kürkçü bunun cevabını da bir önceki soruya verdiği cevapta; "bu şiddet sarmalını gördüklerini, bunu durdurmak için çabaladıklarını ama eleştirildiklerini, ciddiye alınmadıklarını" söylüyor. Sonra kendisi için çok önemli olmalı ki, PKK'lara "Siz bu tarafa buyurun" dediğini anlatıyor.

Tablo hazin.

Çünkü Kürkçü, Tüzel ve Önder diğer BDP'liler gibi siyaset yapmıyorlar. Onlar hâlâ STK'cılıkta ve onların çevresinde kalmışlar.

twitter: @murataksoy