• 4.09.2012 00:00
  • (2600)

 Güney Afrika'da geçirdiğim dört günde yoğun programdan vakit buldukça Cape Town'u dolaşmaya gayret ettik. Elbette bu kısa sürede gidebildiğimiz yerlerin sınırlılığı ırkçı 'Apartheid' rejiminin sona ermesinden sonra yaşanan değişimi izleme imkânımızı da sınırladı. İkincisi olarak, Cape Town hem demografik hem de ekonomik olarak Güney Afrika ortalamasından hayli farklı.

Güney Afrika'da yaklaşık yarım yüzyıl süren Apartheid rejimin sona erme süreci Türkiye'nin Kürt sorununun çözmek için incelediği modellerden birisi.

Ancak Kürt sorununu çözümü için hiçbir ülkenin diğerine 'model' olması mümkün değil. Çünkü her sosyolojinin hem geçmişi hem de gerçeklikleri farklı. Dolayısıyla Türkiye Kürt sorununu kendi üreteceği özgün bir yolla çözecek.

GÜNEY AFRİKA'DA AYRIMCILIK BİTTİ Mİ?

1948-1994 yılları arasında Ulusal Parti hükümeti tarafından uygulanan Apartheid rejimi, ayrımcılığı yasal olarak desteklemiş ve beyazlar dışında kalan herkesin temel insan hakkından yoksun bırakılmıştır. Dolaşma yasağında çalışılacak sektörlere kadar her alanda ayrımcılık yasalarla desteklenmiştir.

Ancak her otoriter yönetim gibi Apartheid rejimi de sona ermiştir. Bu rejimin sonunu ayrımcılığın siyasi temsilcisi olan Ulusal Parti'de politika yapan beyaz, muhafazakâr Frederik Willem de Klerk getirmiştir. İki kutuplu dünyanın sona erdiği 1989'da Devlet Başkanı olan De Klerk, 1990 yılında ırk ayrımcılığına karşı çıkan partileri serbest bıraktı. Ardından 27 yıl Robben Adası'nda tutuklu bulunan Nelson Mandela'yı serbest bıraktı. 1991'de de ayrımcı yasaları yürürlükten kaldırılmaya başlandı. Demokrasiye geçiş süreci yeni bir anayasa yapma süreci ile başladı. 1994'de ilk demokratik seçimler yapıldı ve yıllarca rejime karşı mücadele edene Afrika Ulusal Konseyi (ANC) iktidar oldu. Ve 1995'de de Nelson Mandela Devlet Başkanı oldu. Demokratikleşme sürecini başlatan De Klerk de Mandela'nın iki yardımcıdan birisi oldu.

Güney Afrika'da Apartheid rejimi bitti ama ayrımcılık bitmiş değil. Çünkü esas ayrımcılık zihinlerde ve o devam ediyor. Üstelik 1994'den bu yana üst üste 4 seçim kazanan ANC'nin şu anda izlediği pek çok politika ırkçı Ulusal Parti'den farklı değil. Başta silahlanma, yolsuzluk, işsizlik ve son olarak hak mücadelesi yapan 35 madencinin öldürülmesi. Bunlar Sosyalist Enternasyonal'e ev sahipliği yapan 'solcu' ANC'nin politikaları. ANC'nin bugün izlediği pek çok politika siyahların beyazlarla eşit olmasına değil, beyazların sosyal statülerini koruyor.

Bu yüzden son ırkçı yasanın 1995'de yürürlükten kaldırıldığı Güney Afrika'da ayrımcılığın bitmesine daha uzun zaman var. Çünkü ayrımcılık ancak farklılıkların birlikte yaşamasıyla, ilişkilerin normalleşmesi ile son bulur. Bunu CapeTown'da ne yazık ki çok fazla göremedik.

Güney Afrika'da ayrımcılık hukuki olarak bitmiş ama zihinlerdeki ayrımcılığın bitmesi ancak kuşaklar sonra olabilecek.

TÜRKİYE'NİN ŞANSI

Güney Afrika'da var olan 'zihinlerde ayrımcılık', bu açıdan Türkiye'nin en büyük şansı. Çünkü Türkiye'de Kürtlerle Türkler hala zihinde birlikte. Bölgede yaşayan insanlarda, terör mağdurlarında elbette bu ayrılığın tohumları var ama bunlar henüz tutmuş değil.

Bu yüzden Türkiye'de 'De Klerk'lere ihtiyacımız var. Ailesinden Apartheid rejiminin sahibi olan Ulusal Parti'den politikacıların olduğu, kendisin de Milli Eğitim Bakanı iken siyahların üniversitelere de girmemesine öncülük eden De Klerk'den ırk ayrımcılığına karşı çıkan partileri serbest bırakma, 27 yıl tutuklu kalan Nelson Mandela'yı serbest bırakma, ayrımcı yasaları yürürlükten kaldırılma, yeni anayasa sürecine geçmeye cesaret eden De Klerk'e geçebilecek 'cesur', 'siyasi gelecek hesabı olmayan', 'başlattığı yolda kararlı adımlarla gidecek' siyasiler ve aktivistlere ihtiyaç var.

Türkiye'nin eksiği bu.

Hükümet Kürt sorununun çözme konusunda siyasi adımlarda kararlı olamıyor. BDP, cesaret gösterip PKK'ya ve şiddete mesafe alamıyor. CHP, attığı ilk adımın arkasını getiremiyor. Şiddete karşı kamuoyunda sesleri çıkan STK'lar bu pozisyonlarını kamusallaştırma konusunda kararlı ve cesur olamıyorlar.

Türkiye bu yüzden Kürt sorununu çözemiyor. Cesur, kararlı Türklerimiz ve Kürtlerimiz yok.

Düşünün Kürt sorununu çözümünde siyasi aktör olması gereken iki parti CHP ve BDP liderleri dört gün süren Sosyalist Enternasyonal toplantısında birbirlerini sadece 'kuru' merhaba ile selamlıyorlar. Oysa Türkiye'den binlerce kilometre uzakta bir arka kapı diplomasisi yürütmek çok mu zor olurdu?

Dün sabah Beytüşşebap'da 10 genç insanı kaybettik. Belki bu satırlı okuduğunuz başka gençlerin ölüm haberleri gelecek.

Bu tabloyu ne durduracak?

Bu tabloyu ancak Kürt ve Türk 'De Klerk'ler bozabilir.

twitter: @murataksoy