• 11.09.2012 00:00
  • (3018)

 Taraf gazetesinden Emre Uslu peş peşe yazdığı yazılarla "Kürt sorunu çözülürse PKK biter mi?" sorusuna cevap arıyor. Cevabı, demokratikleşmenin PKK'yı güçlendireceği yani "hayır" PKK bitmez şeklinde.

Köşe yazarı olsa da mesleki olarak bir "bilim insanı" Uslu. Sosyal bilim gibi sınanabilirliğin mümkün olmadığı bir alanda bu kadar "kesin" hükümler vermek ne kadar doğru kendi kendine sorması gerekiyor.

Uslu'nun bu soruya verdiği "hayır" cevabı, ihtimallerden sadece biridir ve kesinliği de "evet" kadar imkansızdır. Bu sorununun cevabı "evetten hayıra" giden ihtimaliyetler arasındadır.

Yılardır bu konuyu izleyen birisi olarak Uslu'nun biraz da "alaycı" tanımlamasıyla "müzakereciler" diyenlerden neredeyse hiçbiri o soruya "evet" demiyor. Onların "evet"i demokratikleşme sürecinin sonunda PKK'nın etkisinin sona ereceği tezine dayanıyor. Uslu'nun müzakerecilerin "evet"ini "temenni" olarak sunup, kendi "hayır" cevabına "bilimsel" argümanlar üretme çabası bu tartışmada fazlasıyla sakil kalıyor.

Uslu'nun bu sorunlu tezine rağmen kabul etmek zorunda kaldığı gerçek; "demokratikleşme"nin PKK'dan bağımsız olarak devam etmesi gerekliliği. Ki, bu son tahlilde Kürt sorununun demokratikleşme ile çözüleceğine inananların da temel tezi.

Yeniden tartışmaya dönersek; karşımızda bilimsellikten daha öncelikleri olan sosyolojik bir sorun vardır. Sorun Türkiye'nin demokratikleşmesi. Tüm vatandaşların kendini birinci sınıf olarak görmesi, kamusal alandaki ayrımcılık ve asimilasyonun sona ermesi ve herkesin Türkiye'ye aidiyet duyması.

Uslu tezini; 1) "Geçiş süreci" tanımlamasına, 2) Avrupa'da demokratik ülkelerdeki hak ve özgürlüklerin kullanılmasının PKK'yı "var" ve "güçlü" kılmasına, 3) Demokratikleşme ve PKK arasında kurduğu "0 (sıfır) toplamlı oyun" varsayımına dayandırıyor. Uslu'nun her üç tezi de sorunludur. İlkinden başlayalım.

"Geçiş dönemi" bilimsel değil, siyasal bir varsayımdır. Uslu, içinde olunan süreci "geçiş dönemi" diye tanımlayarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Oysa bu öznel bir tanımlamadır ve hangi bilimsel verilere dayandığı açık değildir. Geçiş dönemine kim, nasıl karar verdi? Bu dönem ne kadar sürecek? Hiç birinin cevabı yoktur. Yani önerme "bilimsel" değil "siyasidir".

Demokratikleşme zaaf değil güçtür. Uslu tezini güçlendirmek için Avrupa'nın demokratik ülkelerini örnek veriyor. Ve demokratik özgürlüklerin PKK'yı güçlendirdiğini ifade ediyor. Oysa demokratik Avrupa ülkelerinde PKK'nın "varlığı" ve "gücü" olmayanın varsayılmasıdır. Elbette Uslu, PKK'nın Avrupa'da var olduğunu söylemiyor. Ancak Kürt sorunu konusunda hassasiyet gösteren kurum ve insanların tümünü PKK ile özdeşleştirmek en basit biçimi ile "temenni"nin gerçeklik gibi algılanmasını hedeflemektir. Burada Uslu açık bir hileye başvurmaktadır.

Avrupa'da olan, demokratik standartlar içinde örgütlenme ve ifade özgürlüğünün kullanılmasıdır. Eğer burada ilgili ülkeler, yasalarının çiğnenmesi karşısında gerekli tedbirleri almayıp müsamaha gösteriyorlarsa bu, o ülkelerin Türkiye'ye karşı hasmane tutumundan kaynaklanmaktadır.

Demokratikleşme PKK'yı bitirmeyebilir. Uslu'nun üçüncü temel sorunu da demokratikleşme ile PKK arasında kurmuş olduğu "0 (sıfır) toplamlı oyun" kurgusudur. Türkiye'nin demokratikleşmesi ile PKK'nın bitmesi arasında asla oransal bir ilişki yoktur. Burada aslolan örgüte olan toplumsal desteğin azalması ve PKK'nın zaman içinde marjinalleşmesi ve ülke dışında bir "terör örgütü" olarak varlığını sürdürmesidir. Uzun vadede PKK'nın ülke dışında bir terör örgütü olarak varlığını sürdürmesinin, Türkiye'nin demokratikleşme standardı ile ilgisi yoktur.

Uslu'nun PKK'yı bitirmek için önerdiği şiddet karşıtı networkların ortaya çıkması da doğrudan demokratikleşme ile bağlantılıdır. Demokratikleşmenin olmadığı noktada siyaset cılız bir bahçeye döner. Son olarak Türkiye'nin demokratikleşmesi temel hak ve özgürlüklerin güçlenmesini sağlayabileceği gibi "alternatif networkların" da çoğalmasını sağlayacaktır. Bu, demokratik standartların güçlenmesi kadar bu networklara insanların ihtiyaç duymasıyla da ilgilidir.

Uslu'ya Not: Uslu bilim insanı olarak yazdığında zaman zaman tartışma yaratacak tezleri ileri sürüyor. Bunların tartışılmasında yarar var. Ama Uslu'nun temel sorunu kullandığı üslup. Bu tartışmada da benzer "ciddiyetsiz" üslubu görüyoruz. Mesela "Müzakerecilerin anlattığı hikâye" gibi ifade, konu ne kadar önemli olursa olsun tartışmaya davet eden bir dil değildir.

twitter: @murataksoy