• 21.09.2012 00:00
  • (2483)

 Artan PKK eylemleri ve şehit cenazeleri Türkiye'yi milliyetçi bir havaya sevk ediyor. Böyle olunca da konuşulması gereken esas sorunları konuşmak, ihmallere dikkat çekmek, alternatif ses olmak zorlaşıyor.

Şunu kabul edelim: PKK, Mart 2011'de bu yana Kürtlerin hak ve özgürlükleri ile bağını tamamen koparmış, kendisini uluslararası mücadele arenasının bir aktörü olarak gören örgüte dönüşmüştür. PKK, Arap Uyanışı ile başlayan sürecin bölgede kendisine alan açıldığını düşünmekte ve bu gücüne de Türkiye'de gerçekleştirdiği eylemlerle kanıtlamaya çalışmaktadır. Yani PKK'nın Türkiye'deki eylemleri kendisini bölgesel aktör getirme amaçlı görünmektedir.

Bu süreçte PKK yalnız değil. Suriye'deki kaos ortamı PKK'ya güç verdiği gibi İran başta olmak üzere, Türkiye'nin bazı 'müttefikleri' de PKK'ya örtük biçimde destek olmaktadırlar. Bunu Türkiye'ye verdikleri sözleri tutmayarak yapmaktadırlar. Çünkü müttefik ülkeler arasında Türkiye'nin bölgesel aktörlüğünü henüz içlerine sindirememiş olanlar bulunmaktadır.

Bu açıdan Türkiye sadece PKK ile değil birden fazla ülke ile mücadele ediyor.

Ne yazık ki, bu tablo Türkiye'de iki kesim tarafından yeterince iyi okunmuyor. İlki BDP. İkincisi de iktidarından muhalefetine Türk siyaseti.

BDP'NİN SİYASETSİZLİĞİ

BDP Kürtler adına siyaset yaptığını söyleyen, kimlik temelli bir siyasi parti. Kendilerini her şeye rağmen Türkiyeli olarak görüyor ve kabul ediyorlar. Ancak siyaseten bunu ne yazık ki hayata geçiremiyorlar. BDP, siyaseten PKK'nın geldiği yeri görmek, görse de kabul etmek istemiyor. Bu durum ister istemez BDP ile PKK arasında bir makasa işaret ediyor.

Bu makas farkından dolayı BDP, son aylarda birçok kez PKK'ya ve onun şiddetine mesafe alma konusunda fırsat yakaladı. Ne yazık ki hiç birini kullanmadı. Üstelik sahip olduğu yerel yönetim deneyimine, sahip olduğu 30'un üzerindeki vekile rağmen.

BDP'nin bu tercihinin anlamı şudur; ya kendini ruhen ve bedenen PKK vesayetine vermiştir ya da PKK'nın bölgesel aktör olmak hedeflerini zımnen kabul ettiğidir. Her iki durum da, BDP'nin siyasal varlığını hükümsüz kılmaktadır.

SİYASETİN KARAR ANI YAKLAŞIYOR

Bu tabloyu yanlış okuyan ikinci aktör ise iktidarından muhalefetine Türk siyasetidir.

Şu çok açık, PKK'nın arttırdığı şiddetin karşılığı terörle mücadele konusunda hukuk içinde kalarak daha etkili önlemler alınmasıdır. Türkiye son birkaç yıldır bu konuda önemli mesafe aldı. Ancak burada sorun olan durum, özellikle askeri konularda yaşanan zafiyet, ihmallerin yeterince hızlı, etkili soruşturulup sonuçlandırılamamasıdır. Bu konuda yapılan eleştiriler ne yazık ki, art niyetli algılanmanıza yol açmaktadır. Oysa iktidar kim olursa olsun ordunun demokratik denetimi sürekli var olmak zorundadır.

Türk siyasetinin bu tabloyu okumadaki eksiği Kürt sorunu ile terör sorununu yeniden örtüştürmesidir. İktidar kanadından gelen 'Kürt sorunu yoktur', CHP'nin 'Oslo görüşme tutanaklarının' açıklanması aynı ortak siyaset okumasının ürünüdür.

CHP lideri Kılıçdaroğlu dün 'Oslo görüşmelerine değil içeriğine karşı olduğunu' söyledi. Bu ana muhalefet partisi açısından önemlidir. Bu tavrın devamı çözüm konusunda ortaya net irade koymak olmalıdır. Bu açıdan Türk siyasetinin şu konuda bir karar vermesi gerekiyor: Kürt sorunu nasıl çözülecek? Eğer CHP de AK Parti gibi Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımızın sorunları vardır noktasında ise geçmiş olsun. Bu oyun böyle sürer gider. Suriye'de kaos devam ettikçe Türkiye'de şiddet devam eder.

Bu tablonun terse dönmesinin tek koşulu Kürt sorununun varlığı kabul edilip bu konuda atılması gereken adımlar konusunda siyasi inisiyatif almaktır. Bunu AK Parti ve CHP birlikte yapabilir ve yapmalıda. Aksi dururmda hem AK Parti için hem de CHP için siyasi ortaklık konusunda tek tercih olan MHP devreye girecektir.

AK Parti'nin MHP ile ortaklığı Türkiye'yi milliyetçi bir iklime taşır. CHP'nin MHP ile ortaklığı AK parti'nin siyaseten yalnızlaştığı ulusalcı-millici bir çizgiyi yükseltir. Her iki seçenek de Türkiye'yi demokratikleştirmez. Bu yüzden AK Parti ve CHP'nin birlikte hareket etmekten başka şansı yoktur.

Türkiye siyaset artık bir karar vermek zorundadır. Ya Kürt sorununun varlığını terörden ayırarak, çözüm için adımlara atmaya başlayacak ya da PKK'nın yükselttiği şiddet dalgasına sadece terörle mücadele yöntemleri ile karşılık verecek.

İlk adım Türkiye'yi demokratikleştirir, ikincisi ise otoriterleştirir. Zaman daralıyor, tercih anı yaklaşıyor.

twitter: @murataksoy