• 25.09.2012 00:00
  • (2894)

 Türkiye, Kürt sorununun çözümünde siyasetin devre dışında kaldığı bir süreçten geçiyor. PKK, 1991-92 döneminden sonra bir kez daha kapıldığı 'erken iktidar hastalığı'nın sonucu olarak terör eylemlerini arttırdı.

Asker-sivil ayrımı yapmadan girişilen terör eylemleri Türkiye'de siyaset yapıcıların da elini kolunu bağlıyor. Son yıllarda Kürt sorununun çözülmesi konusunda en demokratik adımları atmış olan AK Parti bile bugün 'Kürt sorunu yoktur' noktasına gelmişse, durum gerçekten vahim demektir.

Aynı şekilde CHP de, Mayıs ayında kimsenin beklemediği anda başlattığı ama devam ettiremediği açılımın sonuna gelmiş görünmektedir. Parti sözcüsü Haluk Koç'un açıklama amacının hükümeti 'zorda bırakmak' olarak ifade ettiği Oslo görüşme notları ne yazık ki, Yeni CHP'yi değil Baykal'ın CHP'sini anımsatıyor.

CHP'nin görmediği nokta şu; AK Parti'nin Kürt sorununun çözümü ve PKK'yı dağdan indirmek için İmralı'dan Kandil'e, Erbil'den Brüksel'e kadar sürdürdüğü 'Oslo görüşmeleri' 12 Eylül 2010'da yapılan Anayasa referandumunda yüzde 58'lik 'evet' oyu ile kabul görmüştür.

Koç'un aradan iki yıl geçtikten sonra AK Parti'yi zorda bırakma amacıyla açıkladığı notlar, Yeni CHP'ye ve Kılıçdaroğlu'na vurulan bir darbedir. Bu darbeyi, Kılıçdaroğlu'nun, 'Terörü bitirmek için görüşmeler yapılabilir' açıklamasıyla telafi etmesi oldukça güçtür.

Siyasetin bittiği noktada sivillere düşen tek şey 'şehitleri ve ölümleri saymak' olmamalı. Nitekim bu kaygıyla hareket eden ve kamuoyunda 'Akil Adamlar' diye bilinen 'Diyalog ve Temas Grubu', bu siyasetsizliğe biraz nefes aldırmak için harekete geçen bölgedeki STK'ların öncülük ettiği bir girişim.

Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar, Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, Mazlumder Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahim Ay ve İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici'nin öncülük ettiği 17 kişilik grup, iki toplantının ardından yol haritasını, siyasi partilerle görüşme ve bir diyalog ortamı oluşturma olarak açıklamıştır.

Önceki gün Diyalog ve Temas Grubu'nun dört davetlisinden üçüyle (Mehmet Emin Aktar, Abdurrahim Ay ve Raci Bilici) buluştum.

Buluştuğum günün sabahında BDP ile görüşmüşlerdi. Grubun BDP ile yaptığı toplantıya Eşbaşkan Gültan Kışanak ve Eşbaşkan Yardımcısı Meral Beştaş katılmış. Aktar, toplantının verimli geçtiğini, süreçten umutlu olduklarını söyledi. Yine Aktar, grupla ilgili olarak; hem şans hem de riske dikkat çekti: 'Girişimin kamuoyuna mal olması meşruiyet açsıdan elimizi güçlendiriyor ama aynı zamanda beklenti çıtasını yükselttiği için de risk oluşturuyor. Bu yüzden yolumuza olabildiğince temkinli devam etmek istiyoruz'. Görüşmedeki en gencimiz olan Mazlumder Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahim Ay da, 'Biz insani bir sorumluluk olarak doğru olduğuna inandığımızı şeyi yapıyoruz. Ne birinden görev aldık ne de talimat. Ölümlerin durması ve siyasetin devreye girmesi tek amacımız' dedi. İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici de Ay'dan farklı düşünmüyor.

Diyalog ve Temas Grubu'nun bundan sonraki yol haritasında AK Parti ve CHP ile görüşmek var. Bu hafta bu iki partiden randevu talep edeceklerini ifade eden Diyarbakır Baro Başkanı Aktar, Cuma günkü 'AK Parti ve CHP'ye düşen siyasi sorumluluk' yazıma gönderme yaparak; 'Bu hafta bu partilerden randevu isteyeceğiz. Bize randevu verip vermeyecekleri onların siyasi sorumluluğu ile doğrudan alakalı' dedi ve ekledi: 'Bu süreçte siyasi partilerin atacakları sembolik adımların bile büyük önemi var. Kendilerine bunu anlatacağız. Eğer bu şiddet ortamının azalmasına biraz katkı sunacaksak ne mutlu bize.'.

Gerçekten de hem AK Parti, hem de CHP, Türkiye'nin içinde bulunduğu ortamda siyaseten büyük bir sorumluluk altındalar. Başbakan Erdoğan'ın televizyonda söylediği 'Ben destek olurum' açıklaması orta yerde duruyor. Umarım CHP de olumlu bakar ve bu girişime 'AK Parti projesi ya da yeni bir Oslo Süreci başlatılmak isteniyor' diyerek karşı çıkmaz.

Temas ve Diyalog Grubu'nun yapmayı istediği, siyasete biraz nefes aldırmak. Tabii siyaset de bunu istiyorsa...

Balyoz Davası'na not: Gerek iddianamesi ile gerekse dava ekleri ile Balyoz Davası, kimsenin ortada darbe girişimi yoktu diyebileceği bir dava değildi. Dava boyunca yaşanan hak ihlallerine verilen ağır kararlar eklenince davaya gölge düştü. Ama benim açımdan en ağırı ise mahkum edilenlerin 'babalık haklarının' mahkeme kararı ile gasp edilmesidir. Bu hak, yasal olarak var olsa da bu dava özelinde meşru ve vicdani değildir.

twitter.com/murataksoy