• 23.10.2012 00:00
  • (3238)

 Kürt sorunu ile Suriye'deki gelişmeleri artık birbirinden ayrı okumanın imkânı yok. Bundan sonra Kürt sorununda atılacak adımlar ya da izlenecek yol haritası Suriye'deki gelişmelere bağlı olacak. Ya da tersi. Son bir ay içinde Suriye ve Kürt sorununun çözümü konusunda öne çıkan üç gelişme var.

I.

Türkiye'nin, Suriye konusunda bundan önce kendini konumlandırdığı Esed karşıtlığı konumunda göreceli olarak hissedilen yumuşama. Bu, Esed'in yerine Tarık El Şara'nın önerilmesi ile başladı. Ardından gelen bütün hamleler, Türkiye'nin önceliğinin 'Esed gitsin'den, 'çatışmalar dursun' noktasına gelindiğini gösteriyor.

Bayramda silahların susturulması için yapılan girişimler, Türkiye-İran-Rusya, Türkiye-İran-Mısır-Suudi Arabistan gibi alternatifli formüller hep bu arayışın sonuçları. Bu nokta belki Türkiye'nin en baştan itibaren alması gereken bir pozisyondu.

Bu açıdan Suriye konusunda Türkiye, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Beşşar Esed ile 9 Ağustos'ta yaptığı görüşme öncesine dönüş arayışını gösteriyor.

II.

Kürt sorunu konusunda birbirine bağlı iki gelişme var. Bunlardan ilki Kandil'in TSK'nın etkili terörle mücadelesi sonucunda aldığı darbeler. İkincisi de Suriye'de Esed'in ve/ya Baas rejiminin gevşeyerek varlığının devam etmesi ihtimali. Ki bu PKK/PYD'nin önünü kapanması demektir.

PKK'nın hem Türkiye'den aldığı darbe hem de Suriye'de önünün kapanması kendini konumlandırdığı 'bölgesel aktör olma' hedefini gözden geçirmesine yol açmış görünüyor. Bu yüzden BDP ve Öcalan üzerinden yeniden bir müzakere arayışı söz konusu. PKK'nın bu tavrı da Haziran 2011'e dönme arayışı olarak okunabilir.

III.

Bu gelişmelerin bir başka sonucu ise Abdullah Öcalan'ın hükümet tarafından da öne çıkarılmasıdır. Gerek Başbakan, gerek Adalet Bakanı tarafından yapılan açıklamalar yani MİT'in gerekirse yeniden görüşebileceği ya da yeni bir Oslo süreci konusundaki açıklamalar bu süreçte Türkiye'nin muhataplık konusunda Kandil ve BDP'yi değil, İmralı'yı daha önemsediğini gösteriyor.

Neredeyse eş zamanlı yaşanan bu gelişmeler Türkiye'de hem AK Parti ve CHP'yi, hem de BDP'yi daha çok siyasete çıkmaya zorunlu kılıyor.

Açıkça Kürt sorununda bir kilitlenme söz konusu. Bu kilitlenmenin temel nedeni de siyasetsizlik. Yapılacak o kadar çok şey, atılacak bunca adım varken siyasetsizlik sadece sorunu derinleştirmekten başka bir sonuç vermiyor ne yazık ki.

AÇLIK GREVLERİ SONA ERDİRİLMELİDİR

Bu aşamada yapılması gereken ilk iş, amacı ve iradesi ne olursa olsun insani açıdan kritik noktaya gelen, devam etmesi halinde kalıcı izler bırakabilecek olan ölüm oruçlarının sona erdirilmesidir. BDP'li milletvekilleri ile Adalet Bakanlığı arasında süren görüşmelerin bir an önce sonuca bağlanması önem taşımaktadır.

İkinci olarak bu süreçte sorumluluk alması gereken parti BDP'dir. Öcalan'ın yeniden gündeme geldiği bugünlerde BDP'nin rüştünü ispat etme imkânı vardır. Bunu da ancak siyasete sahip çıkarak, şiddete mesafe alarak yapabilir.

Üçüncü olarak CHP ve AK Parti'ye büyük sorumluluk düşmektedir. AK Parti, bugüne kadar Kürt sorunu konusunda attığı adımlarla rüştünü büyük ölçüde ispat etmiştir ama atılacak adımlar bitmiş değildir. Bugüne kadar AK Parti'nin iradi olarak attığı adımları bundan sonra daha ileri götürecek olan siyasi muhalefettir. Yani CHP'dir.

CHP ne yazık ki, Mayıs ayında başlattığı hamlenin gerisine düşmüş ve Emniyet Müdürü'nün Türkçe söylediklerinden sonra 'anadil ülkeyi böler' noktasına gelmiştir. Yeni CHP iddiasındaki liderden bunları duymak ne yazık ki hayal kırıklığı. Ki tersine Kürt sorunu Yeni CHP'nin vereceği en önemli sınavdı ve kaldı.

İMRALI İLE MÜZAKARELER BAŞLADI MI?

Bugünlerde herkesin en çok sorduğu soru; İmralı ile görüşmeler oluyor mu, oluyorsa iyi şeyler olacak mı?

BDP çevresinde genel hava görüşmelerin sürdüğü şeklinde. Geçen hafta BDP'li Sırrı Sakık ve Hasip Kaplan, Öcalan ile görüşmelerin olduğu şeklinde açıklamalarda bulundular. .

Gerçekten de gerek Ankara'dan gerekse İstanbul'dan aldığımız bilgiler İmralı ile görüşmeler olduğunu doğrular nitelikte.

Bayramda görüşebilmek amacıyla ailesinin ve bir grup avukatın yaptığı görüşme başvuruları kabul edilmiş. Bu bir iki gün içinde çok olağanüstü gelişmeler olmazsa Öcalan bayramda ailesi ve avukatlarla görüşecek.

Kısaca Türkiye birçok açıdan müzakerelerin sürdüğü 2011'in ilk yarısına dönmüş noktadadır. Ama bu konjonktürün daha ne kadar süreceği belirsizdir. Bu yüzden siyasetin bir an önce devreye girmesi gerekiyor.

twitter.com/murataksoy

Kaynak:http://yenisafak.com.tr/yazarlar/MuratAksoy/ocalan-devreye-ne-zaman-girecek/34617