• 30.10.2012 00:00
  • (2522)

 Dün Ankara'dan Türkiye'ye yansıyan gaz biberli, protestolu görüntüler, cumhuriyetin ilanının 89. yıl kutlamasından çok ideolojik kamplaşmanın yarattığı gerilimin resmi oldu. Toplumun yüzde 95'nin Meclis'te temsil edildiği bir ortamda bu görüntüler düşündürücü. Ortaya çıkan görüntüler üzerine düşünmesi gereken tek bir kurum var; siyaset.

Peki umutlu olmak mümkün mü? Zor. Zor çünkü, bu görüntülerin bir parçasında ana muhalefet partisi CHP var.

CHP'ye gelmeden önce bu konuda iktidara düşen önemli sorumluluğu hatırlatmak gerekiyor. Emniyet'in Ankara'daki alternatif kutlamaları yasaklama gerekçesi olarak provokasyonu öne sürmesi ancak inandırıcı kanıtlarla anlamlıdır. Yasaklama istisnai bir uygulama olmalıdır. Aksi durumda ortaya çıkan manzara otoriterleşen bir sisteme gidiş olur.

Alternatif cumhuriyet kutlamasını yapanların marjinalleşmeleri ideolojik bir tercih olduğu kadar toplumsal değişimi okuyamamalarının doğal bir sonucudur. Ama böylesine bir marjinalleşmeye ana muhalefet partisinin sırf yasaklandığı için katılması anlaşılır gibi değildir.

AK Parti'de yaşanan siyasal yoğunlaşma karşısında siyasal bir odak olması gereken ana muhalefet partisinin tersine marjinaleşen parti/lerin siyasi partneri olması anlaşılır değildir. Yine CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı'nın kutlama töreni alanında bulunan 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yalçın Ataman ve subaylara seslenerek; 'Sizin korumanız gereken cumhuriyete biz sahip çıkıyoruz' demesi hayli ironik ve talihsizliktir.

Cumhuriyet kutlamaları CHP'de var olan akıl tutulmasını ortaya çıkardı. CHP'deki akıl tutulması cumhuriyet kutlaması ile sınırlı değildir.

HANGİ CHP?

CHP'nin 12 Haziran seçimlerinde oluşan Meclis grubunda farklı CHP'lerin temsil edildiğini biliyoruz. Aytun Çıray'dan Hüseyin Aygün'den, Mehmet Haberal'dan Sezgin Tanrıkulu'na kadar ideolojik olarak hiçbir -gerçekten hiçbir- ortaklığı olmayanların aynı çatı altında olması anlaşılır değil. Bu tabloya rağmen Kemal Kılıçdaroğlu 17-18 Temmuz'daki olağan kurultayda liderliğini tescil etmiş ve farklı CHP'ler parti içinde kalan söylemlere dönüştü.

Aradan geçen 3 ay gibi kısa bir sürede bu tablo değişmeye başlamıştır. Farklı CHP'liler seslerini daha güçlü biçimde kamusallaştırmaktadır. Bunun temel nedeni Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi liderliğindeki zaaftan kaynaklanmaktadır. Bu tabloyu parti içi çokseslilik olarak sunmak da kendini aldatmaktan bir şey değildir.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun liderliğinin zaafa uğradığı en büyük alan Kürt sorunu konusundadır. Çünkü burada sergilenen siyaset tam bir akıl tutulması örneğidir.

CHP Mayıs ayında Kürt sorununun çözülmesi konusunda önemli bir çıkış yaptı ama gerisini getiremedi. Getirmesi de mümkün değildi. Çünkü önerdiklerinin hayata geçmesi öne sundukları Meclis'te uzlaşma şartı imkânsızı istemekten başka bir şey değildi. Olmadı.

Kılıçdaroğlu'nun o günlerde kullandığı 'Sorunun çözümü siyasi hayatıma mal olacaksa feda etmeye hazırım' sözleri hoş bir aforizma olarak kaldı. Benzer sözü bayramın 2. günü gittiği Diyarbakır'da Belediye Başkanı Osman Baydemir'e de söyledi. Peki Kılıçdaroğlu ve CHP Kürt sorununun çözümü için ne yapıyor?

Neredeyse hiç.

Kılıçdaroğlu; haklı olarak çözüm yeri olarak Meclis'i adres gösterirken; Abdullah Öcalan'ın parçası olduğu bir müzakere ve çözüm arayışına karşı olduğunu söyledi. Açlık grevinin bitirilmesini istiyor ama açlık grevlerinin gerekçelerinden biri olan Öcalan'a karşı. Geçtiğimiz günlerde Kılıçdaroğlu; anadilde eğitimin ülkeyi böleceğini söyleyebildi. Kürtlerin en temel sorunları karşısında karşımıza Yeni CHP değil eskisi çıkıyor.

ATAMADIĞI ADIMLAR GERÇEKTEN SONU OLABİLİR

Kısaca Yeni CHP'nin rüştünü ispatlayabileceği Kürt sorunu konusunda 'at/a/madığı' adımlar yüzünden, sorun hakkında çok şey söyleyen ama hiçbir şey yapmayan bir parti havası yaratılmasına yol açmaktadır. Bütün bunlar CHP'deki büyük akıl tutulmasını gösterdiği gibi başka bir tehlikeyi de gün yüzüne çıkarmaktadır. O da Kılıçdaroğlu'nun liderliğinin yeniden tartışmaya açılmasıdır. Yani Kılıçdaroğlu sorunun çözümü yolunda attığı adımlar için değil atmadığı adımlar yüzünden siyasi hayatının sonuna gelebilir.

En son AK Parti'nin Siyasal İletişim Ofisi'ne (SİLO) yaptırdığı 'Türkiye Siyasal Durum Araştırması'nda CHP seçmeninin yüzde 38.1'i Mustafa Sarıgül'ü, yüzde 37.7'si de Kemal Kılıçdaroğlu'nu genel başkanlığa uygun görüyor. Aynı soruya Türkiye seçmeninin cevabı ise, yüzde 39.2 Mustafa Sarıgül iken; Kemal Kılıçdaroğlu'nu genel bakan görmek isteyenlerin oranı yüzde 19.5.

Başka bir şey söylemeye gerek var mı?

twitter.com/murataksoy

Kaynak:http://yenisafak.com.tr/yazarlar/MuratAksoy/akil-tutulmasi-ornegi-olarak-chp/34727