• 9.11.2012 00:00
  • (1943)

 Resmi tarih kandırmacılarından birisi de; 'I. Dünya Savaşı'nda Almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık' anlayışıdır. Sanki Osmanlı tek başımıza savaşa girse kazanacakmış gibi. Oysa gerçek, Osmanlı Almanya ile müttefikti ve savaşı kaybetmişti.

Yukarıdaki anlayışı önceki gece yarısı sonuçlanan ve Barack Obama'nın yeniden kazandığı başkanlık seçimlerini izlerken düşündüm. Türk medyası ABD seçimlerini çok yakından izledi.

Nihayet Obama kazandı. Obama kazanınca biz de rahat bir nefes aldık. I. Dünya Savaşı'nda Almanya yenildiği için biz de yenilmiş sayılmıştık ya; bu kez Obama kazanınca sanki biz de kazanmış olduk.

Sonuçta Demokrat Partili Obama'nın kazanması Türkiye dahil pek çok ülkede memnuniyet yarattı. Bunun temel nedeni, Obama'nın demokratlığının yanında, hem iç, hem de dış politikada izlediği politikaların Cumhuriyetçi Parti'den farklı olması.

İç politikada ekonomik kriz karşısında sosyal adaletçi, halkçı, bireysel hak ve özgürlük temelli politikalar izlerken; dış politikada daha barışçı ve katılımcı bir politika izlemeye gayret ediyor Obama.

Bu gayretin arkasında sadece iradesi yok Obama'nın, aynı zamanda bir zorunluluk da var. ABD'nin yeni dünyada liderliğini sürdürebilmesinin koşulu bu yaklaşım. Kısaca Obama sadece ABD'deki değişimin değil, dünyada yaşanan büyük değişimin farkında olarak bu politikaları izliyor.

1989'da çift kutuplu dünyanın sona ermesi ile birlikte dünyada yeni bir süreç başladı. Bu süreç hâlâ bitmiş değil ve 2020-30'lu yıllara kadar da bitecek gibi görünmüyor. Yani bir geçiş sürecindeyiz. Bu sürecin sonunda yeni bir dünya düzeni kurulacak. Bu açıdan içinde olduğumuz yıllar tarihin yeniden yazıldığı, bizim de parçası olduğumuz yıllar.

Türkiye, dünyada yaşanan geçiş dönemini en iyi okuyan ülkelerden birisi. Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren başlayan değişim süreci, bir anlamda dünyada yaşanan değişim süreci ile örtüştü. Türkiye, dünyada yaşanan değişim dalgasının üzerinde yükseldi.

Türkiye'nin son yıllarda izlediği aktif dış politika, çift kutuplu dünya sonrası yeniden oluşmaya başlayan küresel hiyerarşide yükselmek isteyen bir ülkenin politikası. Bu süreçte Türkiye'nin en büyük şansı güçlü bir siyasi iradenin bu politikaya sahip çıkması, içerde ekonominin sağlam olması ve bölgesel çıkarların şu anda tekli hiyerarşide en üstte olan ABD ile örtüşmesi.

Geçiş süreci esas olarak siyasal düzlemde yaşansa da temelde yaşanan zihinsel değişimi süreci. Bu zihinsel değişim sadece bireyler ve toplumlar düzeyinde yaşanmıyor; uluslararası sistem açısından da aynı arayışı yani demokratlığı ima ediyor.

Demokratlık; bireysel düzeyde insanı, başka insanlara mahkum edip farklı olanla eşdüzeyli-eşit bir ilişkiyi başlangıç noktası kılarken; uluslararası sistemde her ülkenin gücünü değil, eşitliğini başlangıç noktası olarak alan bir sistem arayışını temel alıyor. 2. Dünya Savaşı sonrası kurulmuş ve o anın güç ilişkilerine göre kurumlaşmış, bazı devletlere imtiyaz sağlayan uluslararası sistemin artık sonuna geldiğini söylüyor.

Bu açıdan bakıldığında uluslararası küresel sistem de demokratlaşıyor.

Türkiye'nin, Başbakan Erdoğan'ın son olarak Endonezya'da başta BM olmak üzere uluslararası kurumların yapılarına yönelik eleştirisinin temelinde bu arayış yatıyor.

Türkiye, dünyanın yeniden kurulduğunun farkında ve bu yeniden kurulan dünyada hem etkili olmak, hem de bölgesel güç olmanın temelinde katılımın ve eşitliğin yattığını biliyor.

Obama ve ABD bunun farkında. İki kutuplu dünya sonrasında kendiliğinden ortaya çıkan tekli hiyerarşinin devamının güç ile değil ikna ile devam edebileceğinin farkında Obama.

Obama'yı tüm Türkiye'nin, hatta dünyanın desteklemesinin arkasında yatan gerçek bu. Türkiye gibi dünya da bu sürecin olabildiği ölçüde barış içinde devam etmesini istiyor.

Türkiye, Obama'nın kazanmasına haklı olarak seviniyor. Çünkü bu, Türkiye'nin bölgesel güç olarak önünün açık olmaya devam etmesi anlamını taşıyor. Ama Türkiye'nin bunun sürdürebilmesinin koşulları var. Obama sadece yeni bir küresel sistemin kurulmasının önünü açmıyor. O, aynı zamanda daha eşit, daha özgürlükçü, daha adaletli bir dünya kurmaya gayret ediyor. Ve Türkiye de iç politikasında bunları dışlayarak ne yeni düzende kurucu bir güç, ne de bölgesel güç olabilir.

twitter.com/murataksoy

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/MuratAksoy/obama-kazaninca-biz-de-mi-kazanmis-olduk/34883