• 13.11.2012 00:00
  • (2662)

 Son birkaç ay içinde yaşanan olayları alt alta koyduğunuzda karşınıza çıkan, büyük bir kaos ve bölünmüşlük resmidir. Giderek ağırlaşan ve yakın dönemde başka bir veçheye bürünmesi muhtemel Kürt sorunu başta olmak üzere 29 Ekim, 10 Kasım'da ortaya çıkan ve 1990'lara dönüş olarak okuduğum kimlik eksenli kutuplaşma öne çıkan iki temel tartışmadır.

Devlet-toplum ilişkisi normalleşirken, askeri vesayet gerilerken, siyasetin alanı genişlerken bu yaşadıklarımız normal mi?

Değil. Değil çünkü, Türkiye'de siyaset, toplumsal değişimi taşımak yerine bizatihi toplumu esir almaya başladı. Ve siyasetin öznesi toplum değil, siyaset olmaya başladı. Toplumun siyaset algısı ve siyasete bakışı normalleşirken bizatihi siyaset, toplumsal kutuplaşma üzerinden meşruiyet üretmeye başladı. Bu, tarihin tersine akmaya başlaması demektir. Kısaca siyaset AK Parti'den CHP ve BDP'ye kadar kötü sınav veriyor.

AK Parti, kendini hem içinden geldiği gelenekten hem de tüm siyasi partilerden farklılıklaştırarak bir çekim merkezi oldu. 2002'den sonra 2007'de yüzde 47 ve 2011'de yüzde 50 oy ile iktidar oldu. Geçmişte yüzde 21 ile yüzde 26 ile hükümet kuran başbakanları düşününce; yüzde 50'lik toplum desteğinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Peki yüzde 50 oy almış, 10 yıllık hükümet toplumsal sorunların çözülmesi konusunda attığı büyük adımların devamı olan küçük adımları atma konusunda neden imtina eder?

Örneğin mapushane ziyaretinde Kürtçe konuşma engelini kaldıran, okullarda Kürtçeyi seçmeli ders yapan AK Parti, KCK Davası'nda Diyarbakır'daki daha ilk duruşmada ortaya çıkan Kürtçe savunma krizinin çözümü için neden iki yıl bekledi? İnsanın en doğal hakkı olan anadilde savunma hakkı için açlık grevlerinin başlaması mı gerekiyordu?

Cezaevlerinde 62 günü geride bırakan açlık grevlerinin sona ermesi için siyasetin öncelik olması gerekirken, idam tartışmasının gündeme gelmesi ne anlama geliyor?

Türkiye'nin normalleşmesine büyük katkı sunan AK Parti'nin Kürt sorunu başta olmak üzere demokratikleşmenin derinleştirilmesi konusunda daha kararlı durmasını beklemek hakkımız.

Bu noktada hemen ifade etmek gerekir ki, AK Parti'nin en büyük zaafı bizatihi muhalefettir.

AK Parti siyasetin meşruiyetini devletten topluma taşırken yalnız kaldı. Geride kalan 10 yıllık süre içinde çeşitli platformlarda toplumda meşruiyet arayan kişi ve grupların yolu AK Parti ile kesişti. Kimisi oy verdi, kimisi içinde siyasete girdi.

AK Parti siyasetin alanını topluma taşırken; anamuhalefet CHP başta olmak üzere MHP, siyasi meşruiyetini devlette aramayı, devleti kutsamayı sürdürdüler. CHP'de Kemal Kılıçdaroğlu ile başlayan "Yeni CHP" söylemi, değişim için umut yaratsa da; partiden gelen farklı ve birbirini tekzip eden açıklamalar, umudu, umutsuzluğa bırakıyor. Böyle olunca parti içindeki farklı CHP'liler daha görünür oluyor.

Bu görünürlüğün en kristalize halini 29 Ekim ve 10 Kasım'da gördük. Kılıçdaroğlu'nun da parçası olmak zorunda kaldığı resim "Eski CHP" refleksinin parti yönetimini bile içine almasıdır. 29 Ekim ve 10 Kasım'da ortaya çıkan resim, 2007'de partiye başarı getirmediği seçim sonuçları ile görülen "laik-ulusalcı" söylemden oluşmaktadır.

Laik-ulusalcı söylem, en temelde meşruiyeti toplumda değil, devlette aradığı için sonuç vermez. Bu yol, CHP için geçmişteki yenilgilere bir yenisini eklemekten başka bir sonuç ortaya koymayacaktır. Yeni CHP'nin önündeki seçenek; "laik-ulusalcı" koalisyonu değil, meşruiyeti toplumdan alan ve AK Parti ile meşruiyet siyasetinde değil, değer siyasetinde rakip "sosyal demokrat-sol liberal" koalisyondur. Eski CHP'ye dönüş sadece toplumsal değil, siyasal kutuplaşmayı da arttıracağı için sorunludur. Bu açıdan Kılıçdaroğlu ve CHP için yol ayrımı hızla yaklaşmaktadır.

Siyaset açısından bir diğer şansızlık BDP'dir. BDP, Kürt sorunu konusunda AK Parti'ye olumlu adımlar attırıcı siyaset değil, tersine PKK ve Kandil'in vesayetine teslim parti görüntüsü çizmiştir. 62 günü geride bırakan açlık grevlerinin vebali, bugün en çok BDP'nin ve kendini mahkûm olduğu siyasetsizliğin üzerindedir. Siyasetin toplumu bu kadar kutuplaştırması kabul edilebilir değildir.

Bu olumsuz tabloya rağmen çözümün adresi yine de siyasettir. Bunu talep edecek olan toplum, bu taleplere kulak verecek olan siyasettir.

Türkiye içinde olduğumuz gerginliği, siyasal ve toplumsal kutuplaşmayı daha fazla taşıyamaz.

twitter.com/murataksoy

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/MuratAksoy/tarih-tersinden-mi-akmaya-basladi/34947