• 11.12.2012 00:00
  • (2159)

 Pınar Selek adaletten alacaklı. Bizse ona hukuk yoluyla reva görülen zulmün tanığıyız.

13 Aralık'ta 13:00'te Çağlayan Adliyesi C Kapısı'nda buluşuyoruz.

Razı gelmediğimiz adaletsizliğe

karşı hep birlikte direniyoruz.

2014 yılında yapılacak seçimlere daha uzun zaman olmasına rağmen, başta İstanbul olmak üzere İzmir, Ankara gibi büyükşehirlerde kimlerin aday olacağı, alabileceği konuşulmaya yazılmaya başladı.

CHP ile yapılan haberlere partiden tepki gelse de, benzer kulisler AK Parti'de de var. AK Parti'de özellikle 3. dönem milletvekilliği süren, önümüzdeki dönem seçilemeyecek olan ancak Erdoğan'a yakın isimlerin adları büyükşehir belediye başkanlıkları için konuşuluyor. Mesela İstanbul için AB Bakanı Egemen Bağış'ın, İzmir için Binali Yıldırım, Ankara için Ali Babacan, Samsun için Suat Kılıç'ın adları konuşuluyor. Bunları çoğaltmak mümkün.

AK Parti ile ilgili bu tür kulisler pek yankı bulmuyor. Bunun nedeni de bu konularda son kararın Başbakan Erdoğan'ın verecek olması.

AK Parti'nin tersine CHP'de ise bu tür tartışmalar heyecan yaratıyor. Bu, tepki gösterseler de CHP için olumlu.

Nitekim gazetemizde iki gündür İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için parti kulislerinde geçenlerle ilgili haberler var. Pazar günü yayınlanan "İstanbul Pazarlığı" başlıklı habere, partiden anında yalanlama geldi.

Dün yayınlanan "CHP'de Kavga Erken Başladı" haberimize ise henüz herhangi bir tepki gelmiş değil.

CHP'nin ilk haberi yalanlaması, Sarıgül ile haberde adı geçen isimlerin resmi bir görevlendirme ile görüşme yapmadıkları şeklinde. Kılıçdaroğlu'nun haberle ilgili olarak soruma verdiği cevap aynen şöyle; " Sayın Sarıgül'le ilgili olarak televizyonlarda söylediğim söz dışında birşey yok... Özel bir görüşme hiç olmadı... Arkadaşlarım da herhangi bir görüşme yapmadılar..."

Buna rağmen dün yayınlanan ancak herhangi bir tepki gelmeyen "CHP'de Kavga Erken Başladı" haberi ise Sarıgül ile parti arasında ilişkilerin gayriresmi olarak sürdüğünü göstermektedir.

Medyada CHP'yi, parti içindeki farklı düşünceleri ortaya çıkaran haber ve tartışmaları çok sağlıklı. Bu tartışmalar "ideolojik" temelli olmasa da varlığı önemli. Bu tartışmalar, CHP'yi, parti tabanını düşünmeye sevk ettiği için, Yeni CHP filizini büyüteceği için yararlı. Buna rağmen bu tür haberler CHP cenahında "bizi dışardan karıştırmaya çalışıyorlar" tepkisi alması ilginç.

Gelelim başlıktaki soruya; CHP İstanbul'u alabilir mi?

Yerel seçimlerin genel seçimlerden temel farkı "parti"den çok "aday" kimliğinin öne çıkmasıdır. Ancak son yıllarda AK Parti'nin genel seçimlerde elde ettiği başarılar bu kuralı AK Partili adaylar için istisnai hale getirmiştir. CHP'de adayın kim olacağı önemliyken, bu, AK Parti için önemsizdir.

Bu gerçeği göz önüne aldığımızda CHP için en güçlü aday kuşkusuz Mustafa Sarıgül görünmektedir. CHP'nin Sarıgül ilgisi kadar Sarıgül'ün CHP'ye ilgisi daha sınırlıdır. Ya da ilgi göstermeyi tercih etmiyor. Sarıgül, şimdilik gelişmeleri izliyor ve adaylık için uygun koşulların oluşmasını bekliyor. Kendisi için en kötü olasılık yeniden Şişli'den aday olmak olarak görünüyor.

Diğer taraftan her parti gibi CHP'nin de İstanbul'u alma şansı var. Tabi bunun en temel şartı siyaset yapmak, siyaseten risk almak. Bunun dışında birkaç asgari koşulu var. İlki iyi bir aday. İkincisi "sorun temelli" –ki burada İstanbul'dur- toplumsal koalisyon kurmak ve üçüncüsü de katılımcı bir yerel yönetim vaadidir. Sıralamada tersi de mümkündür. CHP İstanbul'u kazanmak adına toplumsal bir koalisyona girer mi, farklı toplumsal gruplar ve partilerle işbirliği yapar mı, bunu göreceğiz. Ama CHP'nin diğer sol, sosyal demokrat partilerle teması İstanbul iddiası için önem kazanmaktadır. Her ne kadar bu önerimi "Bizi CHP ile buluşturmaya kararlı" sitemleri ile karşılasalar da Yeşil Sol Gelecek Partisi, SODEP, SHP, DSİP ve mümkünse BDP ile koalisyon siyasi risk isteyen bir hamle. Bu partilerle katılımcı yerel yönetim temelli kurulacak koalisyon ile CHP, İstanbul seçimlerinde şansını pekala arttırabilir.

Bu senaryo gerçekleşmesi zor bir senaryo açıkçası. Ama tüm bunlar İstanbul'un, katılımcı bir yerel yönetim mantığı ile yönetilmediği gerçeğini değiştirmiyor. Bugün İstanbul'a "Küçük Türkiye" muamelesi yapılmakta ve merkezi planlama ile yönetilmektedir.

Her şeyin merkezden kararlaştırıldığı, şehrin Doğu-Batı aksında olabildiğince genişlediği, modern yapılarla siluetinin değiştiği ama tarihi İstanbul'un (Tarihi Yarımada ve Pera) Osmanlı'nın modernleşmesi ve Cumhuriyeti temsil eden yapı stoğunun ikincilleştirildiği, şehrin hafızasının silinmeye çalışıldığı bir süreç yaşıyoruz.

Hakkını teslim edelim belediye İstanbul'a büyük yatırımlar yapıyor, asgari belediye hizmetlerini karşılıyor ama bunun karşılığı İstanbulluları ruhu olmayan binalara sürüp, tarihi İstanbul'un sermaye ağına teslim edilmesi olmamalı.

Bugün Taksim'deki emrivakiyi, Emek sineması ve İnci Pastanesi'nin başına gelenleri, iyi bir yerel yönetim uygulaması olarak kim savunabilir?

twitter.com/murataksoy